İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kuşların talebesi Feqiyê Teyran’ın memleketi; Müküs/Bahçesaray (2)

Pazartesi günkü yazımızda Müküs’ün coğrafyasını kısaca özetlemiş idik.

Müküs’ün küçük hacmine nazaran büyük bir tarihi vardır.

Bu tarihini daha detaylı okumak isteyen okurlarımızın Şerefxanê Bidlîsi’nin Şerefnamesi başta olmak üzere şu kitaplara müracaat etmesi daha uygun olacaktır:

Sinan Hakan‘ın, Müküs Kürt Mirleri Tarihi ve Han Mahmud (Peri Yayınları 2002), Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri 1817- 1867 (Doz Yayınları 2007);

286726-2142350367

286731-912636579

Ercan Çağlayan’ın derlediği, Nüfus, Etnisite, Tarih ve Toplum; “Dünyada Van” (İletişim 2019) kitabından Yakup Aykaç’ın Müküs adlı makalesi; Van Kütüğü (Van YY. Ünv. 1993),

286736-166417367

Muhammed Emin Zeki Bey’in, Kürtler ve Kürdistan Tarihi (Nûbihar 2013);

286741-1914503351

Aras Yayınlarının Van (Ed. Richard G. Hovannisian, 2016)

286746-1624043406

Ve ayrıca Kürtçe bilenler için küçük ama muhteşem bir antropolojik kaynak olan Orbeli’nin “Li Muksê Folklor û Jiyana Rojane” (Nûbihar 2011) adlı kitabını da okumalarını özellikle tavsiye ederim.

Ben burada çok özet bir tarih kronolojisi vermeye çalışayım.

Müküs‘ün tarihin ilk çağlarından beri bir yaşam yeri olduğu, tarihi kalıntılardan, mağaralarından ve diğer yaşam izlerinden belli oluyor.

Bilinen tarihin ilk safhalarında Zagros Dağlarını mesken tutan Kürtler ile Van Gölü çevresinde yerleşik olan Ermeni ve Gürcülerin kavşak noktalarından biridir.

Romalılar bölgeye hakim olduklarında burada Moksana eyaleti oluşmuştur.

Her ne kadar bu eyalet Romalıların hakimiyeti altında olsa da buranın yerlileri Kartveli Gürcüleridir.

Roma İmparatoru Diyokletiyanos zamanında burası ve Cizre imparatorluk için önemli askeri merkezlerdir.

Bu durum 7’nci yüzyılda Arapların buraya gelmesine kadar devam etmiştir. O dönemde burada hakimiyet sahibi olanlar Ermenilerdir.

Müküs’ün ismi tarihi kaynaklarda Moksena olarak geçmektedir. Kimi araştımacılar bu ismi Gürcülerin ataları olan Moks’lara dayandırırken kimisi de Ermenice Mokk veya Moghk’ye dayandırmaktadır ki bugün Muks, Miks ve Müküs artık yerleşmiştir.

Kürtler Miks derken Türkçe’de Müküs olarak Osmanlı belgelerine girmiştir.

646 yılından sonra İslam kumandanı Emir Habib bin Mesleme, Erzurum’u aldıktan sonra Van’ı almak için geldiğinde Xelat/Ahlat ve Müküs bölgelerini de hakimiyeti altına almıştır.

Fakat dini hiçbir değişiklik yapmamıştır. Abbasiler döneminde Müküs ve civardaki birçok bölge Ermenilerin hakimiyetindedir.

Buradaki egemenlik Vasporakanlara aitti ve merkezleri Westan’dı.

908 yılında Abbasiler tacı Kral Gagik’e verdiler. Bu kral Ardziruni soyundan geliyordu.

Bundan sonra Westan Abbasilere bağlandı. Müküs, Adilcevaz, Gevaş’taki kaleler bu prens ve krallar döneminde inşa edilmiştir.

Örneğin bugün bile yaşayan Akdamar adasındaki Ahtamara Kilisesi miladi 915 yılından 921 yılına kadar süren bir zamanda Kral Gagik tarafından yapılmıştır.

286756-577661778
Ahtamara Kilisesi / Fotoğraf: AA

10’uncu yüzyılda Müküs Vasporakan’a bağlıydı ve Müküs prensi Grigor, Kral Gagik’e bağlılıklarını bildirmiştir.

977 yılında Müküs prensi Zapranik’tir ve Vasporakan ordusuyla beraber Bizans hükümdarı Bazil’e karşı savaşmıştır.

10’uncu yüzyılda Van ve civar bölgeler Bizans hakimiyetine girer ve egemenlik tekrar Ermenilere geçer.

1018 yılında Selçukluların saldırıları başlar. O dönemde hükümdar Senekherim’dir.

Senekherim 1021 yılında Bizans hükümdarı Bazil ile antlaşma yapar ve bu bölgeyi Bizanslılara bırakır.

11’nci yüzyılda Türklerin ve Moğolların Müküs ve Van’a saldırıları devam etmiştir. Bu dönemde Müslüman Kürtlerin Müküs ve civarında sağladığı hakimiyeti ile beraber Ermenilerin hakimiyeti zayıflamıştır.

Fakat Osmanlı hakimiyetine kadar Kürtlerin hakimiyeti pek güçlenmemiştir. Sırasıyla Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler Müküs’te hakim olmuşlardır.

Bu yüzyılda Kürt mirlerinin de burada hakimiyeti olmamıştır ve Müküs üzerinde sürekli bir mücadele yürütülmüştür.

Müküs, Osmanlıların Kürdistan’a hakim olduktan sonra, tarihlerinin en parlak dönemini yaşayan Hakkari ve Cizre arasında bir egemenlik alanı olarak kalmışsa da Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak 1700 yılına kadar bağımsız bir beylik olarak hükümran olmuştur.

Miladi 1700 yıllarından itibaren yaklaşık 100 yıl Hakkari Beyliği’ne bağlı olarak, ama yine de Müküs Beylerince yönetilmiştir.

Bu durum Osmanlılara kadar devam etmiştir. Osmanlı Sultanı Yavuz Selim ve Kürt mir ve beyleri arasında 1514 yılında yapılan antlaşmaya Müküs de dahildir.

1514 yılında 1555 yılında kadar Osmanlılar ve Safeviler arasında büyük mücadeleler yaşanmıştır.

1548 yılında Osmanlılar, Westan ve civar yerleri ele geçirip Safevilerin mücadelesine son vermişlerdir.

1555 yılında Osmanlı ve Safeviler arasında antlaşma imzalanmıştır.

Antlaşmaya göre Azerbaycan, Tebriz, Kürdistan ve Irak Osmanlılara kalmıştır.

Westan da Osmanlılara bağlı bir eyalet yapılır ve bu bölgedeki, Hizan, Spayêrd ve Müküs Kürt beyleri bu eyalete bağlanır.

Müküs de bu çerçevede bir sancak olur ve Van‘a bağlanır. Şerefname’ye göre bu dönemin ilk beyi Evdal Bey’dir.

Gerçi her ne kadar kültürel açıdan Hakkari‘nin etkisinde kalmışsa da, her zaman kendine has bir renkliliği de olmuştur.

Zaman zaman Hakkari beylerine karşı bağımsızlığını ilan etmiş olan Müküs beyleri, bazen Cizre beylerine, bazen de Amed veya Erzurum Beylerbeyliğine daha yakın durmuştur.

Bu iki kadim vilayete hakim olanlar daima Müküs’ü de etkileri altına almak istemişlerdir.

Bu sebeple Cizre ve Hakkari üzerindeki mücadelelerden Müküs de payını almıştır.

Müküs 1558-1576 yılları arasında Sancak Tevcih Defterine göre 1565 yılında Van Eyaletine bağlı bir sancaktır. 1575- 1585 yıllarına ait bilgiler ihtiva eden bir diğer Sancak tevcih Defterine göre ise Van Eyaleti’nin idari taksimatında Liva-i Müküs şeklinde geçmektedir.

Bir diğer kaynak olan Osmanlı Yer Adları kitabında ise Müküs 1597 Van eyaletine bağlı sancak, 1855’te Van Eyaletine bağlı kaza olarak kayıtlara geçmiştir. 1655 Van’a gelen Evliya Çelebi’de Müküs’ü Van Eyaletine bağlı 37 sancaktan biri olarak göstermiştir.

(Yakup Aykaç-2019)

Kürtler ve Osmanlılar arasında federatif bir sistem kurulmuştu, her bir şehrin Mir’i, Osmanlılarla birlikte hareket ediyordu

İç ve dış mücadelelerin az oluşundan dolayı bölgede bir istikrar hakim olmuştu ve bu dönemde bütün Kürt beyliklerinde olduğu gibi önemli atılımlar gerçekleşmiştir.

Örneğin o dönemde yapılan birçok medrese, hankah, kervansaray ve köprü halen mevcudiyetini korumaktadır.

18’inci yüzyılın sonlarından itibaren Müküs Beyliğini daha ziyade Hakkari Beyliği lehine yöneten Muhammedilere karşı, aynı ailenin başka bir kolu olan Eyuphanbegiler galebe çalar ve yönetimi ele geçirirler.

Artık Müküs bağımsız bir beylik olarak ve daha güçlü bir şekilde sürekli topraklarını da geliştirerek sürdürür.

Ailenin yeni beyi Şeyhi Bey ve kardeşi Han Mahmut egemenliklerini Hoşap ve Westan’ıda içine alacak kadar genişletir.

Tam bu dönemde 3. Selim ve sonrasında yönetime gelen 2. Mahmut merkezileştirme faaliyetleri çerçevesinde Kürdistan beyliklerini lağveder.

Müküs Beyliği tarihinin en parlak dönemini yaşamakta iken 2. Mahmut’un bu tasarrufu Müküs Beyi Han Mahmut’u bölgenin güçlü beyleri Botan Beyi Bedirxan ve Hakkari Beyi Nurullah Bey ile Osmanlılara karşı bir ittifaka yöneltir.

İşte bu konuya girersek bir kitap yazmamız gerekir. Bundan dolayı okurlarımızı Sinan Hakan’ın yukarıda adını verdiğimiz kitaba yönlendirelim.

Tanzimatla birlikte Osmanlı devlet yönetiminde irsi yönetim biçimleri ortadan kaldırıldığından, 1862 yılında alınan bir kararla Müküs ilçe statüsüne kavuşturulmuştur.

Müküs’ün ilk Kaymakamı Derviş Bey’dir.

1902 yılında ise yapılan yeni idari düzenlemeye göre Müküs, kaza statüsünden alınıp, Çatak kazasına bağlı nahiye müdürlüğüne dönüştürülür.

Nahiye Müdürü olarak ise Müküs Beylerinden Muti’ullah Bey getirilir. Bu şahsın Müküs tarihinde seçkin bir yeri vardır.

Muti’ullah Bey döneminde Müküs’te gözle görülebilecek bir canlılık söz konusudur.

Müslüman ve Ermeni halklarından oluşan nahiyede çok adil bir yönetim sergiler. (Bu konu ile ilgili Müküslü Muhtıla Bey-Rohat Alakom’un makalesine bakılması önemle tavsiye edilir.)

Mir Hasan Medresesi tarihin en parlak dönemini yaşar. Müküs dışından ünlü ilim adamları getirtir. Müküs sınırları içerisinde hiçbir yasa dışı olaya izin vermez.

Seçkin insanlardan oluşan bir kolluk kuvveti kurar. Bu kolluğun başına da kardeşi Fazıl Bey’i getirtir.

Çatak, Hizan, Pervari kazalarında saldırı ve karşı saldırılar var ise de Mutiullah Bey Müküs’te bu tür bir olayın yaşanmasına engel olur.

Müküs’teki bu barış ortamını o zaman bölgede araştırmalar yapan Rus Antropolog Orbeli’nin, Mu’tıla Bey’in yönetimi ile ilgil gözlemleri çok olumudur.

Yine Orbeli 1911’de Müküs’teki Ermenilere ait 670 hane Müslüman Kürtlere ait 640 hane, Nasturilere ait 4-5 hane olduğunu belirtmiştir. (Orbeli-2011)

Bu da gösteriyor ki nüfus olarak Ermeni ve Asuriler Müküs’te çoğunlukta değiller ise de hane sayısı olarak yarıdan biraz fazladırlar.

Lakin ne yazık ki bir memlekete fitne ve fesat girdikten sonra artık orası iflah olmuyor.

Nitekim değişik renk, dil ve dine mensup insanların birlikte yüzyıllarca yaşadığı bu şirin barış beldesine de fitne bulaşmıştı.

1915 yılına kadar devam eden barış ortamı bozulmuş, Ermeni Hınçak Partisi Müslüman ve Ermeni halklarının arasını açmak için büyük bir gayretin içerisine girmiştir.

Bu durum Müküs’te huzursuzluklara neden olur. Rus Çarlığının himaye ettiği, halk arasında Ermeni fedailer olarak anılan çeteler değişik köylere baskınlar yapar.

Bunların varlığı Müküs ve çevresinde yaşayan halkı da tedirgin eder.

1915 baharında Gevaş’ta Ermenilerle Müslümanlar arasında bazı küçük çatışmalar olur.

Aynı yıl Van Vilayeti’nin Rusların eline geçmesi üzerine Muti’ullah Bey silahsız olan halka zarar gelmesini önlemek amacıyla, halkını Pervari tarafına göç etmeye teşvik eder.

Müküs’ten göç etmeyip köylerinde kalan Müslüman vatandaşların büyük bir kısmı Ermeni fedai çeteleri tarafından katledilir, kurtulabilenler ise Müküs’ten kaçar.

Bu sırada Muti’ullah Bey’in kuzeni Nusret Bey komutasında Milis Kuvvetler oluşturulur.

Bu kuvvetler gerek Müküs’ün gerekse Van ve çevresinin Ermeni fedai çetelere karşı mücadele ederken, Ermeni halkının korunmasına da özel bir itina gösterir.

Ne yazık ki Muti’ullah Bey, 1920 yılında vefat eder.

Mir Hesenê Welî, Mir Evdal Bey ve Han Mahmut gibi büyük devlet adamlarının hükümdarı olduğu Müküs Beyliği 1850 yılından itibaren başına gelen bütün felaketlerden sonra tamamen yıkılmış, Ermeni halkının büyük çoğunluğu göçmüş ve göçertilmiş, kiliseleri, manastırları yıkılmış; cami, tekke ve zaviyeler ile medreseler ise başlarına gelecek felaketlerin korkusuyla yaşamaya devam etmiştir.

Ama artık eski ihtişamından çok uzakta.

Müküs, 1932 yılında Gevaş İlçesi’ne bağlanmış, daha sonra Siirt’in Pervari ilçesine daha yakındır, yaz kış geliş-gidiş vardır düşüncesiyle 1958-1964 yılları arasında Siirt’in Pervari ilçesine bağlanmıştır.

1964 yılında tekrar Gevaş İlçesi’ne bağlı bir nahiye statüsüne getirilen Müküs, 1987 yılında 04 Temmuz 1987 tarih ve 19507 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak “Bahçesaray” adında Van İline bağlı bir ilçe statüsünü kavuşturulmuştur.

Sonraki yazıda kültürel ve edebiyatına bakalım…  

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.


https://www.independentturkish.com/node/132091/türkiyeden-sesler/kuşların-talebesi-feqiyê-teyranın-memleketi-müküsbahçesaray-2

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: