İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tesadüfler gerçekten de tesadüf sonucu mu oluşur?

Besse Kabak

Salı günü annemin ameliyat öncesi işlemlerini yapmak üzere hastaneye girdiğimizde havada mimoza çiçeğinin kokusunu algılamıştım. Sağımda solumda birşey görünmese de mimoza çiçeğine ait o cezbedici koku her geçen saniye daha bir hissedilir olmuştu. En sonunda hemşireye “Etrafta çiçek göremiyorum ama burası buram buram mimoza çiçeği kokuyor.” dediğimde, hemşire bankodaki benim göremediğim alanda duran bir demet mimozayı gösterip, “Doktora hediye geldi.” diyerek kokunun kaynağını bulmamı sağlamıştı. 

Burada aktarmaya çalışacağım her şey hemşirenin göstermiş olduğu o bir demet mimoza çiçeğinin yaydığı cezbedici kokuyla başlamış oldu.

Baharın geldiğini müjdeleyen çiçek olarak tanımlanan mimoza çiçeğini ilk olarak Mesrob Badriyark sayesinde tanımıştım. Onun her sene adada düzenlediği Paregentan pikniklerinde mangalda pişen köfte ve sucukların kokusu, birkaç saatliğine de olsa adaları kokusuyla esir alan, sapsarı çiçeklere sahip mimozaları tahtından indirmekte başarılı olurdu. Ancak Paregentan kutlamaları son bulup eve dönerken beraberimizde aldığımız mimozalar tekrar tahtlarına kurulmakla kalmayıp, o eşsiz kokularıyla Paregentan kutlamalarında anımsanması istenen “Cennetteki Mutlu Yaşam”dan evimize götüreceğimiz birer hatıra görevini de üstlenirdi. Bu yüzden de mimoza çiçeği benim için körpe hayatlarımızda her sene bizlere “Paregentan “adı altında birer günlük cenneti yaşatmayı sağlayan Mesrob Badriyark’la özdeşleşmiş durumdaydı.  
O mimozaları gördükten sonra yanıma aldığım kitap yerine, internette mimoza çiçeği hakkında aktarılan bilgileri okumaya başlamıştım.
İlk edindiğim bilgi Mimoza çiçeğinin bilim insanlarına verdiği ilhama dairdi. 
Aktarıalan bilgiye göre, mimoza çiçeğinin gündüzleri açıp, geceleri kapanan ritminin hiç şaşmıyor olması günün birinde bilim insanlarının dikkatini çekmişti. Mimoza çiçeğini alıp gün boyu karanlıkta tuttuklarında, çiçeğin karanlıkta dahi gündüze eş değer saatlerde açıp, gece saatlerinde kapandığını gören bilim insanları, mimoza çiçeğinin bir biyolojik saati olduğu sonucuna varmışlardı. Bu bilgiden yola çıkarak, insan vücudunun biyolojik saatini inceleyip, bunu kontrol eden moleküler mekanizmaları ortaya çıkaran üç bilim insanı, Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young 2017 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüştü.
Bu üç bilim insanının Nobel ödülünü kazanmasını sağlayan mimoza çiçeğinin karanlıkta dahi gerçek içsel ışığını yitirmiyor olması bana bir kez daha Badriyark Hayr’ı hatırlatmıştı…

Mimoza çiçeğine dair bir başka hikaye ise “Mimoza çiçeği anlamını da hikayesini de hayat dolu rengine borçlu” başlığı altında verilmişti.
İtalyan Kadın Birliği üyesi olan Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce adlarında üç kadın, 1946 yılında ikinci dünya savaşından yıkık dökük çıkmış olan İtalyan halkına bir coşku, yaşama dair bir umut vermeyi hedefleyerek toplumun yeniden inşasının “kadın dayanışması”yla mümkün olabileceği sonucuna varmışlar. Üç güçlü kadın, bu yaklaşımlarını sembolize etmesi için bir çiçek seçmeye karar verdiklerinde, tüm çiçekler içinde karanfil, anemon ve enfes kokusuyla mimoza çiçeği arasında karasız kalmışlar. En sonunda bu üç çiçek arasında özellikleri sayesinde öne çıkarak kazanan çiçek ise mimoza olmuş.
Sapsarı renkleri ile neşe saçtığı için (savaşla yıpranan moraller, mimoza çiçeği ile düzelsin diye) 
Martta çiçek açtığı için (Dünya Kadınlar Gününü sembolize etsin diye)
Büyük bir ağaç haline gelene kadar çok fazla emek ve bakım gerektirmediği için (İtalya da mimoza çiçeği gibi hızla kalkınabilsin diye)
En önemlisi de, aynı kadınlar gibi kırılgan görünümlerinin arkasında güçlü bir karakter barındırdığı için (mimoza çiçeği zor coğrafi koşullarda bile çiçek açabilir).
O günden sonra, başta İtalya ve Rusya’da olmak üzere, Dünya Kadınlar Günü’nün anıldığı 8 Mart’ta kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmeye başlanmıştı. 

Badriyrk Hayr bu hikayede de gelip beni bulmuştu. 8 Mart Badriyar Hayrın öldüğü gündü! Badriyark Hayr sanki son nefesini emekçi kadınların anıldığı bu anlamlı günde vererek, hayatını adadığı doğrularını biz kadınlara emanet etmişti…
Onun öldüğü gününden beri ara ara boşalan gözyaşlarım bir kez daha akmaya başlamıştı…

Çarşamba sabahı mamamla birlikte, hemşirenin belirttiği gibi, sabah saat tam yedi buçukta, Cerrahpaşa hastanesinede yatış yapacağımız bölüme geldiğimizde havada hala mimoza kokusunu hissedebiliyordum. Ancak bankonun yanında beklerken sırtımı dönmemle birlikte bu kez mimoza kokusunun kaynağını kendim görmüş oldum.  
Karşımda bulunan odadaki adam elindeki mimoza demetini gazete kağıdına sararak yarı açık duran kapının arkasına doğru geçmişti. Çok değil, dönmek için birkaç saniye gecikmiş olmak dahi, bu görüntüyü kaçırmama yeterli olacaktı. Tam o sırada gelen hemşire, bize yatak numaramızı söyleyerek, “Eşyalarınızı yatağınıza bırakıp tekrar buraya gelin. Hastanın tansiyon ve şeker kontrolünü yapcağım” demesi üzerine aklımdaki “Acaba?” Sorusuyla birlikte odamıza yönelmek zorunda kalmıştık. 
Tekrar koridora çıktığımda, az önce elinde gazeteye sardığı mimoza çiçeğiyle kapının arkasında kaybolan adamı karşımda buluvermiştim. Bu kez “Acaba o güzelim çiçekleri ne yaptı?” diye düşünmekle kalmayıp, “Afedersiniz demin gazeteye sardığınız mimoza çiçeklerini çöpe mi attınız?” Diye sordum. Adam bir iki saniye duraksayıp, şaşkın bir ifadeyle “Evet çöpe attım. Siz nereden biliyorsunuz?” diye sorunca, “Az önce burada beklerken yarı açık olan kapınızdan gördüm. Mimoza çiçeğini çok severim. Sizin için sorun olmazsa ben o attığınız çiçeklere talibim” dedim.
İsminin Hasan Bey olduğunu öğrendiğim adam, çöpe attığı çiçekleri geri alarak, sardığı gazeteden çıkarıp bana verirken “Bu mimozaları kendi bahçemden topladım. Dün doktor ve çalışanlara vermek için beş demet getirmiştim” dediği an, koca hastaneninin dünden bu yana Hasan Bey sayesinde mimoza kokmakta olduğunu anlamıştım. “Bu demeti vermek için ayırdığım doktor dün gelmedi. Hanımım bugün taburcu olacağından, kalan bu son demeti de çöpe atmak zorunda kaldım. Bu çiçeği genelde sadece adalılar bilir. Ben de adada zabıta memuru olarak çalıştığım zaman bu çiçeği görüp sevmiştim. Emekli olunca fidan olarak alıp evimin bahçesine diktim. Büyüyerek kocaman bir ağaca dönüştü” dedikten sonra “Bu çiçeği herkes bilmez. Siz nereden biliyorsunuz?” diye sordu. Ben bir yandan ona mimozayı adalara yaptığım ziyaretler sayesinde tanıdığımı söylerken, diğer yandan da zihnimde şimşek hızıyla oluşan “Badriyark Hayr’ın veda çiçeği!” düşüncesini dizginlemeye çalışıyordum. 
Neyse ki çöpe atılan bir demet mimoza çiçeği sayesinde başlayan sohbet kısa zamanda aramızda dostane bir bağ oluşmasını sağlamıştı. Ben de oluşan bu bağa güvenerek “Hasan Bey sizden bir ricam olacak. Ben bu çiçeği Türkiye Ermenileri Patriği olan Sayın Mesrob Mutafyan sayesinde tanıdım. İzin verirseniz onun katafaltının yanıbaşına konmak üzere sizin ağacınizdan mimoza çiçeği toplamak istiyorum” dediğimde gözlerimden yaşlar akmaktaydı. Hasan bey bu isteğimi “Hay hay kızım. İstediğin kadar toplayıp götürebilirsin. Benim için hiç sorun olmaz” diye cevapladı. 
Ertesi sabah Hasan Bey’in Maltepe’deki evinin bahçesindeki ağaçtan toplayıp birkaç büyük çantaya doldurduğum mimozalarla birlikte kiliseye doğru yola koyulmuştum. Omuzlarımdaki kocaman poşetlerdeki çiçeklerin kokusuyla büyülenen onlarca insan “Biz de bu güzel koku nereden geliyor diye bakınıyorduk. Ne kadar güzel, büyüleyici bir kokusu var! Bu çiçeğin ismi ne?” diye sormuştu. Onlara her seferinde “Bu güzel çiçeğin adı mimoza” diye cevap vermiştim. Sonra birden, kendi kendime “Mesrob Badriyark ölmüş olsa da hala mimoza çiçeğini insanlara tanıtmaya devam ediyor” diye düşündüm. 
Sonunda mimozalar vazolara konarak katafaltın yanındaki yerlerini aldıklarında, içimde görevimi yapmış olmanın huzunu hissedebilmiştim. Onlar orada Mesrob Srpazan’ı ziyarete gelen insanların gözyaşlarına, sevgilerine, dualarına tanık olacaklardı…  
Orada kaldıkları iki günün sonunda mimozalar sanki “Hıçkırarak gözyaşı döken insanların kalplerinde hissetikleri o acılarına dayanamadık” der gibi boyunlarını bükmüşlerdi…
Badriyark Hayr’ın başında nöbet tutan o mimoza çiçeklerinden aldığım birkaç küçük dal ne yazık ki bu kez ‘cenneteki yaşam’ yerine, onun yokluğuyla kalbimizde oluşan büyük acının hatırasını taşıyacaktı. 
Հիշատակն Արդարոյն Օրհնութեամբ Եղիցի

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: