İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İskeçe yetim kaldı

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

Rumeli camileri misafir odası gibi bakımlıdır. Bir kere tertemizdir, taze kireç kokar. Şadırvanda asılan havlular kar beyazdır ve itinayla ıtırlanmıştır lavantayla. Bir köşede yıkanmış ütülenmiş, cilbaplar, cübbeler, takkeler, eşarplar… Bahçede hanımelleri, kasımpatılar, sardunyalar. Güller gölge gölge yaslanır mezar taşlarına…
2015 yılıydı sanırım, İskeçe’de dolanıp resim çekiyorduk sağda solda. Karşılaştığımız Türkler “Müftü efendiyi gördünüz mü” diye sordular. “Randevumuz yok” diyecek oldum. “Abe ne gerek” dediler, “çat kapı gireceksin, protokolden hoşlanmaz!” Ahmed Hoca’nın kapısı hakikaten açıkmış, evimiz gibi süzüldük odasına.
Sağ olsun bize yer gösterdi, kahve söyledi ve içini döktü dostça. Dert bir değil, elvan elvan. Ben kısaca hülasa edeyim, sayfaya sığmaz zira: Ahmed Hoca “Bir kere bu devletin tarihî esere saygısı yok” demişti, “Osmanlı mirasına düşmanlar, çatır çatır yok ediyorlar. Güzelim camileri medreseleri çeşmeleri sebilleri kırıp kaldırıyorlar. Ülkedeki en ırkçı Rumlar burada meskûn. Camiler ve Kur’ân-ı kerim kursları kundaklanıyor. İşin acı yanı ne suçluya ceza, ne de bize tamir izni veriyorlar. Kâr kalıyor mücrimin yanına.

KARASU MERİÇ ARASI

Batı Trakya Türk’ü Karasu ile Meriç Nehri arasında yaşar. Burada 150 bin Müslüman olduğu söylenir ama birçok insanımız kayda geçmemiş, bir kısmı da çalışıyor Avrupa’da. Mübadelede bizi de sürebilirlerdi ama İstanbul Rumları zengindi ve Patrikhane’nin tesiri vardı coğrafyada. Onlara karşılık Batı Trakya Türklerini istisna tuttular. Ancak verilen sözler yerine gelmedi, eğitim, ziraat, ticaret, imar hepsi dert yumağı. Hiçbir şekilde amir memur olamazsın, hele polis, subay asla. Eskiden askere alır eziyet ederlerdi ayrıca. Yunanistan azınlık politikası olan bir devlet, her adımını bilerek atıyor. Hâlbuki biz Atina’ya hiç problem olmadık. Adımız bir kere bile terörle anılmadı. Kendi insanları yuh çeker, biz uymayız onlara. Bir dedem Yunan-İtalyan harbinde ölmüş, cansa can, kansa kan, çok şey verdik bu topraklara.
Düşünün kırk bin kişiye bir azınlık lisesi düşüyor. Okul açtırmıyor, öğretmen seçtirmiyorlar. Selanik’te Rumca okuyanlar gelip bizde Türkçe dersi veriyor. Türkiye’den mezun gençlerimiz var ama işe alınmıyor.

İskeçe’de iki müftü var. Biri insanlarla uğraşıyor salahiyeti yok, öbürüne mühür vermişler ama halk itibar etmiyor. Milletin müftüsü seçimle işbaşına geliyor, devletin ki kâğıtla atanıyor. Atina yıllardır işleri kilitliyor. Müslümanlar haklarını arayamıyor, vakıf eserlerine sahip çıkamıyor. Cuntanın yerleştirdiği vakıf yetkilileri hâlâ masa başında. Düşünün babanızın mezarı bile onlarda.

HANİ MÜTEKABİLİYET?

Çipras seçim programında “müftüler seçilecek, vakıflar sahiplerine iade edilecek” dese de kıl kadar ilerleme olmadı. İçinde Türk adı geçen hiçbir derneği açamazsınız. Biz ırkçı değiliz ama dinimizi Türkçe ile öğrenebiliriz anca. Cahil bir toplum istiyorlar ki misyonerler avlansın kolayca. Türkiye’de azınlıklara bütün hakları verildi. Barteloma seçilirken biz de aynısını istiyoruz diyebilirlerdi, nedense ses çıkarmadılar. Bizim çocuklarımız en sağlıklı eğitimi Türkiye’de alır. Havasını bile teneffüs etse yarar. Cemiyete faydalı olurlar. Gelgelelim Ankara kontenjanları sınırlandırıp, puanları yükseltiyor, bizi Patagonyalıyla bir tutuyor. Yavrularımızı Yunan okullarına itiyor. İskeçe’de (Eskice) 115 camimiz var, bunun 96’sı faal. 140 hocamız Kur’ân-ı kerim öğretiyor. Vaizler vaizeler köy köy dolanıyor. Hatim törenleri ve hafızlık cemiyetleri düzenleniyor, kazanlar kuruluyor, aşlar pişiyor. Ramazan zaten çok canlı geçiyor, mukabeleler yapılıyor, fakir fukaraya, dula, yetime sahip çıkılıyor. Resmî müftünün tek bir camisi var, onu da polis marifetiyle elinde tutuyor.

ZALİMİN ZULMÜ VARSA

Mescitlerimizi yenilemek için aramızda para topluyoruz, mani oluyorlar. Yok, minare dikemezsin, yok sesin çıkmayacak dışarıya. Okul ve müftülük binamızı yaktılar. On senedir yapamıyoruz, izin çıkmıyor zira. Koyunköy Camii yıllar süren bir mücadelenin ardından minaresine kavuştu, dünya kadar para cezası ödendi, mahkemesi sürüyor hâlâ. Hamdi Bey’in konağı müze oldu. İskeçe’nin en gözde eserlerinden Tarihî Debbağhane Camii durup dururken yıktırıldı (1972) kitapları bile alamadık, seccadelerin üzerine çökerttiler ne aceleleri varsa. Size başka yer vereceğiz demişlerdi, elli yıl geçti, bekliyoruz hâlâ. Hesapsız vakıf malımız var, sahip çıkamıyoruz, mülklerimiz kapanın elinde kalıyor, adamlar bir avrodan kiralıyor, on yıllarca oturuyorlar. Bakın Rodos’ta 4 bin Türk var, azınlık okulu kapanınca silindiler, görünmüyorlar ortalıkta. Bizdeki Rum okulları üç çocukla bile çalışır ama buradakiler 10 çocukla kapatılıyor. Okul yapmaya, yenilemeye izin yok, ek bina yasak, vakıf mallarını da kullanamazsın. Yok, yok, yok. Yokluklar içinde var olmaya çalışıyoruz burada. Eskiden imamlar derse girer, Kur’ân-ı kerim öğretirlerdi. Şimdi Türkçe’den bi haberleri “din dersi öğretmeni” yaptılar. Ama bizim çocuklarımız okuldan çıktı mı camiye gelir, fıkh, akaid, tecvid öğrenir. 

YIKA YIKA BİTİREMEDİLER

Hacı Emin Ağa, Eskice’nin ileri gelenlerindendir, özene bezene bir saat kulesi yaptırır meydana. Rumlar, belediye eliyle yıkmaya kalkar, ay yıldızı kırıp, kitabeyi kaldırırlar. Pazaryeri Camii de Hacı Emin Ağa’dan yadigârdır. II. Dünya Savaşı’nda Bulgar işgalciler tarafından yıkılır (1943). İskeçe tüccarlarından Hacı Hâfız Süleyman Efendi ise  ecdadı tarafından yaptırılan (1612) Debbağhâne Camii’ni elden geçirip sil baştan yaptırır. 1973 yılında (Cunta iktidarı) sebepsiz yere yıktırır. Kitapları ve avizeleri bile kurtaramazlar.

ESKİCE İSKEÇE

Ne zaman ki Lâlâ Şahin Paşa Çirmen’de 800 atlı ile 50 bin Sırp’ı yener (1371), Ugleşa Prensliği çöker. İşte İskeçe, Kavala, Drama ve Serez o gün katılır Osmanlıya. Ecdat Konya Karaman civarından bir miktar Türk getirir ki halk bizi bizimle tanıya. Vatandaş paşayı çok sever Şahin beldesine adını koyar hatta. Osmanlılar, İskeçe’nin güneyinde, ova ortasında Yenice-i Karasu beldesini kurar, merkez yaparlar ki neredeyse tamamı Müslümandır. Evliya Çelebi’ye göre İskeçe içinde de 4 cami, hamam, medrese, iki han ve iki tekke bulunur ayrıca. İskeçe eskiden beri kaliteli tütünleri ile tanınır. Bilirsiniz Abdülhamid Han da tellendirir ara sıra.
İthalat ve ihracatı Karaağaç iskelesinden yapılır. Senenin her günü değişik bir gemi görebilirsiniz limanda. Rum, Türk, İngiliz ve Avusturya tekneleri sıkça uğrar. Yelkenliler, vapurlar…

RUS DALDI RUM ALDI

Rus-Osmanlı Savaşı ile güçten düşeriz, İskeçeliler birlik olur, vatanlarını korurlar. Ama komitacılar insafsızca saldırır, cinayet tecavüz yağma… Hayli viranlarız ve  Ayastefanos Antlaşmasını dayatırlar sonunda. Mayıs 1920’de bir halk oylaması yapılır. Türk nüfusu ezici çoğunluğu elinde bulundurmasına rağmen nakıs gösterilir, yöre Yunanistan’a bağlanır el çabukluğuyla. Bir ara İttihatçılar “Garbî Trakya Hükûmet-i Müstakillesi’ni” kurduklarını ilan ederler. I. Cihan Harbi’nden sonra havali sahipsiz kalır önce müttefik sonra Rum işgalleri yaşanır. 1923 Lozan Antlaşması sonrası Türkiye ile Yunanistan arasında bir nüfus mübadelesi yapılır. Anadolu’da meskun 1,2 milyon Ortodoks (bir kısmı Türk asıllı) ile Yunanistan’da yaşayan 500 bin Müslüman göçe zorlanır. İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada’da Rumlar mübadeleden muaf tutulur. Onlara karşılık Batı Trakya’da yaşayan Türkler topraklarında kalır. Bölgede 1.100 belediye vardır, Kaligratis idari planı ile 325’e indirilir. Öyle bir sınırlar çizilir ki sadece üç belediye Türkler tarafından yönetilebilir. Yani Türk’sen eşitlik yok, adil davranılmaz sana. Yunanistan zaman zaman rehavete kapılıp krize girer. Bedeli yine Türklere ödetirler. Devlet temiz su, yol, asfalt, çöp gibi temel ihtiyaçları bile giderebilmiş değildir, düşünün 2000’li yıllarda elektriği olmayan köyler var hâlâ.

DİK DURDU EĞİLMEDİ

İskeçe Yassıören’de dünyaya gelen Ahmed Mete Hocaefendi (1965), ilkokulu İstanbul’da bitirdikten sonra Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesine girer. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin ardından Medine İslam Üniversitesinden mezun olur (1991) ve İskeçe Müftülüğü çatısı altında vazifeye başlar. Vaizlik ve Kur’ân Kursu öğretmenliği yapar. 2007’de İskeçe Müftüsü seçilir, din gayreti olan bir zattır, zindandan dipçikten korkmaz, hizmetlere hız katar.

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/629817.aspx

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın