İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sam Amca ve Sultan – Tarihsel bir izdüşüm

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

Prof. Dr. Metin Hülagü / SuperHaber

Harput tarihte, kalesi kadar türküleri ve bir o kadar da koleji ile meşhur olmuş bir Anadolu beldesidir.

1852 yılında Harput’ta (Elazığ) Amerikan misyonerleri tarafından Fırat Koleji adı altında bir okul açılmıştı. Daha o tarihlerde İngilizce eğitim veren bu kolejin kampüsünde kız ve erkekler için lise binaları, hastane ve yetimhane ve çeşitli hizmetler sunan 12 adet bina bulunmaktaydı.

Fırat Koleji (Euphrates College) Anadolu’daki Amerikan misyoner eğitim kurumları arasındaki en önemli okullardan birisi olmuştu. Kolej, 1878–1919 yılları arasında özellikle Ermeni teb’a üzerinde yoğun bir eğitim ve kültür faaliyeti içerisinde bulunmuş ve Amerikalı misyonerler adına büyük hizmetler icra etmişti.

Harput’ta bulunan Fırat Koleji ve Maraş’taki Amerikan Misyoner Okulu binaları asrın sonlarına doğru Anadolu’da baş gösteren Ermeni hadiseleri neticesi yanmış ve ciddi derecede zarar görmüştü.

Okul binaları Kürtlerin yoğun olduğu bir mahaldeydi ve konsolosluk korumasından da uzak bir mevkide bulunmaktaydı.

Amerikan misyonerleri vuku bulan yangınların Osmanlı askerlerinin yardımı yahut tedhişçilere göz yummaları neticesi gerçekleştiğini ileri sürmüşler, binaların yakılmasına ilaveten bölgedeki iki misyonerin de darp edildiğini belirtmişlerdi.

Osmanlı Hükümeti ise iddia edilen darp hadisesini hiçbir surette kabul etmemiş, yangın hadisesinin ise Kürtler ve kontrol edilemeyen gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu ifade etmişti.

Amerikan yönetimi yangının çıkış nedenine dair iddialarını misyonerlerin beyanına; Osmanlı hükümeti ise kendi resmi kayıtlarına, subay ve paşalarının şahitliğine istinat ettirmekteydi.

Konu karşılıklı iddia ve retler arasında sıkışıp kalmış, fakat adliyelik olmamış ve herhangi bir yargılamaya da tabi kılınmamıştı. Yangının gerçekleşmesi noktasındaki tek somut gerçek, olayın Ermeni hadiseleri sırasında meydana gelmiş olmasıydı.

Amerikan yönetimi bütün Anadolu’yu bir ağ gibi kaplamış olan Amerikan Board’a bağlı kurumsal yapının bir parçasını oluşturan Harput ve Maraş misyoner okullarının maruz kaldığı yangın ve zararın Osmanlı Hükümeti tarafından tazmin edilmesini istemiş ve 100.000 Dolarlık maddi bir talepte bulunmuştu.

Talep Amerikan yönetimi tarafından yakinen takip edilmiş, her daim dile getirilmiş ve Osmanlı Hükümeti’nin zararı tazmin etmesi konusunda oldukça ısrarcı davranılmıştı.

Amerika’nın İstanbul’daki maslahatgüzarı da Türk Dışişleri Bakanı (Hariciye Nazırı) Tevfik Paşa nezdinde tazmin konusunu takipten geri kalmamıştı.

Ancak onca ısrar ve takibe rağmen Osmanlı Hükümeti’nin Amerikan taleplerine ya olumsuz cevap vereceği yahut da hiçbir surette cevap vermeyeceği şeklinde bir intiba oluşmuştu.

Bir başka genel kanaate göre ise tazmin talebine Osmanlı Hükümeti tarafından cevap verilse dahi bu işin basit diplomatik girişimlerle sonuçlandırılması mümkün olmayacaktı. Yıldız Sarayı’nın askeri güce maruz kalmadan maddi tazmini yerine getirmeyeceği o tarihlerde özellikle dile getirilip vurgulanmiştı. Zira belirtildiğine göre Yıldız, dünyadaki tek Müslüman gücün kendisi olduğunu tazmini reddetmek ve Amerika’ya direnmek suretiyle tüm Müslümanlara göstermek niyetindeydi. Dolayısıyla konuyu en kestireme ve kesin şekli ile çözüme kavuşturmanın yegâne yolu Akdeniz’e bir Amerikan savaş gemisinin gönderilmesiydi. Böyle bir yola başvurulması halinde problemin 24 saat içinde çözülüvereceği hâkim kanaatti. Fakat askeri güce başvurulması önerisi Amerikan siyasileri nezdinde fazla rağbet görmemişti.

Hakikaten de birkaç yıldır gündemde olan ve Amerikan sefirleri James Burrill Angell, Oscar S. Straus ve maslahatgüzar Griscom’un ısrarlı gayretlerine rağmen bir çözüme kavuşturulmayan ve kazandırılamayacağı da aşikâr olan tazmin konusuna nihai bir sonuç sağlaması gerekmekteydi. Bu maksatla, 1900 Kasımı sonlarında, Nepal taraflarında bulunan ve Filipinlere doğru ilerlemekte olan Kentucky adlı birinci sınıf Amerikan savaş gemisi, ilk kez müzakere konusu edildiği tarihten (Nisan 1900) yedi ay sonra, İzmir Limanı’na yönlendirilmişti.

Personelinin kendisi ile mağrur olduğu Kentucky savaş gemisi 11.525 ton ağırlığın olup 10.000 beygir gücüne sahipti. Ana bordasında 22 top taşımaktaydı. Uğradığı limanlarda her görenin gıpta ile baktığı Kentucky İzmir Limanı’na ateş açmaktan ziyade gövde gösterisi için gönderilmekteydi.

Kentucky’nin İzmir’e doğru rota belirlediği tarihlerde Amerika’nın İstanbul’daki maslahatgüzarı (Orta Elçi) Bay Griscom ise 17 Kasım 1900’de Yıldız Sayın’da Sultan Abdülhamid’in davetlisi olarak akşam yemeğini Abdülhamid ile yemiş ve sarayda tertip edilen müzikal safhanın sefa dolu dakikalarına dalmıştı. Sultan Abdülhamid ise Amerika’da yeniden Başkanlığa seçilmiş olmasından dolayı McKinley’i kendi adına tebrik etmesi için Griscom’dan ricada bulunmaktaydı…

Uzun bir zamandır devam eden ve Türk-Amerikan ilişkilerinin bozulmasına sebebiyet veren ancak Babıali ve Dışişleri Bakanı nezdinde kayda değer hiçbir gelişme elde edilemeyen tazmin konusunun çözüme kavuşturulması için Amerikan Sefareti Yıldız Sarayı ve Washington’da bulunan Osmanlı sefareti ile doğrudan temasa geçmek zorunda kalmıştı.

Nihayeti itibariyle Sultan Abdülhamid 1902 yılı Ağustosunda çıkardığı bir irade ile Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm taleplerinin yerine getirilmesini ve Türk-Amerikan ilişkilerinde normale dönülmesini uygun görmüştü.

Tazmin konusunun uzun bir süre bir türlü çözülememiş olması, Türk-Amerikan ilişkilerini, siyasi ve entelektüel çevrelerini o kadar çok meşgul etmişti ki konu Amerikan basınında şiirsel bir dille olumsuz bir Abdülhamid algısı oluşturulmasına kadar götürülmüştü.

1901 yılında ABD basınında yayımlanmış olup tazmin konusundaki tutumu nedeniyle Sultan Abdülhamid ile istihza edilen şiir şöyleydi:

En Büyük Sürpriz

Yüzyılın başından bu yana bazı büyük sürprizler yaşandı

Birçoğu, en kapsamlı plan üzerine tertip edildi

Fakat hepsinden büyük olanı ve en büyük şöhreti kazanan biri

Abdül Hamid’in Sam Amca’nın alacağını ödemesi gerçeği oldu

Yıllar önce Sultan’ın askerleri ezip ve yağmalamaya başlamışlardı

Harput’ta bulunan bazı binaları bir çırpıda yıkmışlardı

Hiçbir şekilde üzülmezken onlar, zavallı Abdul Hamid inledi

Bu çarpık binaların Amerikalılara ait olduğu öğrenildiğinde

Sonra hemen Sam Amca’ya şikâyet edildi ve derhal işe konuldu

Tazminat talebi kısa sürede Türk’e duyuruldu

Abdül gayet nazik davrandı, özürlerde bulundu

Borcun yakında ödeneceğine dair Sam Amca’ya teminatlar sundu

Ama aylar geçip gitti, fakat paradan bir haber yoktu

Zira faturaları ödemekte Sultan’ın yavaş hareket huyuydu

Sam Amca ona bir kez daha ödemenin zamanı geldiğini duyurdu

Türk yine, para geciktirilmeksizin ödenecek diye buyurdu

Sonra aylar yıllar geçti, fakat padişahın nakdi yine gecikti

Oysa yüzlerce defa çok geçmeden ödeyeceğine dair sözler etmişti

Bazen de dostane bir şekilde üzülerek züğürdüm demişti

Neticede padişah ve çekleri hep alay konusu edilmişti

Fakat beklenmedik bir şey oldu, şimdi ve sonra olacağı gibi

Benzerleri, bu yüzyılda tekrar oluşmayabilir

Zira beklentinin en az olduğu bir sırada Abdül Hamid faturayı ödedi

Dünyanın bütün ulusları arasında harika bir heyecan oluştu

Ah, parayı ödemiş olması bütçesine zarar vermiştir

Kalbinin atışı, korkarız, Sultan’ın kaburgalarını zedelemiştir

Ancak ıstırap sona erdi, çünkü paralar sonunda ödendi

Artık, geciken ödemeden dolayı Türk ve çek hakkında

Daha fazla şaka yapamayacağız

Not:

Şiir, (Prof. Dr. M. Metin HÜLAGÜ, Sultan II. Abdülhamid Şiirleri Antolojisi, c. I-II, Altınordu Yayınları, Ankara 2018) adlı kitaptan alınmıştır.


https://www.superhaber.tv/sam-amca-ve-sultan-tarihsel-bir-izdusum-makale-145126

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: