İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

NİTELİKLİ EĞİTİM İÇİN ORTAK BİR VAKIF SİYASETİ ÜRETEBİLİR MİYİZ?

AYLİN KOÇUNYAN

18 Aralık 2022 Pazar günü yapılan Pangaltı Mıhitaryan Ermeni Katolik Manastırı ve Mektebi Vakfı seçimleri, pek çok tartışmalar gölgesinde gerçekleşti. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yayımlanan seçim yönetmeliği uyarınca, sadece Türkiye’deki Ermeni Katolik cemaatine mensup bireyler bu seçimlerde oy kullanabildi. Oysa bazı kesimlerdeki beklenti, hem öğrencileri, hem okulun personel ve yönetici kadrosunda hem de Mezunlar Derneği’nde farklı mezheplere mensup Ermenilerin yer aldığı Mıhitaryan gibi bir kurumun seçiminin, bu tarz sınırlamalara tabi tutulmaması ve Ermeni toplumunun geneline açık olması yönündeydi. Pek çoğumuzun eğitim hayatıyla ilk kez tanıştığı, evinde duyduğu Ermenicenin zorlayıcı dilbilgisi kurallarıyla tanıştığı ve bahçesinde çocukluk yıllarından itibaren derin dostlukların kurulduğu bir kurum etrafında bu tarz duygusal beklentilerin şekillenmesi, ilk bakışta hepimize meşru görünüyor.

Bu seçimlerin, Apostolik Ermenilerle Katolik Ermenileri sanki aynı toplumun mensupları değilmiş gibi karşı karşıya getirmesi, tarih boyunca yaşanmış ilk deneyim değil. Bu bölünmenin kökenleri; Osmanlı Ermenilerinin 19. yüzyılda pek çok faktörün etkisiyle Apostolik, Katolik ve Protestan mezheplere ayrılmaları, farklı hukuki statü ve ruhani/idari hiyerarşilere bağlanarak cemaat alanlarını idame ettirme arzularında yatıyor. Bu tarihsel ve hukuki bağlamdan bağımsız düşünüldüğünde, Ermeni Katolik cemaatine mensup olmayan ancak öğrencisi olmuş ya da başka vesilelerle kuruma aidiyet hisseden pek çok Apostolik Ermeninin Pangaltı Mıhitaryan Ermeni Katolik Manastırı ve Mektebi Vakfı seçimlerine katılmak istemesi, duygusal olduğu kadar ilkesel olarak da belli bir meşruiyet taşıyor. Ancak bu tarihsel arka plan ile değerlendirildiğinde, bu katılım arzusu, hukuki zeminden yoksundur. Muhtemelen idari olarak Apostolik Ermeni Cemaatine bağlı pek çok okulda, bugüne dek Katolik veya Protestan Ermeni öğrenciler eğitim görmüş, bu kurumlara farklı vesilelerle hizmette bulunmuş veya duygusal bağlılık hissetmiş olabilirler. Ama bu mektep vakıflarının seçimlerine sadece Apostolik Ermeni seçmenler katıldılar. Bu durumda, kurumsal aidiyet ve duygusal bağlılığın ötesinde Apostolik Ermenilerin Mıhitaryan seçimlerine hangi hukuki gerekçeyle katılmak istedikleri sorusuna yanıt bulmak zor görünüyor.

Tarihsel arka plana tekrar geri dönecek olursak, 19. yüzyıl boyunca üretilen Ermeni basını da, mezhep farklılıklarımızın doğurduğu çatışmalar içinde, “Ermeni” olmanın anlamını; bir başka deyişle Ermeni kimliğinin bileşenlerini sorgular. Ermeni olmak belli bir dine mensup olmak mıdır? Yoksa dinden bağımsız olarak, Ermeni dili etrafında şekillenmiş kültürel bir mirasın parçası olmak mıdır? 19. yüzyıl Ermeni basınında kaleme alınan yazılara göre, milliyet ve inanç veya dindarlık başka şeylerdir: Osmanlı dönemindeki anlamıyla, aynı millet içinde farklı inançlara sahip kişiler olabilir. Bu farklılık, bireylerin milletlerine olan aidiyetlerini gölgede bırakmaz. İnsanlar tabii ki milliyetlerini değiştirmeden inançlarını değiştirebilir. Ancak basındaki genel kanı, bu anlayışın Doğulu milletlere ve özellikle de Osmanlı Ermenilerine tatbik edilmesinin büyük bir ihtiyatsızlık olacağı ve toplumun bütünlüğüne zarar vereceği hususudur; çünkü Ermeni toplumunda yaygın bir dil birliği yoktu. Ayrıca Osmanlı Devleti; halkları, milliyetlerine göre ayırmak yerine inançlarına göre düzenlemiş ve her birinin başına dinî bir lider tayin etmişti. Bu nedenle, Ermeni halkı arasında birliği sağlayacak yegâne unsur din olarak görülüyordu.

Osmanlı’daki dinî cemaatlerin 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı ertesinde şekillenmeye başladığı 1860’lı yıllarda Ermeni cemaatinde bir mezarlık krizi basının gündemini uzun süre işgal eder: Ermenice gazetelere konu olan bu hararetli tartışmanın nedeni, vefat etmiş Protestan Ermeni bir tebaanın cemaati tarafından Balat’taki Apostolik Ermeni mezarlığına gömülmesinin istenmesidir. Bu istek, Balat semtinin Ermeni sakinleri arasında büyük bir tartışma yaratır. Apostolik Ermenilerin sözcüsü konumundaki Masis gazetesinin 8, 14 ve 21 Temmuz 1860 tarihli aktarımlarına göre, vefat eden kişinin «dinî» açıdan Ermeni olmaması (gazetedeki Ermenice ifadeyle «կրօնքով հայ չըլլալուն») ve gömülmesi için gösterilen yerin boş bulunmaması nedeniyle, Balatlı Ermeniler bu defin işlemine şiddetle karşı çıkarlar. Ayrıca Masis gazetesi, sorun dinî nitelik taşısa da asıl tartışmanın mülkiyet haklarına dair bir boyut içerdiğine de dikkat çeker: Osmanlı tebaası Hristiyanlar farklı ruhani liderlerin otoritesi altında farklı cemaat ve idari yapılara ayrılmışlardır. Kiliseler, mezarlıklar, manastırlar, hastane ve diğer mal varlıkları üzerindeki mülkiyet hakları da bu birbirinden bağımsız idari yapılar etrafında düzenlenmiştir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Balatlı sakinlerin kafasındaki soru, Ermeni Apostolik Kilisesi’nden ayrılan ve Protestan cemaatine mensup olmayı seçen bir kişinin defin için Apostolik Ermenilere ait bir mezarlık üzerinde hak iddia etmeye devam edip edememesidir. Diğer bir deyişle, Balat’taki Apostolik Ermeniler, mülkiyet haklarını (ազգային սեփականութեան իրաւունք) öne sürerek, vefat eden Protestan Ermeninin mezarlıkta gömülmesine karşı gelmişlerdir. Protestan Ermeniler açısından da kişi «milliyet» açısından (ազգաւ հայ) Ermenidir ve olay mezhepten bağımsız değerlendirildiğinde Balat Ermeni mezarlığına yöneltilen talep son derece meşrudur.

Osmanlı Devleti bu mezarlık krizinin çözümü için Ermeni Patrikhanesinin müdahalesini talep eder. Dönemin Ermeni Patriği, 4 Temmuzda patrikhane meclisini toplar. Osmanlı Hükûmetine yolladığı raporda vefat eden kişinin dinen Ermeni olmaması sebebiyle (մեռեալը կրօնքով հայ չըլլալուն) bu defin işleminin cemaat katında kabul görmediğini ve dinî otoritelerin kamu vicdanı ve mülkiyet hakları üzerinde baskı yapamayacağı belirtir. Ermeni Patriği bu gerekçelerle defin işlemini reddeder ve ölen kişinin başka bir yerde gömülmesini telkin eder. Dönemin Amerikan ve İngiliz konsolosları da olaya müdahil olur ve sonunda müteveffa Balat Ermeni mezarlığına gömülür. Dönemin İngiliz büyükelçisi Sir Bulwer ile Ermeni Patriği arasında bazı yazışmalar gerçekleşir. İngiliz Büyükelçisi, halkının büyük çoğunluğunun Protestan olduğu İngiliz Hükûmetinin Osmanlı topraklarındaki tüm Hristiyan halklara mezhep ayrımı yapmaksızın hassasiyet göstermiş olup onlar lehine tavır takındığını, müteveffanın Ermeni halkının bir mensubu olduğunu ve farklı mezheplerden Hristiyanların birbirlerine karşı nefret söylemi geliştirmek yerine Hristiyanlık temelinde birleşmeleri gerektiğini telkin eder. Mezarlık tüm bu panoramada görece uç bir örnek ve dönemin Masis gazetesinde de vurgulandığı üzere Hristiyan inancına sahip Avrupa ülkelerinde de dinî ritüeller de hesaba katıldığında mezarlıkların mezhep farklılıklarına göre düzenlenmesi kabul gören bir uygulamadır.

Bu hararetli din ve mezhep tartışmalarının yaşandığı 19. yüzyılda, Apostolik ve Katolik Ermeniler arasında eğitim ve sanata dair bazı olumlu ortak adımlar da atılır. Apostolik Ermenilerin sözcüsü konumundaki Masis gazetesi bu ortak girişimlere övgü dolu sözlerle yer verir. Bu konudaki örnekleri çoğaltmak mümkündür; ancak bir tanesi eğitimle ilgili olması nedeniyle dikkat çekicidir. 6 Ekim 1860 tarihli Masis gazetesi Katolik Ermeni aydınlardan Apostolik Ermenilere ortak bir dernek kurma girişimi (Derneğin Ermenice adı «Բարեգործական Ընկերութիւն»dur.) için öneri getirildiğinden bahseder. Gazete bu ortak girişim için Türkçeye çevrilmesi zor bir ifade olan «համազգային» yani tüm Ermeni toplumunu ilgilendiren anlamında bir sıfat kullanır. Derneğin kurucuları da gazeteye verdikleri demeçlerde kendilerini sadece Ermeni telakki ettikleri, dinî vecibelerini ve vicdani yükümlülüklerini Tanrı huzurunda yerine getirdiklerini ve dinî meseleleri kilise dışına taşımadıklarına dikkat çekerler. Ermeni toplumu içindeki mezhep farklılıklarını olgusal bir gerçeklik olarak kabul eder ve bunu artık çatışma konusu olarak görmezler. Aslında bu ifade ve beyanatlar, mezhep farklılıklarını aşan, seküler bir Ermeni kimliği algısının işaretlerdir. Bu derneğin amacı tarım ve ticaret alanında bir okul açmak ve taşradaki fakir ve sahipsiz Ermeni erkek çocukları bu faydalı alanlarda herhangi bir mezhep farkı gözetmeksizin eğitmektir. Masis gazetesi bu girişim sahiplerini, dinî ayrımcılık yapmadıkları için «milliyetperver» olduğu kadar «açık görüşlü» olarak da nitelendirir. Dernekle ilgili haberler, 20 ve 27 Ekim ile 3 ve 17 Kasım 1860 tarihli Masis gazetelerinin gündemini işgal etmeye devam eder. Derneğin asıl amacı çocuklara eğitim ve gelecek sağlamaktır. Derneğin kurucu üyeleri arasında Krikor ve Mıgırdiç Ağaton, Krikor Odyan, Mıgırdiç Beşiktaşlıyan gibi Apostolik ve Katolik Ermeni aydınlar yer alır. Gazetede bu girişim fanatizmden uzak, insan sevgisi aşılayan medeniyet, aydınlanma ve kalkınma yolunda atılan bir adım olarak görülür. Hem sivil hem de ruhani üyelerden oluşan bu derneğin başarısı için dönemin Ermeni Patriği de iyi temennilerde bulunur. 17 Mart 1862 tarihli Masis gazetesi ise bu dernek ve Ermeni toplumunun geneline ait hastaneler (համազգի հիւանդանոցաց) yararına Beyoğlu’ndaki Naum Tiyatrosunda bir etkinlik düzenlendiğine ve bu etkinliğin İstanbul’da Fransızca yayımlanan Courrier d’Orient gazetesinde yankı bulduğuna kayıt düşer. Etkinlikte Beşiktaşlıyan’ın kardeşlik temalı bir şarkısı da seslendirilir.

Bugün Ermeni kimliği üzerinde tekrar düşündüğümüzde içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda artık birbirimizi mezhep farklılıkları dâhilinde algılamadığımız aşikârdır. Aralık ayında gerçekleşen Pangaltı Mıhitaryan Ermeni Katolik Manastırı ve Mektebi Vakfı seçimlerinin yarattığı tartışmaları, mezhep farklılıklarından bağımsız olarak ortak çıkarlar doğrultusunda nasıl yeniden değerlendirebiliriz? Nitelikli bir eğitim için ortak bir vakıf siyaseti üretebilir miyiz? Eğitim alanında Ermeni toplumundaki güçleri birleştirerek yeni hukuki düzenlemelere gidebilir miyiz? Kültürel miras, bellek, tarih ve dil temelindeki ortak paydalardan hareketle eğitim adına ortak siyaset ve ortak bir akıl üretilebilir mi? Tüm bu sorulara cevap ararken tarihsel arka plandan bugüne bize seslenecek kamu vicdanı böyle bir sürece nasıl bakar ve onu nasıl şekillendirmek ister? Global dünyanın etkisi altında Batı Ermenicesinin dünya ölçeğinde her zamandan daha kırılgan olduğu ve hatta Batılı kıstaslara göre «tehlike altındaki diller» kategorisinde sınıflandığı bir dönemde, İstanbul’un bu dilin üretimi ve geliştirilmesinde tarih boyunca oynadığı öncü rol dikkatimizden kaçmamalıdır.

AYLİN KOÇUNYAN

http://www.jamanak.com/content/լրահոս%2F4-01-2023-nitelikli-eğitim-için-ortak-bir-vakif-siyaseti-üretebilir-miyiz?fbclid=IwAR11YauHU4iObIqdSp3Rag9wBhV-zJgbll7upd6vggwgOV1kX8A_qGwGh88

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın