İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir fotoğraftan çok daha fazlası

Ferda Balancar

‘1928 İzmir Panoraması’ adlı kitap, Yeşilyurt Kitabevi Yayınları’ndan çıktı. ‘Anadolu Yahudileri: Ege’de Yahudi İzleri’ kitabıyla tanıdığımız tarihçi Dr. Siren Bora tarafından kaleme alınan çalışma, 1928 yılında dönemin ünlü fotoğrafhanesi ‘Hamza Rüstem’ tarafından Değirmendağ üzerinden yüksek bir yapının çatısından, muhtemelen günümüzde Etnografya Müzesi olarak kullanılan binanın kulesinden çekilmiş. Siren Bora ile fotoğrafın ve kitabın öyküsünden yola çıkarak, 1922 İzmir Yanıgını’ndan günümüze İzmir’in geçirdiği dönüşümü konuştuk.

Öncelikle bu panoramik fotoğrafın kitaba dönüşme serüvenini sizden dinleyelim…

Bu panoramik fotoğrafın kitaba dönüşme serüveninin mimarı, Yeşilyurt Kitapevi ve Yayınevi’nin sahibi İskender Dereli’dir. İskender bey beni aradı ve benimle bir kitap projesi için görüşmek istediğini söyledi. Birebir görüşmemizde, keşfettiği panoramik İzmir fotoğrafını gösterdi. Fotoğraf İzmir’in en eski ve ünlü fotoğrafhanelerinden biri olan Hamza Rüstem’e aitti. Üstelik daha önce herhangi bir yerde de yayınlanmamıştı. Sonra örnek olarak, panoramik fotoğrafla hazırlanan İstanbul kitaplarını gösterdi ve büyük bir heyecanla projesini anlattı. Ben, muhteşem bir İzmir fotoğrafının, dile gelmesini, konuşmasını sağlayacaktım. Proje çok cazipti. Kabul ettim. Aslını isterseniz, gerçekten de, görsel malzeme eşliğinde tarihi anlatmak ve yazmak çok keyiflidir. Kitaplarımı yazarken, daima haritalardan ve fotoğraflardan faydalanırım. Olayların meydana geldiği mekânları; adı geçen yapıların özelliklerini ve konumlarını bizzat görerek yazmayı yeğlerim. Böylece onlarla ilgili ayrıntıların zihnimde canlanmasını sağlarım. Düşünsenize, bu yöntemle hem senarist hem  yönetmen oluyorsunuz. Son derece keyifli ve eğlenceli bir sinema şölenini, tarihi veriler eşliğinde bizzat yaratıyor ve yaşıyorsunuz. Bu yüzden, ‘1928 İzmir Panoraması’nı yazarken çok  keyif aldım.  

Kitaba yazdığınız önsöze, “İzmir Yangını’nın İzmir’de açtığı yaraların henüz kapanmadığı, 1928 yılındayız” cümlesiyle başlıyorsunuz. Fotoğraf, 1922 Yangını’ndan önce çekilmiş olsaydı, bu fotoğrafta neler olabilirdi? Bir başka deyişle, İzmir Yangını bu panoramik fotoğrafı nelerden mahrum bırakmış oluyor?

Panoramik fotoğrafa dikkatle bakmanızı rica edeceğim. Fotoğrafın odağında, kentin  Müslüman Türk mahalleleri var. Yanında da, Yahudi mahalleleri yer alıyor. Peki İzmir’in Rum, Ermeni ve Frenk mahalleleri nerede? Panoramik fotoğrafta, 1922 İzmir Yangını’nda büyük bir bölümü yanıp kül olan bu mahallelerin sadece yıkıntılarını görebiliyoruz.  Ufukta silüet halinde. Eğer bu fotoğraf, 1922 Yangını öncesi çekilmiş olsaydı; ufuktaki yıkıntıları değil, görkemli cemaat yapılarının çatılarını, kilise kubbelerini, çan kulelerini de görebilecektik. Aya Apostolos Kilisesi, Aya Dimitri Kilisesi, Aya Haralambos Kilisesi, Aya Katerina Kilisesi, Aya Konstantin Kilisesi, Aya Markella Kilisesi, Aya Nikola Kilisesi, Aya Paraskevi Kilisesi, Aya Taksiarhos Kilisesi, Aya Trifon Kilisesi, Surp Istepannos Kilisesi, Surp Mesropyan Okulu hepsi yandı. Ne büyük kayıp…… Kentimizin kültür mirasının büyük bir bölümünü kaybetmişiz. Acaba bu büyük mahrumiyet, fotoğrafın mahrumiyeti mi? Yoksa bizim mahrumiyetimiz mi? Ne dersiniz?…. 

Fotoğrafı eksen alacak olursak İzmir Ermeni Mahallesi’nin konumunu nasıl tarif edebiliriz? 

Günümüzde Etnografya Müzesi olarak kullanılan yapı, Değirmendağı’nda kadim Yahudi Mezarlığı’nın arazisi üzerinde eski Devlet Hastanesinin tam karşısında hisarvari kulesi ve ilginç taş mimarisi ile dikkat çekiyor. Vali Rahmi Bey zamanında yetimhane olarak inşa edilmeye başlanan yapının inşası İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgaliyle yarım kaldı. Yunan işgal yönetimi döneminde tamamlanan yapı, öksüz Rum çocukları için kullanıldı. Bu dönemde binaya takılan ‘Piçhane’ adı günümüze günümüze kadar geldi. Cumhuriyet döneminde önce Halk Sağlığı Enstitüsü, ardından da uzun yıllar İl Sağlık Müdürlüğü olarak kullanılan bina 1984’te Kültür Bakanlığı’na devredildi. Bir bölümü İzmir Etnografya Müzesi olarak kullanılırken, büyük bölümü 1987’den bu yana İl Kültür Müdürlüğü olarak hizmet veriyor. 

Günümüzde Etnografya Müzesi olarak kullanılan yapı, Değirmendağı’nda kadim Yahudi Mezarlığı’nın arazisi üzerinde eski Devlet Hastanesinin tam karşısında hisarvari kulesi ve ilginç taş mimarisi ile dikkat çekiyor. Vali Rahmi Bey zamanında yetimhane olarak inşa edilmeye başlanan yapının inşası İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgaliyle yarım kaldı. Yunan işgal yönetimi döneminde tamamlanan yapı, öksüz Rum çocukları için kullanıldı. Bu dönemde binaya takılan ‘Piçhane’ adı günümüze günümüze kadar geldi. Cumhuriyet döneminde önce Halk Sağlığı Enstitüsü, ardından da uzun yıllar İl Sağlık Müdürlüğü olarak kullanılan bina 1984’te Kültür Bakanlığı’na devredildi. Bir bölümü İzmir Etnografya Müzesi olarak kullanılırken, büyük bölümü 1987’den bu yana İl Kültür Müdürlüğü olarak hizmet veriyor. 

İzmir Ermeni Mahallesi sahilde değildi. Bu yüzden fotoğrafa bakarken, denizden uzaklaşalım ve Hisar Camisi’nin arkasına, sağ tarafa odaklanalım. Bu şekilde baktığınızda, Fevzipaşa Bulvarı’nın gerisinde uzanan yangın bölgesinin çirkin silüetini göreceksiniz. İşte o çirkin silüet, Ermeni Mahallesinden geriye kalandır. Fevzipaşa Bulvarına paralel olan Gazi Bulvarı henüz açılmamış. İleride, 1929 yılında açılacak olan Gazi Bulvarı, Ermeni Mahallesi’nin ortasından geçerek Birinci Kordon’la Basmane Garı’nı birleştirecek. Eğer, “Günümüz İzmir’inde Ermeni Mahallesi tam olarak nereye denk düşüyor?” diye soracak olursanız; vereceğim yanıt şu olacak: 9 Eylül Meydanı tam ortada olmak üzere, çevresinde yer alan İzmir Fuar alanının bir bölümü ile Dr. Refik Saydam ve Hürriyet Bulvarları’nın bir bölümü,  Basmane Garı ve Fevzipaşa Bulvarı arasında kalan bölge,  bir zamanlar İzmir’in Ermeni Mahallesi’ydi.   

Bu panoramik fotoğraf günümüzde çekilmiş olsaydı, öne çıkan görsel unsurlar neler olurdu?

Kanımca, panoramik fotoğraftaki en önemli kayıp, Sarı Kışla.  Solda deniz kıyısında yer alan Sarı Kışla 1955 yılında yıkıldı. Yapının yıkıntıları üzerine çirkin iş hanları inşa edildi. Talim alanının yerinde ise, caddeler ve viyadük yer alıyor. Sarı Kışla Talimhane’sinin tam karşısında Milli Kütüphane ile Gureba-yı Müslimin Hastanesi arasında kalan alanda yer alan hapishane de yıkıldı. Yerine çok katlı bir otopark ve alışveriş merkezi inşa edildi. Fotoğrafta en sağda yer alan Müslüman mezarlığının bir bölümü istimlak edildi ve imara açıldı. Kadifekale etekleri 1950’li yıllarda imara açılmıştı. Günümüzde, bölgedeki çarpık yapıların büyük bir bölümü temizlendi.  

‘1928 İzmir Panoraması’ kitabı. Fotoğraf: İşhan Erdinç

Günümüzdeki adı İstiklal Mahallesi, eski adı ise Tsontsino Mahallesi olan ve fotoğrafın en sağında yer alan Konak civarındaki bölgede bir sinagog, bir cami ve bir Rum kilisesinin 18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar bir arada bulunuyor olmasını bir tarihçi olarak nasıl yorumluyorsunuz? 

İzmir Muhtarlık Teşkilatı’nı yeniden kurmak amacıyla düzenlenen 1885 tarihli İzmir mahalleleri listesinde, Tsontsino Mahallesi, Yahudi mahalleleri listesi içerisinde yer alıyor. Tsontsino Sinagogu(önce, Mahazikey Tora Yeşivası olarak inşa edildi), tıpkı Asmalı Mescid gibi, 18. yüzyılda inşa edilmiş. Demek ki 18. yüzyılda, Müslüman Türkler ve Yahudiler bu mahallede yan yana yaşıyorlarmış. 1800’lü yılların başlarında inşa edildiği tahmin edilen Aya Yannis Kilisesi ise, bu iki dini yapının yaklaşık olarak 20-25 metre ötesinde. 19. yüzyılın başlarında Aya Yannis Kilisesi’nin inşasına izin verildiğine göre, bu mahallede oturan ve bir ibadethane gereksinimi duyan yeterli miktarda Rum ahali mevcut olmalıdır. Sonuç olarak Tsontsino Mahallesi, İzmir kentinde Rumların Yahudilerin ve Müslüman Türklerin bir arada iç içe yaşadığı bir mahalle. Ne İzmir’in bir başka bölgesinde, ne de bir başka Osmanlı kentinde benzer bir örnek mevcut.   Kısacası, nadir bir olgudan söz ediyorum. Tarih boyunca, Osmanlı Rumları ile Osmanlı Yahudileri arasında, temelde, ticari rekabet ve fanatik dini inanış kaynaklı kan iftirası olayları vardır. Ama bu iki cemaat, bu mahallede, bir arada yaşamayı başarmışlar. Kanımca İstiklal (Tsontsino) Mahallesi ve mahalledeki dini yapılar koruma altına alınmalıdır.

‘1928 İzmir Panoraması’ benzeri çalışmalarınız önümüzdeki dönemde de olacak mı? 

Bunu arzu ediyorum. Söz gelimi 1922 Yangını öncesine ait bir İzmir fotoğrafıyla çalışmak ya da 17. yüzyıla ait bir İzmir gravürüyle çalışmak isterim. 

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22516/bir-fotograftan-cok-daha-fazlasi

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: