İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1915 inkârının toplumsal ve siyasal yansımaları tartışıldı

24 Nisan öncesi Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe platformu tarafından dün İstanbul’da düzenlenen “1915: İnkârcılığın toplumsal ve siyasal yansımaları” başlıklı toplantıda Fethiye Çetin, Hadiye Yolcu, Şenol Karakaş ve Ufuk Uras konuşmacı olarak yer aldılar.

DurDe platformu adına moderatörlüğünü Meltem Oral’ın yaptığı toplantıda ilk olarak Dink ailesi avukatlarından Fethiye Çetin konuştu.

Milliyetçiliğin, militarizmin ve krizin hakim olduğu bir ortamda karanlık zamanlardan geçtiğimizi dile getirerek sözlerine başlayan Çetin, kadın cinayetlerine, yaşanan şiddet sarmalına, devletin militer ve paramiliter örgütlerine dikkat çekerek, “Biz şiddeti ve yapısal köklerini yeterince düşünmedik. 100 yıl öncesinin en vahşi şiddetini düşünmedik. Soykırımı yaşayanların torunlarıyız. Tramvanın mirasçılarıyız. Bizde yarattığı tahribatı düşünmedik. Soykırım yeni oluşturulan toplumsal dokuya zarar verdi” dedi.

Umut var olmaya devam ediyor

Soykırımın üzerine temellendirilerek kurulan hunhar ve absürt bir düzende yaşadığımızı vurgulayan Fethiye Çetin, devletin krizler yaratıp bunları “çözerek” kurtarıcı devlet miti oluşturduğunu, benzer şekilde yaratılan krizlerin 12 Eylül’le çözülerek muhaliflerin yok edildiğinin altını çizdi ve hukuki meşruiyet kaybolunca paramiliter örgütlerin devreye girdiğini, bunların cezasız bırakıldığını anlattı, “Siyaset çarkı ve şiddet, soykırım üzerinden yeniden düşünülmeli. İnkâr yasama ve yargı gibi kurumları çökertiyor” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen insanlar ortak bir alanda buluşabiliyorsa umudun var olmaya devam ettiğini belirten Fethiye Çetin, direnen kadın hareketini, Kürt hareketini, alternatif gazeteleri ve internet platformlarını işaret ederek, dünyaya ve gelecek kuşaklara soykırımı anlatmanın soykırıma direnenlere de borcumuz olduğunu dile getirdi.

1915 bugünü belirliyor

1915’teki soykırımın geçmişe ait ve tarihçiler tarafından tartışılması gereken bir olgu değil, bugünkü sosyal ilişkileri belirleyen bir tartışma olduğunun altını çizen DSİP Eşsözcüsü Şenol Karakaş, Kemal Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk ve yaşanan linç girişimiyle 1915 arasında bağlar olduğunu söyledi.

Soykırım kavramını uluslararası hukuka sokan kişi olan Raphael Lemkin’in bunu 1915’i inceleyerek yaptığını hatırlatan Karakaş, 1914’te yüzde 30 olan Ermeni nüfusunun bugün binde 1,5’a düştüğünü ve sayıların yalan söylemesinin imkansız olduğunu ifade etti.

“Soykırımla hesaplaşırken inkârla da hesaplaşmalıyız” diyen Şenol Karakaş, şöyle devam etti:

“İnkâr yüzleşmeyi engelliyor. Sır herkesi teslim alıyor. Gerçeği gizlemeye yemin etmiş gruplar ve bunun üzerinde yaşanan tarih var. Yüzleşme olmadan demokratik rejim olmaz. Baskıcılığın gelenekselleşmesi söz konusu oluyor.”

Soykırımla yüzleşilseydi Dersim gibi katliamların da gerçekleşemeyeceğini söyleyen Karakaş, Hrant Dink cinayetiyle farklılığa olan tahammülsüzlüğün süreklileştiğinin ispatlandığını dile getirerek, buna rağmen 8 Mart’ta “Jin jiyan azadi” diye yürüyen on binlerce kadını, Hrant Dink’ten sonra “Hepimiz Ermeniyiz” diyerek eylem yapan yüz binleri, tüm baskılara rağmen HDP’nin kazandığı belediyeleri vurgulayarak mücadelenin kazandıracağını ifade etti.

Müslümanlar ve ırkçılığa karşı mücadele

Daha sonra konuşan Hadiye Yolcu ise müslümanların meseleye nasıl bakması gerektiği üzerinden bir sunum yaparak, İslamiyet tarihinden ırkçılığa karşı mücadele örneklerini anlattı.

Hz. Muhammed’in Arapların Acemlere üstünlüğü olmadığını söylediğini kaydeden Yolcu, ulus devletlerin modern kabileler olduğunu söyledi.

Türkiye’de hakim ulusun politikalarının sermaye partileri eliyle halkları ve sınıfları böldüğünü ifade eden Hadiye Yolcu, “Patronlar böyle yaparak işçi sınıfını yanına çekmeye çalışıyor. Böylelikle bir işçi şeytanın ademe bakışı gibi bakıyor öbür işçiye ama burjuvaya yakın hissediyor. Aynı yolda yürümüyoruz” dedi.

Şovenizmle hesaplaşmak

Demokratik hakların kısıtlandığı bir ortamda 1915’le ilgili etkinliklerin de sayısında azalma olduğunu ifade ederek sözlerine başlayan eski İstanbul milletvekili Ufuk Uras, bu alanın çok değerli olduğunu söyleyerek DurDe’ye teşekkür etti.

Meselenin bir hegemonya savaşı olduğunu savunan Ufuk Uras, bu yüzden küçük küçük olayların önemli olduğunu, Türkiye’de yüzleşme ve tarihin bir türlü gündeme giremediğini kaydetti.

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin seyrine değinen Ufuk Uras, Hrant Dink’i hedef hâline getiren 301. maddenin bugün hâlâ Barış İçin Akademisyenler’in yargılanmasında kullanıldığını hatırlattı.

Şovenizmle hesaplaşılması çağrısı yapan Uras, “Mikro örneklerle alanımızı genişletmeye çalışmalıyız” dedi.

Salondan yapılan katkılarla toplantı devam etti. Ayrıca 24 Nisan Çarşamba günü saat 14:30’da Şişli Ermeni mezarlığındaki Sevag Şahin Balıkçı anmasına ve akşam Şişhane Meydanı’nda yapılacak 1915 anmasına çağrı yapıldı.


marksist.org

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: