İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ara Güler, fotoğraflar ve karanfillerle uğurlandı (Video)

90 yaşında hayatını kaybeden foto muhabiri Ara Güler için evinin hemen yakınındaki Galatasaray Meydanı’nda düzenlenen ilk törende en fazla dikkat çeken şey, fotoğraf makinelerinin çokluğuydu.

Video için tıklayınız

Çok sayıda fotoğrafçı, Güler’i uğurlamak için meydanda düzenlenen bu ilk törene katıldı.

Fotoğraf duayeninin Türk bayrağına sarılı naaşının üzerinde, “Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın” sözlerinin bulunduğu büyük bir poster yer aldı.

Fotoğraf makinesi çantası da tabutun hemen yanı başındaydı.

Ara GülerTelif hakkıGETTY IMAGES

Duduk ve bir keman sanatçısı tarafından çalınan “Dle yaman”, “Sarı Gelin” ve “Grunk” türkülerinin sessiz bir şekilde dinlenmesi sonrası Güler’in naaşı cenaze aracına konuldu.

Cenazesi kırmızı karanfiller eşliğinde vasiyeti üzerine dini tören için Beyoğlu Üç Horan Kilisesi’ne getirildi.

Burası aynı zamanda 90 yıl önce vaftiz edildiği kiliseydi.

Ara GülerTelif hakkıGETTY IMAGES

Kilisedeki törene, Güler’in ailesi ve yakınlarının yanı sıra Ermeni cemaatinden ve halktan da çok sayıda kişi katıldı.

Türkiye Ermenileri Patrikhanesi Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Sahak Maşalyan tarafından yönetilen dini törende, kilise içine giremeyen çok sayıda kişi de avluda bekledi.

1961’de İngiltere’de yayımlanan Photography Annual’ın “dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri” dediği duayen fotoğrafçı ve gazeteci Ara Güler’in naaşı sonrasında defnedilmek üzere Şişli Ermeni Mezarlığı’na götürüldü.

Babasının memleketi Giresun Şebinkarahisar’dan getirilen toprak ve karayemiş de burada tabutuna bırakıldı.

Ara GülerTelif hakkıGETTY IMAGES

Ara Güler, babası için memleketinin karayemişinin nasıl önemli olduğunu o ziyaretin hikayesinde anlatmıştı:

“Bir gün babam, ‘Dünyanın her yerine gidiyorsun, babanın köyünü merak etmiyor musun’ dedi.

‘Hadi gidelim’ dedim. Vapura binip Giresun’a gittik. Giresun’dan Şebinkarahisar’a taksi tuttuk. Oradan Yaycı köyüne gittik. Babam doğduğu evi aradı, bulamadı. Kiliseyi aradı, bulamadı. Mezarlığı tarla yapmışlar.

Çocukken yüzünü yıkadığı üç gözlü bir çeşme vardı, o kalmış. Oraya götürdüler, yüzünü yıkadı.

‘Çocukken anam beni dövenin üzerine koyar, dolaştırırdı’ dedi. Hemen köylüler döven kurdu, babamı da içine koydular, döndü. Ben de fotoğraf çektim. Baktım, babam ağlıyor. Altı yaşında bıraktığı köyüne benimle beraber dönünce çocukluğu aklına gelmiş.

Sonra Sivas’a dönmek için araba tuttuk. Yolda giderken ‘Ah, unuttum’ dedi:

‘Buranın karayemişleri meşhurdur. Anam beni İstanbul’a mektebe gönderirken yanıma torba içinde yemişler vermişti, onları yiyerek gelmiştim. Benim memleket sevgim, yemişle başlar. Geri dönüp alalım.’

‘Baba, gözünü seveyim… 100 kilometre yol geldik. Şimdi yemiş için 100 kilometre geri gideceğiz, 100 kilometre tekrar bu tarafa geleceğiz, sabah olacak. Başka sefer alırsın’ dedim.

İstanbul’a döndük.”

Babam dört ay sonra öldü. Meğer derdi, oğlunun onu köyüne götürmesiymiş.

Cenazeye gideceğimiz gün evin kapısı çaldı.

‘Kimsiniz’ dedim.

‘Dacat Güler’i arıyoruz’ dediler.

‘Dacat Güler’i kaybettik, şimdi cenazeye gidiyoruz, isterseniz siz de gelin’ dedim.

Meğer gelenler, köyde bizi gezdiren köylülermiş.

‘Siz de gelin cenazeye’ dedim. Yanlarında da bir sandık vardı. Baktım; karayemiş getirmişler. Babamın almak istediği, hasretini çektiği karayemişler… Çocukluğunda yediği, kokusunu aldığı, kendi memleketinin yemişleri…”

Hepsini ceplerime doldurdum, ceplerim şişti. Öyle gittim cenazeye…

Tam babamı toprağa koyacaklar, ‘Açsanıza tabutu’ dedim,

‘Olmaz, dine aykırıdır’ dediler.

‘Siz açın, bir şey koyacağım’ dedim.

Açtılar. Döktüm yemişleri… Babamı çocukluğunun yemişleriyle birlikte gönderdim öteki dünyaya… Şişli mezarlığında yatıyor şimdi…”

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: