İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1920’lerdeki çalkantılı dönemin en uzun süre görev yapan Patriği III. Vasileos

Serdar Korucu

1920’lerde en uzun süre Ekümenik Patrik olan III. Vasileios, 90 yıl önce 29 Eylül 1929’da hayatını kaybetti. Patrik, mübadeleyle Türkiye sınırları içindeki cemaatinin azaltılışına, Meclis’teki tartışmalarda Patrikhane hakkında “Fener söndü” denilmesine ve Ankara-Atina hattının en gergin olduğu dönemlerden birine şahitlik etmişti.

“Onun ismine ister patrik densin, ister rahip densin, ister papaz densin, isterse başpapaz densin. İster alelıtlak [genel olarak] rahip densin Devletçe müsavidir [eşit seviyede]. Devletin nazarında bu tâbirat [tabirler] arasında hiçbir fark yoktur.”

17 Aralık 1923’te Meclis’te tansiyonun yükselmesinin nedeni Ekümenik Patrikhane’nin Patrik seçimiydi.. Fakat kopan fırtına, kimin seçileceği kadar, Patrikhane’nin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde nasıl anılacağına da dairdi. Adliye Vekili Seyyid Bey, soru önergesini cevaplarken her unvanın kullanılabileceğini bunun sorun oluşturmayacağını söylüyor ancak Meclis sıralarından “Başpapaz” sesleri yükseliyordu. Öyle ki Çorum mebusu İsmail Kemal [Alpsar] Bey sözünü kesiyor, “Patrik namını el’an muhafaza ediyorlar. Doğru değildir” diye ekliyordu. Bu tartışma sadece Cumhuriyet’in ilk yılı ile sınırlı kalmayacaktı. 1930’da Mustafa Kemal yeni Patrik II. Fotios’a yolladığı telgrafta ona hitaben “Fener’deki Ortodoks Patriği” ibaresini kullanana kadar… Türkiye, “Başpapazlık” ile “Patrikhane” kavramlarını tartışacaktı. Halbuki öncelik sorun mübadeleydi. 

30 Ocak 1923’te Lozan’da Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele protokolü iki ülkede de derin yara açtı. Anadolu’daki Ortodoksların Yunanistan’a gönderilmesi Patrikhane için Türkiye sınırları içindeki cemaatin azalması anlamına gelecekti. Elçin Macar’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Cumhuriyet Döneminde Rum Patrikhanesi” kitabına göre Yunanistan’a gönderilenler arasında ibadetlerini bile Türkçe yapan ve Türkçe konuşan, nüfuslarının 50 bin kadar olduğu tahmin edilen Kapadokya Ortodoksları da vardı, 18 Ekim 1912’den 1 Şubat 1924’e kadar Türkiye’yi terk eden Arap Ortodokslar da. Her ne kadar mübadele dışında tutulsa da Cumhuriyet’in kuruluşu ve zor, sert geçen ilk yılları İstanbul’daki nüfusu da etkileyecekti. 1917’de İstanbul ve çevresinde yaşayan 1 milyon 350 bin kişinin 400 bini Rum’du. Haziran 1924’te İstanbul’da 279 bin 788 olan Rum sayısı, 1927’de 100 bin 214’e düşecekti. Şehirde ayrıca 26 bin 419 Yunan tebaalı da olacaktı. Bu düşüşe mübadele de eklenince, Trakya’da 11, Anadolu’da 26 metropolitliğin tarihe karıştığı, Rum cemaati nüfusunun yüzde 90 azaldığı bir tablo çıkacaktı. 

“Fener söndü”
Bu süreç Patrikhane’yi de etkiledi. Çünkü mübadele süreci bir Patrik’i de kapsayacaktı. 17 Aralık 1924’te Kutsal Meclis’in kararıyla Derki (Terkos) Metropoliti Konstantinos, VI. Konstantinos adıyla Patrik seçildi. 1861’de Bursa-Mudanya yakınlarındaki Sigi’de (bugünkü Kumyaka) doğmuş olduğu için Patrik, İstanbul’da yaşasa bile 30 Ocak 1925’te mübadele ile bir gece trenle sınır dışına çıkarılarak Selanik’e gönderilecek, 4 Şubat 1925’te Meclis’teki Patrikhane gündemli tartışmada Süleyman Sırrı [Bozok] Bey, “Fener söndü” diyecekti. Bu kriz Ankara-Atina arasında anlaşmayla “kabul edilebilir” bir çözümle, Patrik’in istifa etmesinin sağlanması, mübadele dışı bir patrik seçmek ve bunun karşılığında da Kutsal Meclis üyelerine mübadele edilmezlik statüsü verilmesiyle geride bırakılacaktı. Patrik Konstantinos 22 Mayıs 1925’te istifasını verdikten sonra gözler yeni patrik seçimine çevriliyordu. 

Patrikliğe en yakın görünen isimlerden biri, bir önceki seçimde de adı geçen Halkidona (Kadıköy) Metropoliti İoakim’di. Ancak bu isim yine Ankara tarafından istenmeyecekti. Çünkü kendisi Rumlara yapılan mezalimi anlattığı Kara Kitap’ı yazmıştı. Bu yüzden diğer aday, Nikea (İznik) Metropoliti Vasileios, III. Vasileios olarak 13 Temmuz 1925’te Ekümenik Patrik oldu. 

Yeni Patrik Vasileos
Vasileios Yeorgiadis, kilise kaynaklarına göre 1846’da İstanbul Üsküdar’da doğdu. İstanbul’un eski ve köklü ailelerinden birinde doğmuştu, öyle ki köklerinin Komninoslar dönemine kadar uzandığı söylenmekteydi. Babası kilisede muganni olduğu için ilk eğitimini doğduğu yerde yaptı. 1867-1871 yılları arasında Atina Üniversitesi’nde teoloji ve filoloji eğitimi aldı, 1871 de ise teoloji diploması alarak üniversiteden mezun oldu.

1872’de Yeorgiadis, ruhban sınıfına dahil olmadan, Heybeliada Ruhban Okulu’na öğretmen olarak tayin edilecek ve 1880’e kadar da bu görevde kalacaktı. Bu okuldan mezun olmadığı halde burada öğretmenlik yapan ender isimlerden birisiydi. Bu görevinin ardından yurtdışına gönderildi. Almanya, Avusturya ve İngiltere’deki üniversitelerde dersler ve konferanslar takip edip kütüphanelerinde çalışma imkânı bulan Vasileios Yeorgiadis, 1884’te yurt dışından döndükten sonra Patrik tarafından din adamı olmamasına rağmen Galata Papaz Mektebine müdür ve Patrikhane’nin resmi gazetesi olan Ekklisiastili Alithia (Kilise Gerçeği) editörü olarak tayin edildi. Zaten gelecek yıllarda da hep çok yazan bir din adamı olarak bilinecek, kilise tarihi konusunda kitap ve makaleleri yayımlanacaktı. Yeorgiadis, aynı yılın Noel’inde Ankara Metropoliti Yerasimos tarafından diyakon ve akabinde Patrik tarafından rahip olarak kutsandı.

9 Ağustos 1889’da bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan ve Bulgarca Pomorie diye adlandırılan, Osmanlı kayıtlarındaysa Ahyolu diye geçen Anchialus Metropolitliği’ne seçildi. Burası gergin bir bölgeydi. Öyle ki 1900’lerin başında Bulgarların bölgedeki Rumlara yönelik baskıları pogromlara dönüşecek, bu durum Avrupalılar tarafından Rusya’da Yahudilere karşı düzenlenen antisemit pogromlarla kıyaslanacak boyuta gelecekti. Yeorgiadis, Bulgarların kütüphaneyi ve yayınlanmamış çalışmaları da dahil olmak üzere pek çok şeyi yaktıkları ve yağmaladıklarına şahit oldu.  1906 yılında Ahyolu Bulgarların eline geçene kadar bu görevde kaldı, sonra kaçarak kurtuldu. Bulgar milislerse  aldıkları şehri ateşe vereceklerdi.

Sorunlar yumağı
1906’da Patrik III. İoakim’i temsilen Rusya’da Çar II. Nikolay’ın taç giyme törenine katılan, 1909’daysa kilise sorunlarını çözmesi için Kıbrıs’a ardından bugün Makedonya sınırları içinde yer alan Pelagonias’ın metropolitliğine gönderilen Vasileios Yeorgiadis, 13 Mayıs 1910’da Nikea (İznik) Metropoliti oldu. 80’li yaşlarında III. Vasileios adıyla Patrik olduğundaysa kendisini pek çok sorunun ortasında bulacaktı. Üstelik bu sorunlar, kendisinin Patrik olarak seçilmesini engellemeye çalışan, Ankara destekli “Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi”nin başında olan Papa Eftim’den de daha büyüktü. 

Salih İnci’nin “Üsküdarlı Patrik Vasilios Yeorgiadis” çalışmasında dediği gibi, “Çok sancılı bir dönemin peşinden bu makama gelen” ve “patrikliği Türk devletinin ilgili makamlarınca onaylanan”, Patrik III. Vasileios’un dönemi, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Patrikhanenin yeni bir ilişki biçimi geliştirmeye başladığı adeta bir geçiş dönemi” olacaktı. Mesela son iki patrik seçiminde de Ankara’nın veto ettiği Halkidona (Kadıköy) Metropoliti İoakim, kilise içinde muhalefetini sürdürürken önce başrahiplikten alınacak, ardındansa 1928’te metropolitlikten uzaklaştırılacaktı. 

Ankara’nın devam eden baskıları
Patrik seçimi sürecinde hakkında İtilaf güçlerinin İstanbul’da bulunduğu sürede “Amerika’da çıkan Eksilsiyör Gazetesinde Mustafa Kemal’in başlattığı hareketin aleyhinde yazmış olduğu” tartışılmış olsa da III. Vasilios, kendi döneminde, 30 Nisan 1926’da yayın hayatına başlayan “Ortodoksia” dergisinde, başta Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir olmak üzere dönemin önemli isimlerine Cumhuriyet Bayramı gibi dönemlerde tebrik mesajları yayımlayacaktı. Fakat tüm bunlara rağmen Ankara’nın baskısını engelleyemeyecekti. 

3 Mart 1924’te Hilafetin kaldırılmasının ardından Ekümenik Patrikhane’nin de Türkiye dışına çıkarılması tartışması da sürüp gidiyordu. Elçin Macar’a göre bu dönemde Patrikhane hem ekonomik sıkıntı içindeydi, hem de fonksiyonunu iyice yitirmişti. Bu nedenle Patrikhane çevrelerinde dahi bu kurumun Aynaroz ya da Kıbrıs gibi tarafsız bir yere taşınmasının daha iyi olacağı fikri tartışılıyordu. Bu dönemdeki başka bir gelişme ise kilisenin Jülyen takvimi yerine Gregoryen takvimini kabulü olur. Bu Aynaroz’daki bazı manastırların muhalefetine yol açacaktı. Öyle ki bu manastırların bazıları bu değişikliği hiçbir zaman kabul etmeyecek ve eski takvimi bugüne kadar da uygulamayı sürdürecekti. 

Heybeli soruşturması
Patrikhane üzerindeki baskı örneklerinden biri de 14 Haziran 1926’da Patrik ve Kutsal Meclis üyelerinin bir Kutsal Meclis toplantısını Heybeliada Ruhban Okulu’nda yaptıkları gerekçesiyle Dernekler Kanunu’na göre soruşturmaya uğramalarıydı. Bir süre sonra bazı kısıtlamalar da gelecekti. Bunlar arasında İsa Mesih’nın vaftiz edilişi, “Ta Fota” (Işıklar) Bayramı’nda büyük ayinin ardından denizden haç çıkarma geleneği de vardı. Öyle ki 7 Ocak 1930’daki Cumhuriyet gazetesi haberi bu gelişmeyi şöyle aktardı: “Bu sene Ortodoksların ellerinde haçlar olduğu halde dolaşmaları ve çırılçıplak soyunup papaz tarafından denize atılan haçı kapmaları hükümetçe menedildiğinden haçı kiliselerde büyük havuzların içine atmışlardır.”

III. Vasileios’un Patriklik döneminde, hükümet Patrikhane’nin ekümenik yapısını hedef almayı sürdürdü. Mesela Patrikhane’nin en büyük ekümeniklik gösterisi Panortodoks toplantısıyken, Heybeli’de bütün Ortodoks kiliselerini böyle bir amaçla bir araya getirmenin planlanmasına ret kararı çıkacaktı. 

Ardından “İstanbul otel açısından uygun olmadığından” toplantının Aynaroz’da yapılacağı söylentisi çıktı. Patrikhane ilk önce İskenderiye ya da Aynaroz’da gerçekleştirmeyi düşünse de Dahiliye Vekili Cemil Uybadin’in 15 Eylül 1926’da Başvekâlet’e bildirdiğine göre “… İstanbul’dan murahhas olarak gönderilecek papazların bir daha Türkiye hududu dahiline kabul edilmemeleri ihtimalinden endişe” ederek toplantıdan vazgeçecekti. 

“Onikiadalar” meselesi

Patrik III. Vasileios’un karşılaştığı bir başka sorunsa Onikiadalar Kilisesi ile ilgili olacaktı. Bu adaların nüfusunun büyük çoğunluğu Rum’du ancak adalar Lozan’da İtalya’ya bırakılmıştı. Ruhani olarak Patrikhane’ye tâbi olan Onikiadalar Kilisesi’nin Patrikhane’den bağımsızlığı elde etmesi için Roma yönetimi Lozan’ın hemen ardından harekete geçecekti. Bu baskılar Ekümenik Patrik III. Vasileios döneminde artıyor, İstanbul’a bu talebi iletmesi için bir de temsilci gönderiliyordu. Fakat yine Elçin Macar’ın aktardığına göre Yunan Konsolosluğu “bu şahsa şimdilik ret cevabı verilip durumun muallakta kalmasının sağlanmasını” tavsiye etti. . Bu sorunun çözümünü ise III. Vasileios göremedi. Çünkü vefatının ardından İtalya her ne kadar “Adalar Patrikliği” hedefiyle baskısını artırmaya çalışsa da Patrikhane Kutsal Meclis üyelerinden bir heyetin Onikiadalar’a giderek konunun cemaate danışılmasını isteyecek fakat bu öneri İtalya tarafından reddedilecek, tüm bu krizse İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Onikiadalar’ın Yunanistan’a bırakılmasıyla sona erecekti.

Döneminin önemli olayları, Girit ve “Nees Hores Kiliseleri” yani II. Balkan Savaşı ile Yunanistan’a katılan topraklar, Aynaroz bölgesi, Kuzey ve Güney Amerika Kiliselerinin İstanbul Patrikliği ile olan hiyerarşik ve işleyiş yöntemini belirleyen metinler onun döneminde kaleme alınacaktı. III. Vasileios 29 Eylül 1929’da vefat ettiği için göremeyeceği bir başka gelişmeyse 30 Ekim 1930’da imzalanan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakemlik Anlaşması; Deniz Kuvvetlerinin Sınırlandırılmasına İlişkin Protokol ile İkâmet, Ticaret ve Seyrisefain antlaşmalarıydı… Böylece Ege Denizi’nin iki yakası arasında, Türkiye-Yunanistan yakınlaşması olacaktı. En azından bir sürelik… 

* Yazıya katkıları için Yorgo Benlisoy ve Emre Can Dağlıoğlu’na teşekkür ederim.

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22974/1920-lerdeki-calkantili-donemin-en-uzun-sure-gorev-yapan-patrigi-iii-vasileos

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: