İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihi Van Şehri

Anjela Sargsyan

Anıtlar uzmanı, Türkolog

Genel bakış

Van veya Vantosp (Tosp-Tuşpa), Ermeni Yüksek Platosu’nun en eski şehirlerinden biri olup, M.Ö. IX. Yüzyılda, Van veya Urartu krallığı egemeni I. Sarturi döneminde (M.Ö. 835-825), Tuşpa adıyla bu krallığın başkenti olmuştur. Van şehri, Asur kraliçesinin adıyla Şamiramakert veya Şamiramaşen (Şamiram’ın kurduğu-çev. notu) olarak da anılmıştır[1]. Örneğin, Movses Khorenatsi’nin (“Ermeni tarihinin babası” olarak anılan tarihçi-çev. notu) “Ermeni tarihi” çalışmasında bu fikre rastlamaktayız.

Tuşpa veya Tosp başkentle ilgili I.Sarturi tarafından yazılmış altı benzer içerikli kayıt bize ulaşmıştır. Bunlardan üçünü, günümüzde kalenin iç kısmında bulunan bir yapının duvarlarında görmek mümkündür. Bu kayıtlarda, yapının inşasının tarihi tam olarak belirtilmemiş olmakla birlikte, Asur kayıtlarında ilk olarak M.Ö. 856 tarihinde bu şehirden bahsedilmektedir[2].

Van şehri, Van Gölü’nün doğu tarafında bulunmaktadır ve şehrin limanı olup, gölün hemen kıyısında bulunan Avan (yeni ismi İskele) Köyü üzerinden gölle bağlanmaktadır.

Urartu krallarının siyasi, askeri ve ekonomik açıdan uygun konumunu hesaba katarak başkenti buraya kurmuş olduğu, Van’ın, antik dönemin ele geçirilmez şehirlerinden olduğunu kanıtlamaktadır. Şehir, batı cihetinden Van Gölü ve güney tarafından Ermeni Torosları sıradağlarının doğu kısmıyla korunmaktaydı.

Şehrin merkezi kısmından yükselen ve çevresine egemen bir konumda bulunan bir dağın üzerinde kurulu başkentin, kayalara oyulmuş iç kalesi Amarıstan, kayalara oyulmuş silah depolarına, garnizon, depolar, gözetleme yerleri, ahırlar ve geniş meydanlara sahip olmuştur.

Kalenin altından da, ek savunma yapılarına sahip sağlam yapılı surlar uzanmaktaydı. Van şehrinin coğrafi konumu, ekonomi açısından da müsait olup, Asur ve Hitit gibi zamanın en güçlü devletleri ile ticari ilişkiler içinde olmuştur.

Metal işlemeciliği, silah yapımı, dokumacılık, çömlekçilik ve daha başka zanaatlar açısından gelişmiş olan Van, önemli bir zanaat merkezi olarak kabul edilmekteydi. Şehir nüfusunun büyük bir kısmı bağcılık, bostancılık ve balıkçılıkla iştigal etmekteydi.

Urartu kralı Menua tarafından inşa edilen, Ermeni Torosları’nın kuzey yamaçlarından başlayıp, şehrin surlarına kadar 80 km. uzayan kanal, gelişmiş bir devleeti işaret etmektedir.

Kanalın yapımı, bazı tarihçiler tarafından Asur kralı Şamiram’a atfedildiğinden dolayı, Şamiram Kanalı olarak da anılmaktadır. Urartuların, geniş bağları ve tarlaları sulamak amacıyla, Menua kanalının haricinde, şehrin doğu kısmında oluşturmuş oldukları suni göl, günümüzde de vardır ve “Keşiş Gölü” olarak adlandırılmaktadır[3].

Kral İşbuini döneminde (M.Ö. 825-810) başlayan ve Menua döneminde (M.Ö. 810-786) sürdürülen reformlar sayesinde Van krallığı güçlü bir devlete, hatta bir imparatorluğa dönüşür.

Bu reformlardan biri de, ünlü “Mıher kapısı” (Agravakar) olarak anılan kayaya kaydedilmiş olan, ortak bir panteon oluşturulmasıdır.

Urartu panteonu, başında Khald (gökyüzü ve yeryüzünün yaratıcısı, tanrıların babası), Teyşeba (gökgürültüsü, savaş ve cesaret tanrısı) ve Şivini (güneş tanrısı) üçlüsünün bulunduğu 70 tanrıdan oluşmuştu[4].

Van’ın siyasi tarihini belirtirken, bu şehrin, ilk darbeyi Urartu devletinin çöküş döneminde (M.Ö. VII-VI yüzyıllar) Asur’dan almış olduğunu belirtmek gerekir.

Bu güçlü devletin başkenti, eski görkemini yitirerek, ikinci sınıf bir şehre dönüşür.

Van, Ermenistan krallığının Artaşesyan hanedanlığı döneminde, özellikle de kral II. Tigran zamanında (M.Ö. 95-55) yeniden gelişir. II. Tigran, Helenistik şehirlerden getirmiş olduğu İbrani, Yunan ve Asurlu esir zanaatkârları ve tüccarları Van’a yerleştirerek, şehrin ekonomik hayatına, özellikle de ticaret ve zanaatın gelişmesine katkı sağlar.

Van şehri, I-II yüzyıllarda da Ermenistan’ın büyük şehirlerinden biri olmayı sürdürmekteydi. Arap egemenliği döneminde (VIII-IX yy.) diğer şehirlerle birlikte, Van da gerileyip, iştigal alanları ağırlıklı olarak zanaatlardan tarımsala kayarak, basit bir feodal şehre dönüşür[5].

Van, IX-XI. yüzyıllarda, Ermenistan’da feodalizmin gelişme döneminde, yeniden güçlü bir gelişim ivmesi kazanır.

Derenik Ardsruni (857-868) ve oğlu kral I. Gagik Ardsruni (908-943) döneminde şehrin surları yeniden inşa edildiğinde, kayalara oyulan merdivenler sayesinde iç kale ile bağlantı kurulur ve Varak Dağı’nın yükseklerinden şehre su çekilir[6].

Van şehri, X-XI yüzyıllarda Vaspurakan krallığının başkenti olarak zanaatların, ülke içi ve hatta uluslar arası ticaret ile kültür hayatının gelişmesi sayesinde, Ermenistan’ın en büyük şehirlerinden birine dönüşür.

XIII. yüzyıldan itibaren gelişen olumsuz siyasi şartlar, Van’ın ekonomik ve kültürel hayatına da damgasını vurur, daha sonraki asırlar süresince ise şehir, farklı aşiretler, Osmanlı İmparatorluğu ve Pers krallığı arasında anlaşmazlık konusu olur.

Şehir sık-sık tekrarlanan depremlerden de zarar görür. Kaynaklar 1276, 1441, 1646, 1701 ve 1715 yılları depremleri ve bu depremlerin şehre ve çevresine vermiş olduğu zararlardan bahsetmektedir.

Özellikle, sonucunda bütün mahallelerin tamamen yıkıldığı, çok sayıda kilise ve camiler ile farklı dönemlerden kalma anıtların tahrip olduğu 1648 depremi yıkıcı olmuştur.

Şehrin ticari binaları ve ahşap dükkânları ise, 1876 yangınında tahrip olmuştur. Tüm bunlara rağmen Van, XIX. yüzyılda ve XX. yüzyıl başında Ermeni kültürünün önemli bir merkezi olarak kalmayı sürdürmekteydi. İçlerinden en tanınmışlarının Portugalyan merkezi okulu ve S. Minasyan ile Yeremyan okullarının olduğu farklı okullar faaliyet göstermekteydi.

Van tarihinin en önemli sayfalarından biri, Türk istibdadına karşı 1915 yılı öz savunmasında sürdürülen kahramanca çatışmalardır. XX. yüzyıl başında Van’ın 5.500 hanesinden 3.000’i Ermenilere aitti. Şehir, savunma duvarlarıyla çevrili asıl şehir ve geniş bir alana yayılmış olan Aygestan olarak iki kısımdan oluşmaktaydı.

Bugün Van kalesinin güney surlarından aşağıya bakarak, yukarıda belirtilen ve bir zamanların şen Ermeni mahallesi Kağakamech’in (şehiriçi-çev. notu) yıkıntılarını görmek mümkündür. Burada Viktor Hogo’nun (tanınmış Fransız şair, romancı ve oyun yazarı-çev. notu) ünlü sözlerini hatırlamak gerekir “Buradan Türkler geçmiş, dört yanda yas ve yıkım var”…

Van şehrinin yapısı

Van’ın şehir planının yapısı da geleneksel olup, ortaçağ döneminde kurulmuş şehirlerin iç kale, şahastan (şehir merkezi-çev. notu) ve banliyölerden oluşan üç bölümlü şekle uygundu. Birincisinin rolünü oynayan ulaşılmaz (1300 m. uzunluğunda, orta kısmında 150 m. genişlikte ve güney kısmında 80-100 m. yükseklikte) bir kaya kütlesinin üzerinde henüz Van krallığı döneminde inşa edilmiş olan ve birçok kez restore edilmiş, sağlamlaştırılmış iç kale, yaklaşık 1,5 hektar kullanım alanına sahipti. Düzensiz şeklin tüm kenarları surlarla çevrelenmişti. Kuzeyde, nispeten kolay erişilebilir taraflardan iç kale doğudan batıya uzayan ve yaklaşık 1,5 km. uzunluğa sahip ek surlarla çevrelenmişti.

surlarla çevriliydi. 60-65 hektar alan kaplayan iki sıra surların toplam uzunluğu iki kilometreden fazlaydı ve doğudaki (Tavrizyan) 360, güneydeki 750, batıdaki kesintili kısım ise yaklaşık 1000 metre uzunluğunda olup, güneyde ve batıda ikişer ve doğuda bir olmak üzere, 5 kapıya sahipti.

Şahastanın doğusuna ve güneydoğusuna düşen ve tahminen ortaçağdan beri geniş meyve bahçeleriyle donanmış olan banliyöler (aygestanlar) doğudaki kapıdan birbiriyle bağlanmaktaydı[7].

Bir diğer görüşe istinaden surlarda dört kapı mevcut olup, biri Tavriz kapısı, diğeri Yeni veya Saray kapısı, üçüncüsü Orta kapı, dördüncüsü ise Liman veya İskele kapısı olarak adlandırılmakta, bu son kapı sayesinde şehir Avants’a bağlanmaktaydı.

Yukarıda belirtilmiş olduğu gibi Avants, 300 haneye sahip bir liman olup, sakinleri genelde kayıkçılardan oluşmakta, her biri 40-50 kişilik 100 beyaz yelkenli burada bulunmaktaydı[8].

Şehrin doğu kısmında, Tavriz kapısı yakınlarında, 1896 katliamları esnasında tahrip edilen ve bir daha kurulmamış olan Haykavank mahallesi bulunmaktaydı. Türklerle meskûn olan Şamiram Mahallesi, şehir içinin güney kısmında bulunmakta olup, sadece Aygestan tamamen Ermenilerle meskûndu. Banliyöler, şehir içinden 12-15 kere daha büyüktü.

Şehir merkezi, Tavriz kapılarından başlayıp, yaklaşık 6 km. uzayan ve doğudan batıya uzanan Khaçpoğan caddesi ile kesişen Skhgâl caddesi üzerinden Aygestan’la bağlanmaktaydı.

Meyve bahçeleriyle zengin Aygestan, mahalleler (Noraşen, Hankuysner, Arark, Noratunkner vs.) arasından akan kanallar, dereler, Hankuysner çayı ve iyi düzenlenmiş yer altı kanalları sisteminin sularıyla sulanmaktaydı[9]. Fransız diplomat Pier Jober, banliyölerle ilgili olarak “sayısız derelerle sulanan ve lâtif ağaçlarla gölgelenen bu meyveliklerden daha keyifli bir şey olamaz” demektedir[10].

Van, savunma yapılarına da (duvarlar, hendekler, gizli geçitler) sahip olmuştur ve Van şehri 2500 yıllık tarihi boyunca yeniden yapılanmalara maruz kalmış olsa da, savunma sisteminin izleri hâlâ korunmaktadır.

Savunma araçları vasıtasıyla genelde saldırı için en uygun yer olan kuzey yönü emniyet altına alınmış olup, kuzeydeki eğik yamaçlarda kesim-kesim günümüze kadar ulaşmış olan eski duvarlar veya bu duvarlar için hazırlanmış basamaklı platformlar bunu kanıtlamaktadır.

Kaya kitlesinin tepesinde, kuzey tarafında, doğudan batıya uzanan güçlü ve kulelerle bezeli bir sur çizgisi uzanmaktadır. Van’ın kaya kitlesinin tepesindeki bu surlar büyük, düzgün işlenmiş taşlarla, harç kullanılmadan, yani kuru örgü sistemiyle örülmüştür. 3 metre ve üzerinde kalınlıktaki duvarların iki dış cephesindeki düzgün örgünün içindeki dolgu, küçük taşlardan meydana gelmiştir.

Tuşba’nın savunma sisteminin bileşenlerinden birinin de, Şamiram kanalıyla beslenen hendek olduğu, iç kalenin kuzey tarafında korunmuş olan izlerden anlaşılmaktadır.

Mağarada var olan ve kaya kitlesinin derinlerine doğru inen oyukların varlığı, iç kalenin,  dışarıya doğru uzanan gizli geçitlere sahip olduğunu ve bunlardan birinin büyük bir ihtimalle Toprakkale’ye (Rusakhinili) kadar gitmiş olduğu sonucuna ulaşabiliriz[11].

Van kalesi, asırlar sonra da ulaşılmazlığı, hâkim konumu ve yüksekten açılan manzarasının güzelliğiyle bizleri büyülemektedir.

Van ve çevresi

Van ve genelde Vaspurakan bölgesi, daha Van krallığı döneminden başlayarak, mimari anıtlarıyla özgün bir yere sahiptir. Sadece Van şehrinde XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başında faal olan 12 kilise şehir içinde ve Aygestan’da yayılmışlardı.

Bunlar Aziz Tiramayr kilisesi (XIV. yy.), Aziz Vardan kilisesi (V. yy.), Aziz Poğos ve Aziz Petros kiliseleri veya Vanlıların deyişiyle “jamı jami vra” (“kilise kilise üstünde”-çev. notu) (V-VI yüzyıllar), Aziz Nışan veya Aziz Ecmiadsin kilisesi, Aziz Sahak ve Aziz Stepanos Nakhavıka kiliseleri, Aziz Dsiranavor kilisesi, Aziz Sion kilisesi (X. yüzyıl ortası), Haykavan’ın Aziz Astvadsadsin kilisesi veya Haykavank (XI-XII yüzyıllar), Arark’ın Aziz Astvadsadsin kilisesi veya Ayraharuyts (XII. yy. ortası), Hankuysların Aziz Astvadsadsin kilisesi veya Aygestanların küçük kilisesi (X. yy.), Yukarı Noraşen’in Aziz Astvadsadsin veya Meds Dsiranavor kilisesi (daha önce var olan şapelin yerine 1830 yılında inşa edilmiştir), Aşağı Noraşen’in “Kilisesiz Aziz Hakob kilisesi” ve Tukh Manuk şehitliğidir (XIII-XVII yy.)[12].

Van’ı sunmak ve bu şehrin ve genelde Ermeni Yüksek Platosu’nun harikası olan Van Gölü’nden bahsetmemek imkânsızdır.

Van Gölü

Van Gölü, Ermeni Yüksek Platosu’nun kalbinde, Turuberan ve Vaspurakan bölgeleri arasında, deniz seviyesinden 1720 m. yükseklikte bulunmakta olup, yüzölçümü 3760 km2’dir. Göl, yer altı suları, nehirler ve yağışlardan beslenmektedir. Dışa akıntısı olmayan, tuzlu bir göl olup, sadece Van’a özgü Tarekh balığı (İnci Kefali-çev. notu) bu gölde yaşamaktadır. Van Gölü Ermeni kaynaklarında deniz olarak belirtilmiş ve farklı kaynaklarda farklı isimlerle anılmıştır. Örneğin “Nairi ülkesi denizi”, “Tosp denizi”, “Bznuni denizi”, “Rştuni denizi”, “Ardsruni denizi” (3 farklı hanedanlıkların ismiyle-çev. notu), “Vaspurakan denizi”,  “Arçeş denizi” (Erciş-çev. notu), “Akhtamar denizi” (Akhtamar adasının ismiyle-çev. notu) gibi.

Van Gölü’nün kıyı bölgesinde bulunan büyük yerleşim yerlerinden Van’ın haricinde Arçeş, Khılat (Ahlat-çev. notu), Bağeş (Bitlis-çev. notu),  Vostan vs. anılabilir. Gölün seviyesi periyodik olarak farklılık arz etmektedir. 1838-1840 yıllarında göl seviyesinin 3-4 metre yükselmiş ve bunun sonucunda eski Arçeş şehri ile üç adanın sular altında kalmış olduğu bilinmektedir. Van Gölü’nde günümüzde Akhtamar, Lim, Kıtuts ve Arter olmak üzere dört ada vardır ve tümü de bir zamanlar tarihi ve kültürel öneme haiz merkezler olmuştur. İçlerinden en küçüğü, Akhtamar’ın yakınında, batı istikametinde bulunan Arter adasıdır. Aziz Astvadsadsin kilisesi bu adada bulunmaktadır. Gölün kuzey cihetinde bulunan Lim ve Kıtuts adaları daha ünlüdür. İkisinden büyüğü Lim’dir ve daha XIV. yüzyılda burada Aziz Gevorg, Aziz Karapet ve Aziz Astvadsadsin kiliseleri anılmaktadır. Kıtuts adası, Van şehrinin 19 km kuzeybatısında bulunmakta olup, ismini (Kıtuts Ermenicede “gaga” anlamındadır-çev. notu) konumundan almıştır.

Bu ada aslında gagayı andıran bir yarımadanın bölümü olup, göl seviyesinin yükselmesi sonucunda adaya dönüşmüştür.

Ortaçağda burada Aziz Khaç, Aziz Karapet kiliseleri inşa edilmişti. Akhtamar adası Van Gölü’nün güneybatısında bulunmakta olup, Ermeni mimarisinin günümüzde en ünlü, en güzel yapılarından biri olan Aziz Khaç kilisesi burada bulunmaktadır.

Gölün kıyısı boyunca uzayan dağlar ve dağ silsilelerinin güzelliği tarif edilemezdir. Güneydeki Kortuk dağlarının en güzel zirvelerinden biri Artos’dur, kuzeyde Sipan (Süphan-çev. notu), batıda Nemrut, doğuda ise Vaspurakan’ın çift zirveli Varag’ı[13]. Bu dağ dar bir vadiyle doğu veya yukarı zirve ile batı veya aşağı zirveye (Van şehri yönünde) ayrılmaktadır. Aynı isimle anılan Varagavank’ın (Varag manastırı) kalıntıları batı zirvesinin dibinde bulunmaktadır.

Varagavank

Bu kilise Van şehrinde bulunmamakla birlikte, asırların izlerini taşıyarak, bu şehrin ayrılmaz ve özgün mimari yapılarından biri olarak kabul edilmektedir. Yukarı (konumunun yüksekte bulunmasından dolayı bu şekilde adlandırılmış olup, yıkıktır ve Aşağı Varagavank’ın kuzeydoğusunda bulunmaktadır) ve aşağı olmak üzere Varagavank adıyla iki manastır vardır. Aşağı Varagavank’ın “Varagavank”, “Varaga Surb Nışani Vank” (Varag’ın Aziz Nışan manastırı-çev. notu), “Yedi kilise”, “Varaga Surb Khaçi Vank” (Varag’ın Aziz Haç manastırı-çev. notu) ve “Aşağı veya Alt Varagavank” isimleriyle de anıldığına rastlamaktayız.

Varagavank, 981 yılında kral Gagik’in kızı Khuşuş tarafından kurulur. Ananeye istinaden, kutsal haçtan parçalar burada saklanmaktaydı. Manastır kompleksi, şahane mimari çözümler ve güzel duvar resimleriyle göze çarpmaktaydı[14]. Manastırın kurulmasıyla ilgili bir diğer ananeye göre bu manastır Aydınlatıcı Grigor tarafından kurulmuştur ve bulunan çivi yazılı ve Yunanca kayıtlar da bunu doğrulamaktadır. Manastırın kurulmasıyla ilgili bir diğer veri ise, Hripsime bakireleri tarafından Mesih’in çarmıhından parçaların getirilip, manastırı bunun üzerine kurmuş olmalarıdır[15].

Aşağı Varagavank kopleksi iki sıra dizilmiş 7 kilise yapılarından oluşmaktadır. Doğu sırasında kuzeyden güneye doğru Aziz Nışan, Aziz Astvadsadsin, Aziz Hovhannes ve Aziz Sofia kiliseleri vardır ve bunlar kiliseden ziyade şapellerdir.

Varagavank’ın gelişim dönemi Khırimyan Hayrik (baba-çev. notu) döneminde (1820-1907), onun 1856 yılında manastır yöneticiliğine getirilmesiyle bağlantılı olup, o dönemde manastır gelişmiş, dini önderlik, okul, dini kolej, matbaa ve daha başka yapılar eklenmiştir[16].

Böylece, Varagavank’ın bir avlu etrafında kümelenmiş bir kilise kompleksinden, kuzeydoğusunda “Yedem” olarak anılan mezarlıktan, rahiplerin hücrelerinden, dini ve dünyevi okullardan, episkoposluktan ve diğer müştemilattan oluşmaktaydı. Manastırın ana girişi kompleksin güneybatısında bulunmaktaydı. Girişte manastırın ahırı ve ağılı yerleştirilmişti. Varagavank, 1915 yılındaki Ermeni Soykırımı esnasında yapılan tahribattan önemli ölçüde zarar görmüş ve bunun sonucunda manastır kompleksindeki 7 yapıdan sadece küçük bir kısım kalmış, bu da günümüzde depo ve ahır olarak kullanılmaktadır[17].

Önemli tarihi bir eser olan Varagavank, koruma altına alınmamış olduğundan dolayı, manastırın ayakta kalmış olan bölümleri de yıkım tehlikesi altında bulunmaktadır. “Van Postası” gazetesi yapmış olduğu haberde “Zamanla yıkılan tarihi kilisenin kubbesi 2011 yılındaki depremde yıkıldı” demektedir[18].

Akhtamar

Akhtamar adası,  Van Gölü’nün güneybatısında bulunmakta olup, zamanında en ünlü dini, kültürel ve yazım merkezlerinden biri olmuştur. Movses Khorenatsi’nin belirttiğine göre IV. yüzyılda ada, kalesiyle birlikte, Rıştuni hanedanlığının mülkü durumundaydı. Lakin Akhtamar’ın esas gelişme dönemi, Ardsruni hanedanlığının kurulması ve kral I. Gagik Ardsruni’nin faaliyetleri dönemine denk düşmektedir. Kral Gagik X. yüzyılda, kıyıdan devasa kaya blokları getirtip, adayı büyütmüş ve surlarla çevirerek, Vaspurakan Ardsruni Ermeni krallığının başkentine dönüştürmüştür.

Krallık mülkü olan adada krallık sarayı, Aziz Khaç kilisesi, silah depoları ve daha başka yapılar bulunmaktaydı. Ada özel bir limana, gezi bahçelerine, sokaklara ve ağaçlıklı bulvarlara sahip olmuştur. Van Gölü’nün yükselmesi sonucunda surlar ve liman bugün sular altında kalmıştır[19]. Günümüzde, krallığın görkemi ve mimari dehanın şahidi olarak, sadece bir zamanların Katolikosluk merkezi Akhtamar’ın ihtişamına uygun bir dini merkez olan Aziz Khaç kilisesi kalmıştır. Katolikos ve tarihçi Hovhannes Traskhanakerttsi’nin (898-929), 927 tarihinde Vaspurakan’a gelip, katolikosluk tahtını da Dıvin’den Akhtamar’a taşıması, Vaspurakan krallığının güçlü ve bağımsız konumunu sembolize etmiştir[20].

Akhtamar Aziz Khaç kilisesi, kral Gagik Ardsruni’nin hamiliği ve zamanın yetenekli mimar ve heykeltıraşı Manuel tarafından 915-921 yıllarında inşa edilmiştir. Kilise, temel planı ve boyutsal kompozisyonu açısından merkezi kubbeli, haç planlı temele sahip, diğer bir deyişle “Hıripsime tipi” kiliselerden kabul edilmektedir. Aziz Khaç kilisesi, tüm duvarlarında yer bulan sayısız ve çeşitli rölyefleri sayesinde, Ermeni mimarisinde yeni bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.

Bu rölyefler, kilisenin tün duvarlarını süslemekte olup, dini (Eski ve Yeni Ahit’ten), dünyevi, tarihi, mitolojik vs. içeriklere göre gruplandırılmıştır[21].

Alçak rölyefler, beş temel şerit halinde kiliseyi çevrelemektedir. Birinci şerit kilisenin alt kısmında bulunmakta olup, yaklaşık 2 metre yüksekliğe sahiptir ve tematik rölyeflerden, ikinci şerit hayvan başlarından, üçüncüsü, farklı içerikli sahnelerin de resmedilmiş olduğu yılankıvrımı şeridinden oluşmaktadır. Yılankıvrımı şeridinin üst kısmında dört İncilcinin büyük boy figürleri (ellerinde kitap ve kutsayan sağ elle) bulunmaktadır. Dördüncü şerit yüz ve maskeler ile devlet armaları ve aile armalarından oluşmaktadır.  Beşinci şerit tamburun kenarının üzerine yerleştirilmiş koşan hayvan figürleri şerididir.

Bu kilise kutsal haça, Tanrıya ve Hıristiyanlığın övgüsüne adanmış olup, kral Gagik’in ruhunun kurtuluşu için inşa edilmiştir. Kilise, genel Hıristiyanlık kavramlarına istinaden, Eski ve Yeni Ahit’in kahramanları, kral Gagik ve halkının layık oldukları yer olan cenneti tasvir etmektedir[22].

İç bölümde, kubbe de dâhil olmak üzere, usta çizgiler ve renk ahengiyle gerçekleştirilmiş freskler yer bulmuştur. Özellikle ana sunağın duvarında yer bulan ve beyaz bir eşeğe binmiş olarak Kudüs’e giren Mesih’i ve onu karşılayanların resmedildiği duvar resmi göze çarpmaktadır[23].

Kilise 2007 yılında Türk hükümeti tarafından, Ermeni kültürüne yönelik bir “şefkat” göstergesi olarak restore edilmiş, 2010 yılında ise Aziz Khaç kilisesinin haçı yerleştirilmiştir[24]. Böylece, Batı Ermenistan topraklarında tek ayakta duran ve korunarak, içeriğini kaybetmemiş olan anıtın Aziz Khaç kilisesi olduğunu söyleyebiliriz.

Aziz Khaç kilisesi, freskleri, rölyefleri ve benzersiz mimari çözümleri sayesinde, sadece Ermeni değil, aynı zamanda uluslar arası mimarinin başyapıtlarından kabul edilmektedir. Binyılların izini taşıyan Van şehri, hem şan, hem tarihin acı dolu sayfalarının damgasını taşıyarak, şehrin ve Vaspurakan bölgesinin tarihi, mimarisi, kültürü ve genel olarak Ermeni dünyası hakkında bir fikir sunmaktadır.

Çeviren: Diran Lokmagözyan

Akunq.net

[1] Hakobyan T.Kh., Patmakan Hayastani qaxaqnerı, Yerevan, 1987, s.232.

[2] Movsisyan A.E., Arevmıtyan Hayastani 10 ukhtavayrer, Yerevan, 2011, s.53.

[3] Hakobyan T.Kh., a.g.e., s.232-234.

[4] Movsisyan A.E., a.g.e., s.55.

[5] Hakobyan T.Kh., a.g.e., s.235.

[6] Harutyunyan V.M., Haykakan çartarapetutyan patmutyun, Yerevan, 1992, s.193.

[7] Harutyunyan V.M., a.g.e., s.193.

[8] Vardanyan S., “Vanı micnadarits minçev XX dari skizbı”, Patma-banasirakan handes N3, 2010, s.28.

[9] Haykakan Sovetakan hanragitaran, hator 11, Yerevan, 1985, s.262.

[10] Vardanyan S., Hayastani mayrakağaknery, Yerevan, 1995, s.33.

[11] Harutyunyan V.M., a.g.e., s.25.

[12] Kertmencyan D., Van kağaki patmaçartarapetakan jarangutyuny, Ecmiadsin amsagir, N7, 2012, s.19-25.

[13] Matevosyan K., Akhtamari patmamşakutayin jarangutyunı, Sb. Ecmiadsin, 2013, s.5-15.

[14] Hovhannisyan A., Turkiya, Mşakutayin tsekhaspanutyun, Yerevan, 2005, s.14-15.

[15] Kertmencyan D., a.g.e., s.32-33.

[16] Harutyunyan V.M., a.g.e., s.225.

[17] Hovhannisyan A., a.g.e., s.15.

[18]https://www.vanpostasigazetesi.com/van/van-yedi-kilise-manastiri-yikilmakla-yuz-yuze-h84570.html

[19] Movsisyan A.E., a.g.e., s.64.

[20] Vardanyan V.M., Vaspurakani Ardsrunyats tagavorutyunı, Yerevan, 1969, s.102.

[21] Harutyunyan V.M., a.g.e., s.222.

[22] Matevosyan K., a.g.e., s.52-53.

[23] Harutyunyan V.M., a.g.e., s.222-223.

[24] Hasratyan M., Haykakan çartarapetakan huşartsanneri averumı turqeri koğmits (XI-XX yy.), Patma-banasirakaan handes, N2, 2015, s.10.


http://akunq.net/tr/?p=52892

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: