İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Buyurun ‘Balkondan Geçen Vapur’a

H. AYHAN TİNİN

Hatta deniz görmeyen bir balkondan geçen vapur!

Nihayet tiyatroya geri dönüş…

Ayağımın tozuyla geçen seneden izlemediğim fakat aklımda kalan birkaç oyuna gittim geçen hafta.

Fakat yeni bir oyun ararken ‘Balkondan Geçen Vapur‘ oyunun ilk gecesine rastladım. Doğru Şişli Tiyatrosu’na…

İyi yazılmış bir tiyatro metni, heyecanlı oyunculuklar ve tiyatro kahramanlarıyla karşılaştım.

Önce oyundan başlayalım.

Kurtuluş semti ya da eski Tatavla’yı metin dekoru olarak seçen oyun, Handan’ın öyküsünü anlatırken İstanbul’un eski çok kültürlü ve renkliliğine göndermeler yaparak izleyenleri bir buçuk saat boyunca farklı çağrışımlara sürüklüyor.

Handan ve Nalan. Hangisi gerçek hangisi yalan?

Kentsel dönüşüm felaketine uğramış/uğrayacak bir semtin, çocukluğun kuyusunda kalmış anılarından ne kadarını kurtarmak mümkün olabilir?

Kerime Nadir’den Yeşilçam’a kadar türlü göndermeleri içinde barındıran oyun, eski bir mahallenin renkli yüzlerini, ilişkilerini anlatırken; oyuna girerken ve çıkarken caddede görmekten fenalık geçirdiğimiz siyah minibüs kalabalığından farklı bir İstanbul anlatıyor.

Üstelik bunu yaparken seyircinin gözüne sokmadan ‘Biraz da sen düşün’diyerek keyifli bir cimrilikle az az veriyor mesajlarını.

Meraklısı bilir.

Bugünün Kurtuluş semti İstanbul’un tarihinde önce Ayios Dimitrios diye bilinir. Daha sonra bölgedeki at ahırlarından dolayı Tatavla adını almıştır. Ancak semti asıl ünlü yapan ne Ermeni, Rum, Musevi ya da eski İstanbul dilinde söylendiği gibi ekalliyetin yoğunluğudur ne de ünlü tavernaları ve mezecileri…

Mahalleye ününü kazandıran, yaklaşık beş yüz yıl boyunca kökleri Dionysos şenliklerine kadar uzanan bir karnavala ev sahipliği yapmasıdır. Zamanla çoğu kıymetli özelliği gibi bu şehrin tarihinden kaybolan bir şenlikti bu… Çok değil, üniversite yıllarımızdan geriye kalmayan anılarımız gibi… Ne gittiğimiz sinemalar ne çay bahçeleri ne otobüs/troleybüs hatları, meydanlar, parklar hiç ama hiçbir şey geriye kalmadı kişisel tarihimizden; ayakları kesilmiş bir orta sehpası gibiyiz. Sanki İstanbul’un tarihi siyah minibüslerle başlayıp bitiyor! Eminönü’nde yıllarca yeni yapılan iş hanlarının altında, iş makinalarıyla gece gizlice parçalanan mermer sütunları, mozaikleri saymıyorum bile… Hangi kadim şehir kendine böyle bir kötülük yapar?

Oyun bütün bunları düşündürecek kadar zengin katmanları olan bir yapıya sahip… Belki biraz daha farklı bir tempo ve dramaturji içinde bu derinliklerin sahneden seyirciye daha hızlı ve etkili geçmesi sağlanabilir. Yine de bunu yazarken oyunun ilk gecesi olduğunu unutmuyoruz.

Sahnede oyunculuklar içten ve samimi, oyun yönetimi sade ve etkiliydi.

Oyunu yazan ve kostümleri tasarlayan, aynı zamanda sahnedeki oyunculardan biri Filiz Bingöl Akgül, diğer oyuncu Handan Delipınar, her ikisinin de emeğine sağlık.

Oyununun iki yönetmeni var; Selçuk Delipınar ve Murat Akgül, tahmin edeceğiniz gibi oyuncuların eşleri… Bir aile tiyatrosundaydık. Bu dört kahraman tiyatro insanını kutlamak gerektiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda onlara destek olan kim varsa…

Çünkü bugünün ekonomik şartlarında sahneye bir oyun koymak, prodüksiyonunu, provasını, ışığını kostümünü hakkını vererek, seyircinin tiyatro keyfinin emrine sunmak gerçekten kahramanlık. Yaklaşık 200 ödeneksiz profesyonel tiyatronun her yıl perdelerini hangi güçlüklerle açtığını biliyoruz.

Bir teşekkür de Şişli Tiyatrosu’na… Seyirciye tertemiz ve gerçek bir tiyatro salonu sundukları için… Bulunduğu yere bakacak olursak çoktan siyah minibüslerle gezen turistlere yönelik, üç katlı bir çul çaput mağazası olmadıysa, arkasında bir emek, bir yürek olduğuna inanıyoruz.

Kaybolan bir mahallenin hayaleti üzerine çöken Handan’ın hikayesini izlemek, Ayhan Işık’ı, kesekağıdı yapan bakkalları, balkondan sallanan sepetleri, vita kutularını, pencerelere gerilen çamaşırları, kuyuları, arka bahçeleri anımsamak isterseniz; buyurun ‘Balkondan Geçen Vapur’a…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın