İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Işığın İntihar Ettiği Bir Zamandı

SATENİK USTA

Işığın intihar ettiği bir zamandı. Aydınlık huzmelerinin topyekün zifir bir sarmala dönüştüğü zaman. Zamanın, hafıza kaybını yeğlediği bir zamandı. Hiçbir isme, hiçbir sıfata sığdırılamayacak bir acının, bedenleşip hükme geçtiği bir zamandı. Acının, bedenleri, beyinleri, ruhları delerek kan olup aktığı bir zaman. Görkemli bir geçmişin, “yok”a yazılı bir geleceğin zifirle perdelendiği bir zamandı.

Nehirler ağladı, ağladı aktı. Göller için için coştu, gözyaşı seliyle boğuldu. Dağlar kızıl çiçeklere büründü, hüznünü şelale şelale ovalara akıttı dağlar. Tanrı şaşkındı, kendi suretiyle yarattığı ademoğlunun, el verdiği, yetenekli kıldığı kadim bir insan varlığının gark olduğu acıyı kendi içinde yaşadı. Dayanamadı Tanrı, görmemek için insanın insanla sınandığı sınavı, yüzünü öteye çevirdi. Tanrı’nın bile ağladığı bir zamandı.

O zaman, onlar için, 1915 yılının tümünü ve ötesini kapsayan bir zamandı. Tanrı dualarda yakarış, iniltilerde ses, bitişlerde çığlık çığlığa suskun bir nefesti. Ne antik Yunan’daki “Logos”, ne İslam bilgeliğindeki “Kelam”, ne de o kadim halkın maneviyatına dayanak   olan “Pan ”,  bu olguyu anlatmaya yetmiyordu, yetmiyordu, yetmiyor…

Acı, isimlerin ve tanımların dar geldiği, bedensiz, ağulu bir giysi gibi kuşatmıştı gidenlerin ve kalanların ruhlarını. Yaşayanlara, “Bundan böyle yatakta ölüm, en büyük toy” dedirten bu olgu ve lime lime yırtık insan ruhlarının hala ve yine de Tanrı ’ya tutunma çaba ve dirençleri, evrenin boşluğunda savrulup duruyordu dalga dalga…ve hala savrulup duruyor dalga dalga…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: