İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ÜÇ PARÇA MÜHÜR….

Gelin biraz eskilere gidelim Cumhuriyet ilanından önceye…

Henüz 100 yıl bile geçmemiş aradan. O zamanlar cemaatler kalabalık; bugün tüm İstanbul’da yaşayan cemaat mensupları kadar halk tek bir semtte yaşıyor. Kiliselerde din görevlileri birden fazla, bazı kiliselerde ondan fazla din adamı görev yapıyor ve cemaatin ihtiyaçlarına yetişemiyorlar. İşte o zamanlar kiliselerde üç parçalı mühürler vardı, her bir parçası vakıf yöneticilerinden birinde bulunurdu, yani üçü bir araya gelmeliydi bir evrak mühürlemek için. Ama hayır üç yönetici bir araya gelince de mühürleyemezlerdi çünkü o üç parçayı bir arada tutan ve kilitleyen mührün sapı da gerekliydi. İşte bu parça mahalli kilisenin başı olan kilisenin Başpapazında bulunurdu. Yani ruhaniler ve cismaniler birlikte karar alıp uygulardı ve böylece cemaatte, kilisede ve vakıfta ahenk olur, bir denge kurulurdu. Zira birlikte karar alıp hareket etmek kiliselerimizin geleneğinde vardır. Özellikle doğu kiliselerinde kilise sinodikal sistemle yönetilir, yani Patriklerin liderliğinde Episkoposlar veya farklı görev ve mertebelerde bulunan ruhaniler tarafından oluşturulan meclislerde kiliseyi meşgul eden konular tartışılır ve ortak kararlar alınır. 

İşte böyle ahenk içinde yürüyen bir sistemden günümüze gelelim, ne değişti birlikte görelim.

Değişen Devlet yapısı vakıfların hukuksal düzeninde birtakım değişiklikler yarattı. Ruhaniler bu yönetim yapısının, şemasının dışına itildiler. Bu belki de ilk bakışta basit bir düzenleme gibi gözükse de geleneklerin alt üst olması anlamındaydı.

Ancak asıl felaket daha sonra geldi ve günümüzde bazı art niyetli vakıf yöneticilerinin, atalarımızdan miras kalan vakıfları ve bunlara bağlı taşınmaz mülkleri daimi ve şahsi mülkleri görmelerinden dolayı “Ben istersem Patriği bile içeri sokmam, o bize karışamaz, biz vakıflar müdürlüğüne tabiyiz” diyebilmelerine kadar geldi.

Evet doğru Vakıf yönetimleri/yöneticileri hukuken Vakıflar Müdürlüğü’ne tâbi peki ya ruhları nereye tâbi? Kiliseye ve Rabbe tâbi değiller mi? Peki öyleyse nedir bu kiliseye itaatsizliğin sebebi? Kilisenin temel öğretilerinden ve geleneklerinden biri itaattir, özellikle Episkopos’a itaat çünkü bir Episkopos ‘Mesih’in şeklinde ve yerinde yani tahtındadır’ ve kilisede hiçbir şey Episkopos’tan gizli olamaz. Özellikle bu Episkopos, Patrik mertebesindeyse yani bizler için iki vasfı varsa, hem dini liderimiz hem de cemaatimizin başıysa mutlaka itaat etmemiz gerekmektedir. 

Bugünlerde cemaat vakıflarımızda gerçekleşmekte olan seçimler ve cismani yöneticiler, dini önderlerin yani Patriklerin fikir beyan etmelerine karşı çıkıyor ve cemaat içerisinde sanki ruhanilerin bu konuda fikir beyan etmeye ya da bu konulara müdahil olma hakları olmadığı algısı yaratmaya çalışıyorlar. Bu geleneklerimize son derece aykırıdır. Rabbin kilisesini ve ona emanet edilmiş kuzularını korumaya hayatını adamış ve önderimiz olan bir Patrik nasıl olur da söz sahibi olamaz. Yeri geldiğinde kendilerinin temsiliyet gücüne başvurup beklentilere giriyorken bu kadar önemli bir konuda kendilerini nasıl kolayca saf dışı etme eğilimdeyiz?  

Tam bu noktada tüm Hristiyan kardeşlerime naçizane bir teklifim olacak; gelin hepimiz Rabbin bize gönderdiği ve Kutsal Ruh’un nurlandırdığı Patriklerimizin, Ruhani Önderlerimizin etrafında toplanalım. Onların bizi baba şefkatiyle sarmalarına izin verelim, bilgelikleriyle yönlendirdikleri yoldan yürüyelim ve cemaatlerimiz için kritik olan bu seçim dönemini en sağlıklı şekilde tamamlayıp atalarımızdan gelecek nesillere miras olan vakıflarımızı ve cemaatlerimizi hep birlikte daha iyi günlere taşıyalım.

Peder Dimitri MAYOĞLU

06 Aralık 2022

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın