İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mercan Dede: Bir geminin içindeyiz, ya birlikte batacağız, ya birlikte çıkacağız

Leonardo Da Vinci’nin izini süren isimlerden birisi de Arkın Ilıcalı, nam-ı diğer Mercan Dede’ydi. Besteci, yapımcı, DJ, ressam olan Mercan Dede’nin Da Vinci’nin mezarının başında ney üflemesi belki de Da Vinci’nin bulunduğu şapelde şahit olunmuş en etkileyici anlardan birisiydi. O anları “Çok etkileyici bir andı benim için. Bazen bir an olur, ney üflersin ama sanki ney seni üflüyordur. O da öyle bir andı. Çok uzun zamandır böyle bir şey yaşamamıştım” diyerek anlatan Mercan Dede, dünyanın kırılgan bir zamandan geçtiğini ifade ederek, “Dünya adını verdiğimiz uzayda giden bir geminin içerisindeyiz, bu gemi batarsa da birlikte batacağız, çıkarsa da birlikte çıkacağız” dedi.

Sercan MERİÇ

Usta sanatçılarla birlikte Fransa’da Da Vinci’nin son 3 yılını geçirdiği Amboise’a geldiniz… Nasıl geçti Da Vinci yolculuğu?
Çok etkileyiciydi. Böyle bir yolculuğu, kendi topraklarımızın ustalarıyla yapmak çok heyecan verici. Bir arada olduğumuz sanatçılar 20 yıldan fazla süredir takip edip, feyz aldığım isimler. Onların dünyasını duyabilmek çok etkileyiciydi. Çok yoğun geçti yolculuk. Müze konusu daha sorunluydu benim için…

Oraya geleceğiz. Da Vinci’nin mezarının başında ney üfleyerek, muazzam bir an yaşattınız bizlere. Ne hissettiniz o an?
Ben çok ney üflemiyorum zaten. Ney benim için çok daha özel, eski bir sırdaşım, dostum gibi. Dışarıda insanların olduğu yerde hiç üflemiyorum. Çok etkileyici bir andı benim için. Bazen bir an olur, ney üflersin ama sanki ney seni üflüyordur. O da öyle bir andı. Çok uzun zamandır böyle bir şey yaşamamıştım. Hakikatten mezarının yanı başındasın, orada oturmak bile inanılmaz bir şey. Bir ara ben orada koptum zaten. Günün batması, vitraylardan gelen ışıklar, orada hocaların olması çok etkileyiciydi.

‘ZAMANLAR ÖTESİNDE FİLM GİBİ BİR DURUM’

Saraydaki Müslüman mezarlığı da çok etkileyiciydi…
Sonuçta Hristiyanlığa ait bir yerdesin, Müslümanların olduğu bir mezarlık var… Zamanlar, mekanlar ötesinde, film gibi bir durum vardı. İçsel bir şeydi aslında. Senin gibi bir dostumla paylaşmış olmak, ayrıca güzeldi. Leonardo’nun ruhu mu, güneş mi, kedi mi bilmiyorum ama çok acayip hisler oluştu.

Da Vinci’nin şatosu ile ilgili neler hissettiniz?
Müzecilik zor bir hikaye. Tarihsel figürlerin daha sonradan canlandırılması çok zor. Leonardo gibi bir adamı canlandırmak imkansız. Müzeyi gezerken, bana biraz lise dersi gibi geldi. O yaptığı aletler o kadar büyük bir derinliği olan insanı yakalamış gibi değildi. Kendisinin tasarladığı bahçeye çıkınca çok etkilendim. O bahçede yetişen bitkilerin resimlerine yansımasıyla ilgili bilgileri okudum. Onları takip ettim. Orada küçük bir su var, üzerinde fıskiyeler var, yağmur yağıyor ve melankolik bir durum var. İçerisi de Leonardo’yu akıl bazında anlamak için kurgulanmış ama bahçesi sanki onun ruhunun hâlâ gezindiği bir yer. Bahçede yürürken karşıma tavus kuşu çıktı. Çok ilginçti. Daha sonra güneş açtı. Leonardo’nun ruhu orada yaşıyormuş gibiydi.

‘ŞAPELDE HERKES BİR KABIN İÇERİSİNDE ERİDİ’

Her gezinin bize hatırlattığı bir şeyler olabiliyor. Bu gezinin size hatırlattığı temel unsur neydi?
Hepimiz için kişisel bir yönü var olayın. Bunu anlatabilmek bile çok zor. Bir de grup olarak, kolektif tecrübe kısmı var. Benim için etkileyici olan kısmı çok değerli isimlerin bir arada olması. Gördüğümüz her yerde Leonardo’nun izi var, ama o izler bir parça silinmiş. O yüzden akılla değil de, hisler dünyasıyla onu anlayabiliriz. O, mezarın altında hâlâ var, yürüdüğümüz yerlerde gerçekten yürüdü. Fosiller vardı mesela. İnsanın kırılganlığı ve Leonardo’nun o kırılganlığı fark etmiş olması… En çok etkilendiğim şeylerden bir tanesi de uçma duygusuydu. Uçmayla ilgili bir derdi var Leonardo’nun… Kuşları analiz ediyor, yarasaları analiz ediyor. Daha sonra bu çizdiği meleklerin kanatları, aslında kuş kanatları. Meleklerle kuşların arasındaki duygu, benim için kırılma noktasıydı. Bizim minyatür sanatında da melekleri düşündüğüm zaman oradaki kanatların gökten gelen semboller olduğunu düşünürüm. Sanki Leonardo, şu yaşadığımız dönemlerden birinde yaşamış, 500 yıl kadar geriye gitmiş ve buradaki yaşadıklarıyla o zaman mevcut olan aletlerle bunları yapmaya çalışmış. Bu Mevlana’da da olan bir şey. Mevlana, “Dışarısı illüzyon, her şey içeride” diyor, şimdi kuantum fizik de aynı şeyi söylüyor. Elon Musk da “Simülasyon bir programda olmama şansımız milyonda bir” diyor. Eski kadim bilgiler nereden geldiyse, böyle de bir boyutu var. Ona ulaşamayacağını biliyorsun, ama kalben bir bağ var. Neyin ortaya çıkması da öyle bir şeydi. Ney aslında bir dua, bir teşekkür olabilir. Sanki bütün o mekanın içerisinde ruhu aslında bir şekilde var, onu anlayarak değil de, hissederek çalıyorsun. O şapelde herkes bir kabın içerisinde eridi.

Hayko Cepkin ile tarihsel mekanlarda konser vermeyi sürdürüyorsunuz. O konserler nasıl gidiyor? 
Tarihsel mekanlar zaten enerji kaynakları. Sen dünyanın en iyi konser salonunda olursan ol, öyle bir enerji orada söz konusu değil. Hayko Cepkin de olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olan bir insan. Zaten çok iyi bir müzisyen. O anlamda bizim enerjilerimiz çok uyuşuyor. Konserlere devam edeceğiz. Güzel mekanlar bulmamız lazım.


‘GÖBEKLİTEPE DE EN AZ DA VINCI KADAR GİZEMLİ’

Göbeklitepe ile ilgili de heyecan verici projeleriniz var. Onlardan bahseder misiniz?
Göbeklitepe, 11 bin 600 yıllık bir tarih… İlk sunumları yapıldığında onun müziklerini hazırlamıştım. Çok mutluyum o işten dolayı. Bizleri aşan, coğrafyalar, milletler ötesi olan ve insanların kalbinde her gün daha da yükselen bir anıt var. Çok heyecan verici. Göbeklitepe en az Da Vinci kadar gizemli. İnsanları çağırmış, insanlar gelmişler belli törenlerle bir arada olmuşlar, sonra gitmişler ve tekrar geri gelmişler. 100-150 yılda bir kapanmış orası. Bize anlatılan, 11 bin yıl evvel mağarada yaşadığımız, aslanlardan kaçtığımızdı. İki tane taşı gördüğünde, “Dur bir dakika” diyorsun. Göbeklitepe ile ilgili “İnsanlık tarihini baştan sona değiştirebilecek bir şey” denmişti. Bunu çok merak ediyorum.

Siz neler yapacaksınız Göbeklitepe ile ilgili?
Elimizden ne gelirse yapmak isteriz. Müzik kısmı beni ilgilendiriyor. Olayın bir ses kısmı da var. Göbeklitepe’nin olduğu dönemdeki sesleri bulabilmek, o sesleri yaratabilmek önemli… Oradaki törenlerde ne söyleniyordu, nasıl sesler vardı? Özellikle Göbeklitepe ile ilgili başlı başına bir albüm yapılabilir. Ben orayla ilgil IMAX bir film yapılmasını çok isterim. Göbeklitepe için iki eser yapmak istiyorum; birisi daha elektronik, birisi daha akustik olacak.


‘TASAVVUF DA ÖNEMLİ, DALAI LAMA DA, GANDHI DE…’

Aslında siz insanlığın bütün değerleriyle ilgilenen bir sanatçısınız. Ancak tasavvuf ile ilgili olan kısım biraz öne çıkıyor. Böyle bir algı olduğunu siz düşünüyor musunuz?
Evet, hissediyorum. Bazen acaba “Bununla ilgili bir şey yapmalı mıyım?” da diyorum. Planlanarak üretilmiş bir şey değil. Tasavvuf benim için çok önemli ama yalnızca Anadolu tasavvufundan bahsetmiyorum. Dalai Lama da benim için önemli, Gandhi de, Mandela de çok önemli… Dünya adını verdiğimiz uzayda giden bir geminin içerisindeyiz, ya birlikte batacağız, ya birlikte çıkacağız. Öncelikle ne olup bittiğini anlamak için içeri dönmek lazım. Kapı içeriden açılır diye güzel bir söz var. Tasavvufta beni etkileyen esas kısım, kendimi anlama sürecinde bir metadoloji oluşturması… Yargılamamak, ön yargı ile bakmamak, hoşgörülü olmak… Hoşgörü çok güzel bir kelime: Görüşünde hoşluk olması. Dünya çok kırılgan bir yerde. Bu değerler aslında bizi bir araya getirebilecek son değerler. Biz toplum olarak olağanüstü güzelliklerimiz var ama ön yargılı da bir toplumuz. İnsanlar sana baktığında belli etiketler yapıştırıyorlar. Onları kırmaya ilişkin bir şey yapmıyorum. Mercan Dede müziği ile ilgili de kimisi “Dünya müziği” dedi, kimisi “Elektronik” müzik dedi. Hayatta kavradığın her şeyin nerede durduğunla çok ilgisi var. Bunlar, söyleyenlerin bakış açılarını anlatıyor. Kurban Bayramı’nda da “Hayvanları öldürmeyin” deyince, Müslüman kardeşlerimiz bir anda bozuluyor. Arada Buddha resmi koyunca, “Budist mi oldun?” diyorlar. Belli bir dar kalıplılık var. Biz bir de takım tutar gibi bakıyoruz.

Mercan Dede, Kraliyet Şatosu’nda bulunan Müslüman mezarlığında da ney üfledi… Fotoğraflar: SERCAN MERİÇ

Bu tarafgirlik basit bir kimlik oluşturma formu aslında…
Evet, ben ise tasavvufu tam tersi olarak görüyorum. Etiketlerden kurtulmak gibi bir süreç. Çok da fazla dışarıda olan biten şeyle ilgilenmiyorum. Benim en büyük sorumluluğumun kendim olmak olduğunu düşünüyorum. Bunu da samimiyetle yansıtmak gerektiğine inanıyorum. O yüzden özel hayatımla ilgili hiçbir şey yoktur ortada, çünkü o insanları ilgilendirmiyor. Esas hikaye kimliklerin hepsini geçebilmek.

Da Vinci ile bitirelim… Projede sizin rolünüz ne olacak?
Güzel bir kitabın ilk bölümü bitti. Bütün bu ustalarda bu yolculuğun nasıl yansıyacağını merak ediyorum. Onlar beni çok heyecanlandırıyor. Ben 3 tane resim ile projeye katılıyorum. Bir film yapılacak, onun da müziklerini yapmaya çalışacağım. Belli fikirler belirmeye başladı. Zaman da az. Madem bu kadar özel bir şey yaşadık, bu kadar da değerli hocalarla aynı serginin içerisindeyiz, zımba gibi bir şey olması lazım! Güzel resim, çirkin resim ötesinde bir durum var artık. Leonardo, ifade uçlarını en ileriye ittiren insanlardan bir tanesi.

https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/mercan-dede-bir-geminin-icindeyiz-ya-birlikte-batacagiz-ya-birlikte-cikacagiz/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: