İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Doğduğu şehre besteleriyle döndü

Artun Miskciyan, ABD, Kanada, İtalya, İspanya gibi pek çok ülkede verdiği resitallerden sonra, 12 Haziran’da ilk defa İstanbul Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde dinleyicileriyle buluştu. Doğduğu şehirde ilk kez konser veren Miskciyan’la konserinden bir gün önce buluştuğumuzda kendisinden emin, motivasyonu yüksek tavırları dikkat çekiyordu. Sakin bir müzisyenden çok maç saatini heyecanla bekleyen sporcu izlenimi uyandırıyordu.

SEVAN ATAOĞLU

Seni piyanoya yönlendiren, teşvik eden o ilk anı hatırlıyor musun?

Bunun cevabını çok iyi biliyorum. Bizim ailede bir kural varmış; 6 yaşından önce piyanoya başlanmayacak. Büyük amcam ünlü piyanist Herman Miskciyan’ın piyanosu dedemin evindeydi. Kuzenim altı yaşındayken o piyanoda derslere başladığında ben dört yaşındaydım. Cuma günleri büyük aile yemekte bir araya gelirdi. Kuzenimin piyano dersleri de tam yemekten önce olurdu; her cuma o piyano seslerini duyardım. Ders bittiği zaman odaya koşar, ancak piyanoyu kilitli bulurdum. İki senem böyle kapı eşiğinde beklemekle geçti. Altı yaşına geldiğimde bir başladım, kimse beni tutamadı. Kimbilir piyanonun kilitlenmesinin belki de faydası oldu; özlemle bekledikten sonra kavuşmuş oldum piyanoya.


Müzik eğitimine devam etmek için Kanada’ya, kozmopolit bir ülkeye taşındınız. Sınıf arkadaşların, birlikte çaldığın müzisyenler de dünyanın farklı coğrafyalarından gelmişler. Bu kültürel çeşitliliğin senin üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

İstanbul’da kozmopolit bir anaokuluna gittim. Kanadalı, Arjantinli, Çinli, Amerikalı arkadaşlarım vardı. Bu nedenle Kanada’da yabancılık çekmedim. Kolay adapte oldum diyebilirim. Kuşkusuz müzik okuluna herkes kendi kültürünü taşıyor. Güzel bir deneyimdi benim için. 

Biyografinde dikkatimi çekti; ‘El Sistema’ ve ‘Öğrenciler Öğrenciler İçin’ programlarından söz eder misin?

‘El Sistema’ müzik eğitimine erişimi olmayan çocuklara yönelik uluslararası bir kuruluşun destek programı. Kanada’da Toronto Üniversitesi’nde müzisyen arkadaşlarım ve bir orkestra şefinin organizasyonuyla yardım konseri düzenledik. Bu tür sosyal sorumluluk projelerine elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum.

Yeni mezun bir müzisyen için 2018 ve 2019 oldukça yoğun geçmiş; iki ayda bir konser veriyorsun. Menejerin var mı? Nasıl organize ediliyor bu etkinlikler?

İletişim çağında artık “Ben sadece müziğimi çalarım” demek bana fazla gerçekçi gelmiyor. Bugünkü konumuma kişisel çabam ve girişimlerimle geldim. İnsanlarla bağlantı kurmak, geliştirmek çok hoşuma gidiyor. Her bir resitalimin arkasında bir hikâye var. Ancak bir noktaya geldiğinde, halkla ilişkiler gibi konularda profesyonel destek almak kaçınılmaz oluyor. Beni benden iyi idare edecek bir menajer bulursam neden olmasın..? 

İstanbul’da ilk kez çalacaksın. Seyirciyi neler bekliyor?

İstanbul konserimin repertuvarında bestelerim de olacak, uyarlamalarım da. Klasik repertuvara devam ediyorum ama çocukluğumdan beri doğaçlamaya ve beste yapmaya yatkınlığım var. Bu sene resitallerimde kendi bestelerime yer vermeye başladım. Türkçe ve Ermenice eserlerden uyarlamalarla bestelerimi harmanlıyorum; böylece repertuvarım çeşitleniyor. Klasik eserler için konsere gelenler yeni sesler duyabiliyor.
Bu konserimde Haçadur Avedisyan ve Gomidas repertuvarlarından eserlere yer vereceğim. Arno Babacanyan’dan ‘Elegy’, Zülfü Livaneli’den ‘Yiğidim Aslanım’ adlı eserleri yorumlayacağım. Sahnede iskeleti önceden belirlenmiş doğaçlamalara da yer veriyorum. 

Beste ve düzenlemelere devam edeceksin. Kendine nasıl bir yol çizdin?

Önümüzdeki yakın dönem, sırada bekleyen kayıt ve konser projeleriyle dolu. Akademik kariyer planım yok; bir ivme yakaladım. Okula dönersem beni bekleyen projelerin en az yarısını kaybederim. Bağlantılarım var, yeni insanlarla tanışıyorum, sürekli sahada olmak istiyorum. Bütün bu uyarlamalar ve bestelerin en büyük sorunu ise yazılı olmamaları. Hepsi kafamda. Vakit bulup notaya aktaramadım; büyük bir iş yoğunluğu beni bekliyor.

Senin yolunu takip edeceklere ne tür tavsiyelerin var?

Zorluklar her zaman var. Hiç kolay olmuyor; ben de yolumu kolay bulmadım. Kimse bahane üretmesin. Bahane en kolayı; kısa süre için bahaneler insanı tatmin de edebilir ama tehlikelidir. Bahanelerin bir anlık yatıştırıcı etkisi bağımlılık yapar. Ne destanlar duyuyoruz… Sadece bahanelerle yaşanmış bir hayat boşa geçmiş demektir. Önemli olan iyi adapte olup, durumu iyi kavrayıp çözüme odaklanmak. Ne olursa olsun her sorun pozitif etkiyle çözülür. Azimli olmak yeterlidir.

Artun Miskciyan kimdir?

İstanbul’da 1995’te doğan Artun Miskciyan, altı yaşında piyano çalmaya başladı. 2004 yılında Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’na kabul edildi ve piyano eğitimine Prof. Metin Ülkü ile devam etti. Nisan 2010’da Pera Uluslararası Piyano Yarışması’nda ‘En İyi Barok Tercüman Ödülü’nü aldı. Aynı yıl ‘Ulusal Chopin Piyano Yarışması’nda ‘Polonya Büyükelçiliği Özel Ödülü’nü aldı. 2011 yılında Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’ndan en yüksek onur derecesi ile mezun oldu. Piyano eğitimine devam etmek için Ağustos 2011’de ailesiyle birlikte Kanada’ya taşındı. Piyano çalışmalarına Kraliyet Müzik Konservatuvarı’ndaki Taylor Academy’de Prof. Marietta Orlov ile devam etti. Orada ünlü piyanistlerden ustalık dersleri aldı. Solo resital için iki kez Michigan’daki Steinway Gallery’ye ve Montréal’e davet edildi. Toronto Üniversitesi Müzik Fakültesi’nden onur derecesiyle mezun oldu. Artun Miskciyan halen beste ve düzenleme çalışmalarını, konser ve resitalleri sürdürüyor. 

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22551/dogdugu-sehre-besteleriyle-dondu

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: