İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İHD ödül törenine mesaj-Ragıp Zarakolu

Değerli katılımcılar,

Rahmetli eşim, can yoldaşım, sevdiğim Ayşe Nur’un doğumunun 17. yılına katılımınız için teşekkür ederim. Onun, emekçiler, insan hakları ve farklı kimliklerin kendini özgürce ifade etmesi ve özgürlüğü için yaşam boyu verdiği mücadelenin unutulmamış olması, aynı mücadeleyi devam ettiren dostlarımıza verilmek üzere adına bir ödül tesis edilmesi ve bunun sürmesi sevindirici.

2002 yılında İtalyan belediyelerinin desteği ile açılan Doğubeyazıd Ayşe Nur Zarakolu Kadın Sağlık ve Kültür Merkezi’nin halkın iradesini gaspeden kayyum tarafından kapatılması acı verici. O dönemdeki belediye başkanı Mukaddes Kubilay’ın hapiste olması acı verici. Onun adını Diyarbakır’da Parkormanı’na veren Diyarbakır Belediyesi’nin başkanı Osman Baydemir’in sürgünde, sonraki başkan Gültan Kışanak’ın hapiste olması acı verici. Onlarca belediye başkanının ve çalışanlarının hapiste olması çok acı.

Bu ödül geleneğini devam ettiren İstanbul İHD Şubesi’ne ve jüri üyelerine teşekkür ederim.

Hunharca katledilen Hrant Dink’e, Anadolu kültür mirasına sahip çıkdığı için hapsedilen Sevan Nişanyan’a, onlar saldırı altında iken ilk ödüllerini siz verdiniz.

Selahattin Demirtaş ile “çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” diyen Ayşe Çelik öğretmenin geçen yıl bu ödülü paylaşması çok anlamlıydı.

2017 yılında Ahmet ve Mehmet Altan’ın, 2016 yılında hunharca katledilen Tahir Elçi’nin, Can Dündar’ın, Barış Akademisyenleri’nin ve diğerlerinin ödül alması, aynı zamanda düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı gittikçe şiddetlenen ve hatta hayat almaya kadar yönelen saldırının çetelesini tutmak anlamına geliyor.

Bu yıl verilen ödüller son derece anlamlı oldu. Ayşe Düzkan, Şebnem Korur Fincancı ve Osman Kavala. Yaşam boyu hak mücadelesi veren, kendileriyle çelişmemeyi başaran isimler.

Zor zamanlarda dik durmayı başaran, tiranlık önünde tavırlarını değiştirmeyen örnek insanlar.

Ayşe Düzkan’ı, 1980 yılından, Demokrat Gazetesi’nin şefi olduğum Dış Haberler Servisi’nden, gencecik direngen kimliği ile hatırlıyorum.

Osman Kavala’yı yine Demokrat Gazetesi’nin Dış Haberler Servisi’ne Edinburg Üniversitesi’nde okurken, genç üniversiteli arkadaşları ile birlikte kucak dolusu kitapla gelişinden, 12 Eylül’ün karanlığı içinde İletişim Yayınları’nı genç bir ekiple başlatmasından.

Şebnem Korur Fincancı’yı, Adli Tıp denilen sorunlu kurumda vicdanı ayakta tutmak için başlattığı mücadeleden.

Tavırlarını hiç değiştirmediler, yaklaşımlarını zenginleştirmeyi başardılar.

Ayşe Nur’un bize kâr amaçlı olmayan bir kurum olarak emanet ettiği Belge Yayınları mücadelesini sürdürüyor. Tabu sayılan konularda kitaplar yayınlayarak, mazlumların sesini yansıtarak.

ANZ, jenosit/soykırım olgusunu ve diğer temel tabuları faklı örneklerle ilk kez ele alma, sivil itaatsizlik yaklaşımı ile, bütün yasal sorumluluğu üstlenme cesaretini gösterdi. Alternatif, karşı-tarih anlayışının yerleşmesine katkı sundu, diğerlerine cesaret verdi.

Kürt tabusunu 1990’nın OHAL koşulları altında, İsmail Beşikçi’nin “Devletlerarası Sömürge Kürdistan” adlı kitabını ve diğer kitaplarını yayınlayarak deldi. 1990 yılında Dersim Jenosidi’ne ilişkin ilk kitabı yayınladı. 1993 yılında “Ermeni Tabusunu” deldi, 1996 yılında Pontos tabusunu.

Hep bir ilke imza attı, Sabatay Seviden, gizli din taşıyanlara, Pontos’tan Hemşine… Müslümanlaştırılan Ermeni kadınlarının trajedisine… Mübadillerin dramına, 1964 İstanbul Rumları tehcirine, antisemitizme dek… İlkle imza atarak, bu alanlara araştırmacı akademik yaklaşımlara da cesaret verdi.

Ancak bu alternatif tarih yaklaşımının ilk örneği olarak, 1982’nin sıkıyönetim koşulları altında, Mete Tunçay’ın ilk kez gün ışığına çıkardığı, “TKP 1920 Kuruluş Kongresinin” tutanaklarını yayınlama cesaretini gösterdi. Sıkıyönetim yetkilileri ona, “bir kuşağı yok ettik, sen hortlatmak mı istiyorsun” diye bağırıyordu.

12 Eylül’ün siyasal tutsaklarına da, ayrım yapmadan sahip çıktı, onların şiir, hikaye, roman hatta röportaj gibi ürünlerinin, savunmalarının yayınlanmasını sağladı.

12 Eylül’ün sürgün yazarları da onun kapı açması ile ürünlerini Türkiye’deki okurlara ulaşmasını sağladı.

Bütün bunların karınca kararınca 1991 yılında çıkan infaz yasası ile, Kürtler dışında bütün siyasi tutsakların serbest kalmasında, TCK 141-142. maddelerinin kalkmasında katkısı oldu.

İnsan hakları alanında yargının bağımsızlığından ve ölüm cezasından, işkence insanlık suçuna, savaş suçlarına, kayıplara, sansüre, düşünce ve yayınlama özgürlüğüne ilişkin birçok kitabın yayınlanmasına katkı sundu.

Bütün bunlarda onunla omuz omuza mücadele vermiş olmaktan onur duyuyorum.

ANZ 1998 yılında Frankfurt’ta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 50. Yılı vesilesiyle verilen IPA Yayınlama Özgürlüğü Ödülü’nü aldı. Onun konuşmasını, Frankfurt’ta oğlumuz Sinan Savaş Zarakolu okudu.
2007 yılında Türkiye Yayıncılar Birliği’nin bana vermiş olduğu ödülü benim adıma oğlumuz Cihan Deniz Zarakolu aldı ve konuştu.

Bugün Ayşe Nur’un da isteği gibi onun yayıncılık misyonunu oğlumuz Sinan Savaş Zarakolu’nun, insan hakları mücadelesi ve siyasi mücadele bağlamındaki misyonunu oğlumuz Cihan Deniz Zarakolu’nun üstlenmiş olmasından dolayı mutluyum ve gönlüm rahat. Ayşe Nur’un da gökyüzünün bir yerlerinde hoşnut olduğuna inanıyorum.

Bir daha bu tür ödüllerin verilmesine gerek kalmayacağı günlerin gelmesi dileğiyle.

*Ayşe Nur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri’nde yapılan konuşma metinidir.


http://yeniyasamgazetesi.com/ihd-odul-torenine-mesaj-ragip-zarakolu/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: