İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osmanlı türbesindeki şamanik çizimler ne söylüyor?

İsa Sofi’ye ait türbede tadilat sırasında bulunan motifler, eski Orta Asya Türk inancının izlerini taşıyor. Barış Akademisyeni ve Eskişehir Okulu mensubu Sanat Tarihçisi Abdullah Deveci, “İsa Sofi Türbesi ve içindeki süslemeleri nasıl anlamlandırmalıyız? Türklerin Gök Tanrı inancına ilişkin bu tip izlerin görüldüğü başka yapılar var mı? Kuruluş dönemi Osmanlı toplumunun inanışları nelerdi?” sorularını yanıtladı.

Nuray Pehlivan  

İZMİR – Osmanlı Devleti’nin kurucusu, Osman Gazi’nin babası, Ertuğrul Gazi’nin uç beyi olarak görevlendirdiği İsa Sofi’ye ait türbe, Söğüt ilçesi Borcak köyünde bulunuyor. Ertuğrul Gazi’nin yakın arkadaşlarından olan İsa Sofi’ye ait türbede tadilat sırasında bulunan motifler, eski Orta Asya Türk inancının izlerini taşıyor. İsa Sofi Türbesi, duvarlarına resmedilmiş Gök Tanrı inancına ait bezemeler nedeniyle orijinalliğiyle ayakta kalabilen ender yapılar arasında.

İsa Sofi Türbesi ve içindeki süslemeleri nasıl anlamlandırmalıyız? Türklerin Gök Tanrı inancına ilişkin bu tip izlerin görüldüğü başka yapılar var mı? Kuruluş dönemi Osmanlı toplumunun inanışları nelerdi? Orta Çağ ve Osmanlı Mimarisi üzerine çalışmalarıyla bilinen Barış Akademisyeni ve Eskişehir Okulu mensubu Sanat Tarihçisi Abdullah Deveci sorularımızı cevapladı.

‘ATAYI DA SEVERİZ, TARİHİMİZ DE MÜTHİŞTİR’

Sünni İslam üzerinden şekillenen resmi tarih öğretisinin aksine, burada karşımıza çıkanlar bugün bize Osmanlı tarihi hakkında başka bir şey söylüyor sanırım. Öncelikle dönemin Osmanlı’sında bu figürleri yaptıran inanç sistemi üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Her şeyden önce Orta Çağ’da insanların günlük yaşamını etkileyen İslam ile günümüzde yaşadığımız İslam’ın aynı olmadığını söyleyeyim. Bunu İslam’ın kuralları ve öğretileri üzerinden söylemiyorum. İslam inancında bu kurallar ve temel kaynak olarak Kur’an değişmezdir. Ancak bir toplumun kültürünü –ki bu kültürün içinde din de vardır- etkileyen pek çok unsur bulunur. Bu Ortaçağ Müslüman toplumu için de geçerlidir. Anadolu Selçuklu Dönemi’nden başlayarak, Erken Osmanlı Dönemi’nde özellikle göçebe topluluklarda okuryazarlığın olmaması ya da az olmasının etkisiyle eski inanışların terk edilmediği görülmektedir. Başka bir deyişle animizm kaynaklı inanışlar yeni inancın, yani İslam’ın içine taşınmıştır.

Abdullah Deveci

Anadolu Selçuklu Çağı türbeleri İslami defin geleneklerine uymaz. İki katlı yapılan Anadolu Selçuklu türbelerinin alt katı mumyalık olarak adlandırılır. Yani ölü birey mumyalanır ve sandukaya yerleştirilir. Şimdi hatırladığım bir olayı size zikredeyim: 4 veya 5 yıl kadar önceydi, Kastamonu’da Aşıklı Sultan Türbesi’ndeki ayak kısmına ait mumyalanmış parça için, Diyanet İşleri Başkanlığı gömülmesi yönünde görüş bildirmişti. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı’na göre ata kültürünün bu mirası yok edilmeliydi. Çünkü günümüz hâkim İslam anlayışına göre, Orta Çağ’ın bu önemli İslami dini şahsiyetinin hangi saiklerle cenazesi için işlem yapıldığının bir önemi yoktur. Ama atayı da severiz, tarihimiz de müthiştir.

Konuya tekrar dönecek olursak, Orta Çağ’ın ilginç gelenekleri için tarihi kaynaklar başka bilgiler verir. Arap seyyah İbn Batuta, Manisa’da beyliğin kurucusu Saruhan Bey’in ölen çocuğundan bahseder. Tahnit edilmiş çocuk, kokunun etkisi azalsın diye kalaylı demir/bakır kaplı bir ahşap tabutun içinde yukarıya asılmıştır. Türbenin kubbesi daha tamamlanmamıştır. Yine İbn Batuta’dan Sinop’ta bir cenaze merasiminde ahalinin elbiselerini ters giydiğini, ulemanın sarıklarında da siyah bağlar olduğunu öğreniyoruz. Tüm bunlar, Mağripli Arap seyyah için çok şaşırtıcı olmalıdır.

‘İSLAM ÖNCESİ İNANIŞLARINI, YENİ DİNİN İÇİNE TAŞIDILAR’

Erken Osmanlı Beyliği’ne gelirsek, heterodoks dini inanışlarla mimarlık arasında nasıl bir ilişki vardı? İsa Sofi Türbesi ve içindeki süslemeleri nasıl anlamlandırmalıyız?

Erken Osmanlı Dönemi göçer topluluklarının heterodoks inanışlar açısından çok zengin ve etkili bir kültürü olduğunu biliyoruz. Fuat Köprülü, Anadolu’nun ilk Türk göçerlerinin gerçek İslam olmayan ama İslamlaşmış Alevi babalarının etkisi altında olduğunu söyler. Yerleşik topluluklarda da bildiğimiz İslami yaşantının olmadığını söylemek abartılı olmaz. Sünni İslam’ın dışında kalan ve genel olarak heterodoks İslam içinde değerlendirilen Aleviliğin kökenlerini oluşturan Kalenderilik ve Vefailik gibi anlayışlar, İslam öncesi Orta Asya inanışlarıyla hatta Hindistan kökenli inanışlarla, Anadolu’ya geldikten sonra da karşılaştıkları Hıristiyanlıkla ilgili bazı inanışları yeni dinin içine taşımışlardır. İlginç olan Hıristiyanlık etkileri Ortodoks söylemden çok, merkez dışı gnostik Hıristiyanlık anlayışlarla kendini gösterir.
İsa Sofi Türbesi süslemeleri, İslamiyet öncesi Orta Asya inanışları ile ilgili olduğunu düşüneceğimiz çok şey barındırıyor. Nurfeddin Kahraman, Refik Arıkan ve Can Çetin’in konuyla ilgili ortak yazdıkları bir yayında, yatay çizgilerle yeraltı, yeryüzü ve gökyüzünün oluşturulduğu evren sembolizminin türbe süslemelerinin esasını oluşturduğu belirtilir. Türbe mimarisinde böylesi evren sembolizmi ikonografisinin okunabildiği başka yapılar vardır. Canan Pala, Kemah Mengücek Gazi Türbesi’nde bu ikonografiyi açık bir biçimde tanımlamıştır. Ancak İsa Sofi Türbesi’nde görülen süslemeler Mengücek Gazi Türbesi’nde yoktur.

‘OSMANLI BEYİNİN DİNİ LİDERE RAKI GÖNDERMESİ ÇOK ŞEY ANLATIYOR’

Bu türbede görülen süslemeler üzerinden kuruluş dönemi Osmanlı toplumunun inanç sistemine ilişkin neler söyleyebilirsiniz? 

İsa Sofi Türbesi süslemeleri için özel vurgu yapılan Gök Tanrı inanışı elbette çok önemli. Ama daha önemlisi bu kültürün ve inanışların taşıyıcısı olan sosyal ve dini cemaatlerdir. Erken dönem Osmanlı mimarisinde, heterodoks topluluklarla bağlantılı mimariye çok örnek vardır. Erken Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade’nin, Rum Abdalları diye adlandırdığı kişiler genel olarak heterodoks İslam mensuplarıdır. Şeyh Edebali, Geyikli Baba, Abdal Musa, Kumral Abdal, Seyyid Ali Sultan gibi kişilikler Aşıkpaşazade’nin bahsettiği sosyal zümreye mensupturlar. İsa Sofi de bu mistik dini liderlerden biri olmalıdır. Bunların arasında Geyikli Baba’ya ilişkin Osmanlı kaynaklarında ilginç bilgiler bulunur. Hilmi Ziya Ülken’in 1920’li yılların başında “Vesaik-i Tarihiye Tasnif Encümeni”nde kâtip olarak çalışırken bulduğu ve yayınladığı Orhan Gazi’ye ait belge, yakın zamanlarda Ahmet Yaşar Ocak’ın yayınlarında da yer alır. Bu tarihi kaynakta, Geyikli Baba’nın Bilecik yakınlarında Kızıl Kilise isimli bir mevkiiyi ele geçirmesi üzerine, Orhan Gazi iki eşek yükü şarapla, iki eşek yükü rakıyı Geyikli Baba’ya gönderir. Bir Osmanlı beyinin bir dini lidere şarap ve rakı göndermesi çok şey anlatıyor. Ama bazı tarihçilerimiz tarafından bu türden anlatımlar hep semboller üzerinden yapılan alegori olarak değerlendirilir. Yani şarap ve rakı kendinin değil de başka şeylerin ifadesidir! Hâlbuki Geyikli Baba meyhor olarak geçer kaynaklarda. Yani mey/şarap içen anlamında. Hor, Farsçada yiyen-içen anlamındadır.

‘DİNİ ŞAHSİYETLERLE KOPUŞ, FATİH DÖNEMİNDE GERÇEKLEŞİR’

Peki, Türklerin Gök Tanrı inancına ilişkin bu tip izlerin görüldüğü başka yapılar var mı?

Gök Tanrı ile dolaysız bağlar kurabileceğimiz örnek Kemah Mengücek Gazi Türbesi dışında yok. Ancak bu inancın izlerini sürebildiğimiz toplulukların kullandığı yapılar var. Ömer Lütfi Barkan, Osmanlı’nın kuruluş sürecinde yeni göç eden toplulukları yönlendiren ve Osmanlı Beyliği’nin insan kaynağı olmasını sağlayan karizmatik dini liderlerden bahseder. Bu kişiler Geyikli Baba, Şeyh Edebali gibi dervişlerdir. Barkan’ın ‘Kolonizatör Dervişler’ olarak adlandırdığı bu dini liderler için binalar yapılmıştır. Zaviyeli Cami, İmaret, Fütüvvet yapısı, çok işlevli, ters “T” planlı yapı gibi adlarla anılan bu yapılar, Erken Osmanlı Dönemi’nin en önemli mimari faaliyetidir. Erken Osmanlı coğrafyasının hemen yerinde bu yapılardan yapılmıştır. Bu yapılar genellikle şehrin dışına yapılırlar. Bu yapıların bazılarının cami işlevi düşünülerek yapılmadıklarını biliyoruz. Mesela Edirne’deki Yıldırım Beyazıd İmareti bunlardan biridir. Yapı doğu-batı yönünde bir kuruluşa sahip ve kıble yönü dikkate alınmamıştır. Bir diğer örnek, Bursa’da Yıldırım Beyazıd’ın komutanlarından Timurtaş Paşa’nın yaptırdığı zaviyenin camiye çevrilmesiyle ilgili belge vardır. I. Murat’ın yaptırdığı İznik Nilüfer Hatun İmareti’yle olasılıkla Orhan Gazi döneminde yapılmış Yenişehir Postinpuş Baba İmareti’nin minaresi yoktur. Zaten minaresi olan bu türden yapıların çoğunda minare sonradan eklenmiştir. İsa Sofi Türbesi’nin bulunduğu yer de olasılıkla bir zaviyedir. Ve yerleşimden uzak bir noktadadır. Günümüzde bölge insanının verdiği ismi de İsa Dede’dir. Zaten yer adlarında dede, baba gibi kelimeler geçiyorsa orada heteredoks bir oluşum/yapı mutlaka vardır.

Kolonizatör dervişlerin sosyal yapıya etkileri Çelebi Mehmet dönemine kadar güçlü bir biçimde sürüyor. Kanımca, Beyazıt Paşa’nın da etkisiyle Çelebi Mehmet döneminde bu heterodoks dini şahsiyetlerle Osmanlı beyleri arasındaki güçlü ilişkiler kopmaya başlıyor. Şeyh Bedrettin İsyanı ve isyanın bastırılması bu bağlamda değerlendirilebilir. Ama bu dini şahsiyetlerle gerçek anlamda kopuş Fatih Dönemi’nde gerçekleşir. Fatih Dönemi’nde bu dini şahsiyetlerle bağlantılı vakıflara el konulmuş ya da gelirleri ellerinden alınmıştır.

Aşıkpaşazade’ye göre, Osmanlı’nın kuruluşunda az önce bahsettiğim dervişler özel roller üstlenmişlerdir. Bunlardan Şeyh Edebali, Osman Bey’in kayınbabasıdır. Osman Gazi’nin rüyasını anlamlandıran ve kutlu geleceği haber veren de odur. Diğer Vefai kökenli dervişlerin hepsi kuruluş sürecinde önemli roller almışlardır. Aşıkpaşazade, Osmanlı’nın kuruluş sürecinde Vefai Tarikatı’yla bağlantılı dervişlere özel önem verir. Çünkü kendisi de kökenini Baba İlyas’a dayandıran bir Vefai Tarikatı mensubudur. Anadolu Selçuklu Çağı’nda 1240’lı yıllarda gerçekleşen “Babai İsyanı” adı Baba İlyas’a izafeten vermiştir. Bunları söylememin nedeni, Fatih’in merkezi devlet oluşumunda etkili roller alan Rum Mehmed Paşa’nın Aşıkpaşazade tarafından kötü sözlerle anılmasını anlamak. Rum Mehmed Paşa, direnebilme varlığı gösterebilecek diğer oluşumlarla birlikte Vefai Tarikatı’na mensup vakıfların gelirlerinin el konulmasını yöneten bir saray adamıydı. II. Beyazıd Dönemi’nde bu gelirlerin bir kısmı geri verilse de, artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz ve söz konusu heterodoks İslami zümrelerin devletle bağı tümüyle kopar.

‘BU KÜLTÜRÜ YANSITAN İNANIŞLAR ALEVİ TOPLULUKLARINDA HALA SÜRÜYOR’

Son olarak; Osmanlı dönemi Anadolu kültüründe Orta Asya etkilerinin zayıflayıp, Arap etkilerinin arttığı sürece ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Mimarlık tarihi bağlamında önemli dönüşümlerin gerçekleştiği dönemler mimariyi doğrudan etkiler. Erken Osmanlı’nın toplumsal ve iktidar yapısını dönüştüren Sultan Fatih’tir. Bu dönemde kurumları ve bürokrasisiyle gerçek anlamda devlete dönüşüm sağlanmıştır. Devlet şekillenirken Sünni eğilimler ağır basmış ve zamanla da hakim olmuştur.

Arap etkisi diye adlandırılan durum tartışmalıdır. Bana göre, Fatih sonrasında da dini yaşam Osmanlı’ya özgüdür. Ta ki 19’uncu yüzyıldan 20’nci yüzyılın başlarına evrilen sürece kadar. Modernizmin bu dönemdeki halleri farklı ideolojik yapılarla beraber ümmetçiliği de ortaya çıkarmıştır. Milliyetçilik zaten üzerinde çokça durulmuş ve modernizmle bağları değişik açılardan değerlendirilmiş bir kavram. 19’uncu yüzyıl öncesi ümmetçilik bir akım değildi. Zaten akımlar modern zamanların icadıdır. Yani ümmetçiliğin modern ideolojik bir akım olarak 19’uncu yüzyıl ortalarından sonra şekillendiğini düşünüyorum. Arap etkisi diye tartışılan da aslında bu konudur. Ümmetçilik hiçbir zaman altın çağların yaşantısını tekrar oluşturma çabası olmamış; ama günümüzün ideolojik tercihlerinin dini tahayyülünü modern devlette yansıtma çabası olmuştur. Onun için de hiçbir zaman milliyetçilikten kopamaz. Bir modern akım olarak ümmetçilik, modern olana bir karşı tavır olarak gelişirken, işine yarayan her şeyi kendi düşünce sistemi içine aldığını düşünüyorum. Milliyetçilik, ümmetçilik ikileminde bir tezatlıktır bu. Dolayısıyla kültürün başkalaşmasında “Arap etkisi” bu bağlamda tartışılmalıdır.

İsa Sofi Türbesi’nin süslemelerinin ortaya çıkmasına neden olan arka plana dönecek olursak, söz konusu zengin kültürü yansıtan inanışlar değişim geçirerek Alevi topluluklarda hala sürmektedir. Baskılar merkezi bir yapının oluşmasını engellemiş, Anadolu’nun farklı yerlerinde farklı yorumlar ve cemaatlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu zengin kültür baskılara rağmen günümüze kadar gelebilmiştir.

https://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2019/12/23/osmanli-turbesindeki-samanik-cizimler-ne-soyluyor/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın