İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İslamlaşmış Hıristiyanlar

Susanne Güsten

Türkiye’nin doğusundaki Hıristiyanlar sürekli olarak Kürt-Türk cephesinin arasında kalmaktadır. Bunun bir örneği olarak, Diyarbakır’daki Aziz Giragos kilisesinin tahrip edilmesini göstermek mümkündür. Anadolu, bir zamanlar Hıristiyan Ermenilerin asıl yaşam alanı olmasına rağmen, o zamandan beri normal bir cemaat yaşamı artık imkânsız olmuştur.

Diyarbakır Aziz Giragos kilisesinde bir bayram ayini, konuklar uzaktan ve yakından gelmişler. Anadolu, Ermenistan ve Amerika’dan gelmiş olan Ermeniler 2011 yılında, uzun süreli bir restorasyon döneminden sonra, kilisenin açılışını kutlamaktadır. 25 yıl sonra bu kilisede gerçekleştirilen ilk ayin bu. Kilise yönetiminden Gafur Türkay, yedi yıl sonra da bu restorasyon çalışmasından gurur duymaktadır.

“Kilise yönetimini 2008 yılında oluşturduk ve ilk kararımız kiliseyi restore etmek oldu. Sırf yıkıntıyı ortaya çıkartmak için 560 kamyon moloz ve toprak çıkarttık. Devasa bir çalışmaydı. Restorasyon çalışmaları ise üç-dört yıl sürdü ve iki buçuk milyon dolar tuttu.

O zamanın Kürt belediyesi yarım milyon destek verdi, geri kalanının ise tüm dünyadaki Ermenilerin bağışlarıyla topladık”.

Aziz Giragos, tüm dünyadaki Ermeniler için önemli

1376 yılında inşa edilmiş olan Aziz Garabet kilisesi, Yakın Doğu’nun en büyük Ermeni kilisesi olup, günümüzde de Diyarbakır’da yaşayan küçücük cemaatin dışında, tüm dünyadaki Ermeniler için önemlidir. Türkay’ın sözleriyle, nihayetinde bu şehir bin yıllar boyu Ermeni dünyasının merkezinde bulunmuştur.

“Biz Ermeniler, Diyarbakır’ı bir Ermeni şehri olarak görür ve M.Ö. I. yüzyılda burada egemenliğini sürdürmüş olan kral Büyük Tigran’a ithafen, şehri Dikranagerd olarak anarız. Ermeniler,  XX. yüzyılın başlarına kadar şehirde çoğunluk olup, halkın hemen-hemen %60’ını oluşturmaktaydı. Diyarbakır’ın o zamanki kuyumcularının onda dokuzu Ermeni’ydi. İpek üretimi, ticaret ve zanaatlar tamamen Ermenilerin elindeydi.”

Bir zamanlar Ermeniler tarafından ipek böcekleri için dikilmiş olan dut ağaçları günümüze kadar kalmıştır. Lakin o zamanların Ermenileri yok, Diyarbakır’da son derece canavarca icra edilen 1915 Soykırımı’nda hayatlarını kaybettiler.

“Osmanlı yönetiminin en sert adamlarından biri olup, şehirdeki tüm Ermenileri öldürtmüş olan Mehmet Reşit, Diyarbakır valisiydi. Anadolu’nun diğer bölgelerinden sürülüp, kervanlar halinde Diyarbakır’dan geçirilen Ermenileri de katlettirmiştir.”

Bu vali “Diyarbakır kasabı” olarak tarihe geçmiştir. Buna rağmen Ermeniler Diyarbakır’a sarılmışlardır, diye anlatıyor Türkay.

“Bu şehrin, Ermeniler için önemli bir merkez olduğundan dolayı, Soykırımdan sonra hayatta kalan tek tük Ermeniler çevre bölgelerden Diyarbakır’a gelmiştir. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, her şeye rağmen 400 Ermeni ailesi Diyarbakır’da bulunmaktaydı. Ermeniler burada hayatlarını sürdürmeye çalıştılar.”

Soykırım, Kürt savaşları ve baskılar

Hem Türk resmi yetkililer, hem de artık Diyarbakır’da çoğunluğu oluşturan Kürt halkı tarafından hayatları zehir edildi. Ankara tarafından 1940’lı yıllarda tüm gayrimüslim tebaaların varlıklarına uygulanan özel bir vergi, Diyarbakır Ermenilerinden birçoklarını iflas ettirip, göçe zorlar. İkinci bir kaçış dalgası 50’li ve 60’lı yıllarda gerçekleşir. İstanbul Rumlarına karşı gerçekleştirilen pogromlar, Diyarbakır’da kalmış olan Ermenilere saldırıp, mallarını yağmalamak için bahane olarak kullanıldığında, kalan Ermenilerin büyük bir kısmı kaçmaya mecbur olur. Gafur Türkay’ın belirttiğine göre, 70’li yılların ortalarında artık sadece 15-20 Ermeni ailesi kalır, fakat Diyarbakır’daki Aziz Giragos kilisesi açık kalır.

“Rahip vardı, düzenli ayin yapılırdı, Ermeni yaşamı vardı burada. 80’li yıllarda Kürt savaşı başlayana kadar, o zaman Ermeniler kaçmaya mecbur oldu. O zaman sadece iki veya üç Ermeni ailesi kaldı burada, onlar da saklandılar ve kimliklerini sakladılar.”

O dönemde son rahip de kaçtı. Aziz Giragos kilisesi bakımsız kaldı ve tahrip oldu. Düz çatısı çöktü ve bir zaman sonra sadece iskeleti kaldı.

Ancak 20 yıl sonra, çatışmalar hafiflediğinde ve Kürt çatışmasının barışçıl çözümüne doğru adım atıldığında, bazı Ermeni vatandaşlar cesaretlenip, Aziz Giragos’u restore etmek için yeni bir kilise yönetimi oluşturdu. Eklenen çan kulesi ise, bu işi taçlandırdı. Türkay’ın belirtmiş olduğu gibi,  son yüz yıl içinde inşa edilen ilk çan kulesi.

“Asıl çan kulesi 1914 yılında yıldırım düşmesinden tahrip olur ve cemaat çok güzel, Rus stilinde ve eskisinden daha yüksek olarak yeni bir çan kulesi yaptırır. 1916 yılında, Soykırımdan sonra Türk yetkililer, şehir minaresinden yüksek olduğunu bahane ederek, çan kulesinin yıkılmasına karar verir. Yıkılana kadar bir hafta boyu topa tutulur.”

Kilisenin yeniden açılması tekrar hareketlilik getirir

2012 sonbaharında çan kulesi açıldığında, yaklaşık yüz yıl aradan sonra Aziz Giragos’un çanları çalmaya başlar. Türkay, bunun Diyarbakır Ermenileri için bir ümit ve yükseliş sinyali olduğunu belirtmektedir.

“Ayinler düzenledik, 80’li yıllardan sonraki ilk ayinler. On yıllar sonra Paskalya kutladık ve ilk kilise düğünlerini yaptık. Kilisede vaftiz ettik, çok vaftiz ettik, fakat bunlar çocuk değildi, yetişkin insanlardı, Hıristiyanlığa ve kendi Ermeni kimliklerine geri dönen İslamlaşmış Ermenilerdi.”

Diyarbakır’daki Hıristiyan Ermenilerin resmi sayısı hâlâ son derece azdır. Milyonluk nüfusa sahip olan kentte resmi olarak kayıtlı Hıristiyan Ermenilerin sayısı 25-30 kişiden fazla değildir. Türkay, Diyarbakır Ermenilerinin birçoğunun nüfuslarında “Müslüman” yazmakta olup, bu insanların, İslamlaşarak Soykırımda hayatta kalmış olanların halefleri olduğunu belirtmektedir.

“Herkes kendisini Ermeni olarak göstermez. Bazıları inanarak İslam olarak kalmaktadır. Diğerleri ise sadece kendilerini Ermeni olarak göstermekten korkuyor, hâlâ Ermeni olduklarını söylediklerinde başlarına bir şey gelmesinden korkmaktadırlar. Lakin kendilerini bu şekilde kabul eden bir hayli Ermeni de var artık.”

Türkay, Aziz Giragos kilisesinin, Diyarbakır’daki Ermeni Rönesans’ı açısından belirleyici bir rol oynadığını söylemektedir.

“Kilisenin restorasyonu bu yüzden çok önemliydi. Tam da Türkiye’deki Kürt barış süreci dönemine denk geldi, o dönemde her şey çok daha kolaydı.

Saldırılar, çatışmalar yoktu artık, sükûnet ve barış ortamı vardı. Bu süreçte yeniden açılan kilise, cemaate büyük bir ivme kazandırdı. Kendilerini Ermeni olarak açıklamaya hiçbir zaman cesaret etmemiş olan insanlar birdenbire kiliseye gelmeye başladılar. Gerçek olarak nefes alındı o dönemde.”

Tekrar tahrip edilen mahalle

Yaklaşık üç yıl önce Diyarbakır’da tekrar savaş patlak verdiğinde tüm bunlar bitti. 2015-16 kışında, Diyarbakır’ın eski mahallesinde Kürt milisleri ve Türk ordu birlikleri arasında aylarca süren çatışmalar sona erdiğinde, Aziz Giragos kilisesi tekrar harabeye dönmüştü. Tahrip edilmiş olan mahalle günümüze kadar kapalıdır. Gafur Türkay, kiliseyi sadece tek bir kere özel izinle görebilmiştir.

“Kiliseyi görmek korkunç bir darbeydi, tamamen tahrip edilmiş ve yıkılmıştır. Görüntüsü beni yıktı. Tüm mahallemizden bir şey kalmamıştır ve kilise sadece bir yıkıntıdır.”

O zamandan beri Ermeni Rönesans’ı sona erdi.

“Çatışmalardan beri artık Ermeni cemaati yaşantısı kalmadı. Kutlamalar, toplantılar ve ayinler yok artık. Her şey durdu, çünkü artık yerimiz yok.”

Hatta üç yıl önceki çatışmalardan sonra kilise kamulaştırıldı. O tarihlerde Türk hükümeti, yıkıp, üzerine yeni bir semt kurmak amacıyla, harabeye dönüşmüş olan tüm mahalleyi bir çırpıda kamulaştırdı. Kilise yönetimi kamulaştırmaya karşı dava açtı ve idari mahkemede haklı çıktı.

“Lakin kilise tekrar restore edilmeli, fakat artık paramız yok bunun için. Bu yüzden de iki yıldır devletin bunu üstlenmesi için çabalıyoruz.”

Türk hükümeti şimdi cemaate restorasyonu ödemeyi taahhüt etmiştir.

Lakin restorasyonun devlet yönetimi altında gerçekleşmesi şart koşulduğundan dolayı, kilise yönetimi uygulamayla ilgilenmekte olup, en azından istişari açıdan planlamaya dahil olmak için yetkililere başvurmuştur. Öncelikle, restorasyonun ne zaman başlayacağı ve kilisenin ne zaman kullanıma açık olacağı belirsizdir. Gafur Türkay, Ermeniler için zamanın değerli olduğunu söylemektedir.

“Kilisesi olmayan bir cemaat için zordur. Aziz Giragos kilisesi açıldığında tekrar toplanabiliriz. Biz burada yaşamaya devam ediyoruz, fakat bir cemaat olmak için bu kiliseye ihtiyacımız var.”

Almanca’dan çeviren: Diran Lokmagözyan

http://akunq.net/tr/?p=51548

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: