İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ABDÜLHAMİD YEV / VE SHERLOCK HOLMES: İKİ DİLDE YAZILMIŞ POLİSİYE

Rehan Nişanyan

Toronto Araştırma Kütüphanesi’nin 5. katında az bilinen bir bölüm var: Arthur Conan Doyle koleksiyonu. İngiliz yazarın yarattığı Sherlock Holmes karakterinin evi şeklinde dekore edilmiş müze gibi iki odadan oluşuyor. Burası herkese açık bir okuma odası. Askılıkta ünlü dedektifin Skoç şapkası ve bastonu, şömine üzerinde piposu, heykelcikler ve resimler, hatta antika bir kocaman yuvarlak masa üzerinde figürleri Sherlock Holmes hikayelerinin kahramanları olan bir satranç takımı var.  Ve tabii raflar Sir Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes ve diğer kitapları ile dolu.   Yazarın eserlerinin yanısıra  Sherlock Holmes konulu başka yazarların çeşitli dillerde kitapları da bulunuyor.  Bunlar arasında Yervant Odyan’ın 1911’de İstanbul’da yayınlanmış, kitap kutusunda muhafaza edilmiş Ermenice “Abdülhamit yev Sherlock Holmes” romanını bulmak çok tatlı bir sürpriz. Kütüphaneden dışarı çıkarılamayan kitabı Sherlock Holmes’un bu şirin odasında oturup okumak büyük bir zevk.  Ancak heyecanlı başlayan kitap maalesef yarısından sonra hayal kırıklığına uğratıyor.  İlginç bir polisiye olarak başlayıp, bir süre sonra Abdülhamid dönemini anlatan tarihsel romana, siyasi makaleye, hatta İttihatçı propagandasına dönüşüyor.  Yazar ne yapacağına karar verememiş gibi bir intiba bırakıyor.

89441756_572784996643584_7185083121992204288_n

Polisiye kısmını özetlersek, İstanbul’da bir dizi cinayet işlenir. Öldürülenler Abdülhamid’in hafiye ve jurnalcileridir. Sultan, Londra elçisi yoluyla Arthur Conan Doyle’a Sherlock Holmes’un gerçek olup olmadığını sorar. O da kurgusal dedektifi yaratırken gerçek bir gizli polisi örnek aldığını bildirir. McClain adlı bu emekli polisi Abdülhamid büyük paralar karşılığı Yıldız’a getirtir.  “Sherlock Holmes” İstanbul’un çeşitli mekanlarında ipuçları bulup takip eder, zekice akıl yürütmeleri ile nihayet cinayetlerin arkasındaki gizli örgütü bulur, fakat bunların siyasi ihtilalciler olduğunu öğrenince, kendisi de hürriyetperver bir ülkenin vatandaşı olduğu için ahlaki bir çıkmaza girer. Gizli örgütün kurucusu ve lideri Saliha Hanım binbaşı kocasını ve iki oğlunu Abdülhamid öldürttüğü için amacı Abdülhamid’i devirip intikam almaktır.  “Sherlock Holmes” işini başarıyla tamamlayıp failleri ortaya çıkarır, ancak onlara sempati duyduğu için de kendilerine yardım eder. İdam yerine Yemen’e sürgün edilmeleri için Abdülhamid’i ikna eder. Yemen yolunda Süveyş Kanalı’ndan geçerken de gemiden atlayıp kaçmalarında rol oynar. Kahire’ye gelince yolları ayrılır; ihtilalciler gizlice İstanbul’a, “Sherlock Holmes” ise İngiltere’ye döner. Kitabın hayal kırıklığına uğratma sebeplerinden biri, ismini kitabın başlığına vermiş olan Sherlock Holmes’un burada kitaptan çıkması ve romanın daha 200 sayfa kadar onsuz devam etmesi!

90314292_836824776817591_6126444881201070080_n89823699_192855205333104_2724580596629110784_n

 

Eğer eser dedektif McClain’in gitmesiyle bitseydi hoş bir polisiye sayılabilirdi. Odyan bu yeni “Sherlock Holmes” karakterini ustaca canlandırmış. Dedektifin zekice akıl yürütmeleri, kılık değiştirmeleri, maceraları, ilginç mekanlar, Abdülhamid’le diyaloglar kitabın zevkle okunan yönleri. Ancak Sherlock Holmes’un gitmesinden sonra hikayenin geri kalanı oldukça sıkıcı. Yıldız sarayının içinde ve dışında entrikalar, casuslar, çift taraflı ajanlar bitmek tükenmek bilmiyor.  Abdülhamid’in tek boyutlu vehim ve zulümden oluşan kişiliğine karşı ihtilalcilerin yine tek boyutlu cesur ve vatansever kişilikleri tekdüze ve tekrarlanarak anlatılıyor.

Romanın baş kahramanları bir grup Türk/Osmanlı ihtilalcisi; kitabın birinci kısmında aralarında bir de Ermeni/Osmanlı var.  Bu karakter başlarda ilginç bir rol oynuyor. Sherlock Holmes vapurda tesadüfen onun yanında oturduktan sonra bazı şeylerden şüphelenip onu takip ediyor ve örgütün Çamlıca’daki saklanma yerini buluyor.  Bu Ermeni yeri geldiğinde kendisinin kesinlikle bir Ermeni milliyetçisi olmadığını, tamamen bir Osmanlı vatanseveri olarak davaya baş koyduğunu vurguluyor.  Ancak o da bir süre sonra bir daha dönmemek üzere kitaptan çıkıyor!  Öte yandan baş kahramanlardan gözü pek ihtilalci Sadık, Saliha Hanım’a anlattıklarından öğrendiğimize göre, 1905’te Abdülhamid’e suikast hazırlığı yapan Ermeni ihtilalcilerle ilişki kurmuş ve güvenlerini kazanmış, hatta suikast yapacaklarını öğrenip onlara yardım etmiş.   Suikasti böylece Sadık’tan haber alan Saliha Hanım müstebidin öldüğünü gözleriyle görüp beraber havaya uçmak için o gün Yıldız’a gidiyor.  Bildiğimiz gibi Abdülhamid ölmüyor, Saliha ise bu işi kendi yapmaya karar veriyor ve mürebbiye/casus kılığında Yıldız sarayına giriyor. Madam Julie, yani Saliha Hanım, Abdülhamid’in cebine bomba koyuyor, müstebit yine ölmüyor.  Saliha Hanım ve arkadaşları aynı gün İngiliz gemisiyle İstanbul’dan uzaklaşıyorlar.  Ermenice kitap (en azından Toronto Kütüphanesi’ndeki nüsha) burada bitiyor.

89436002_2821003337992013_8423862345696018432_n

Aynı kütüphanede hem de bu kitabın 2014’de Everest Yayınları tarafından yayınlanmış Türkçesi var.  “Abdülhamid ve Sherlock Holmes” başlıklı bu kitabın önsözünde eserin 1911’de Yervant Odyan tarafından Türkçe kaleme alındığı yazıyor. Kopyası kitaba dahil edilmiş olan Osmanlıca orijinalinin ilk sayfasında müellifin Yervant Odyan olduğu yazıyor ve herhangi bir tercüman ismi yok. Everest Yayınları dili değiştirmeden sadece Latin harflerine çevirerek, “Türk Edebiyatı’nda Polisiye Romanın Tarihsel Gelişimi” projesi çerçevesinde yayınlamış.  1911’in Türkçesi bugünün okurları için oldukça ağır olduğundan okuması zor. Türkçe kitap Ermenicesinin bittiği yere kadar aynı olmakla birlikte 1905’ten 1908’e, Meşrutiyetin ilanına kadar devam ediyor ve bu tarihsel süreci detaylarıyla anlatıyor.  İlginç olan, Türkçesinin son sayfasında Sherlock Holmes çıkageliyor! Temmuz 1908’de hürriyetin ilanından bir hafta sonra Sirkeci’de trenden inen eski dedektif önce Yıldız’da Abdülhamid’in selamlık merasimini izliyor, sonra Çamlıca tepesine çıkıp kendi kendine bir konuşma yapıyor. Özetle, hür Osmanlı milletini tebrik ederek, meşruti idarenin mucidi ve Türkiye’nin yegâne dostu olan İngiltere’nin de bu iş için çok çalıştığını ve Osmanlı milletini eski şanına kavuşturmak için çalışmaya devam edeceğini söylüyor.  Kitap buna benzer sözlerle sona eriyor.

Osmanlıcasının aksine Ermenicesi, dil o tarihten beri pek değişmediğinden, Odyan’ın zengin kelime hazinesi ve akıcı üslubunun da katkısıyla zevkle okunuyor.  Everest Yayınlarının önsözünden çıkarsadığımız, birinin ötekinin tercümesi olmadığı. Eğer bu doğruysa demek ki Yervant Odyan bu uzun romanın hem Ermenicesini hem de Türkçesini aynı senede yazmış.  Bu iki dilli eserin, tarihsel/belgesel roman ve siyasi propaganda kısımları çıkarılarak sadece Sherlock Holmes’un içine bulunduğu kısmı, ya olduğu gibi Ermenice veya sadeleştirilmiş Türkçe olarak yeniden basılmaya değer.  Böylece edebiyatta polisiye roman türünün Türkiye’de çıkmış ilk örneklerinden biri olarak merak ve zevkle okunabilir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: