İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sanatında ilhamı Tiflis’ten alan Ermeni sanatçı Tengiz Mikoyants’ın hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta sanatçı Tengiz Mikoyants var. Hikayesi Muş’tan ABD’ye, oradan da Gürcistan’a uzanan Mikoyants, Soykırım’da yerinden edilen ve babasıyla ancak on yıllar sonra yeniden karşılaşabilen büyükannesi Arevak’ın hikayesini anlatıyor.


Görüşmeyi yapan: Nora Vanyan

Çeviri-Derleme: Tolga Er


Tiflis aşığı Gürcistan doğumlu Ermeni sanatçı Tengiz Mikoyants, gençliğinden beri hayatını nasıl yaşaması gerektiğini biliyor: “Orduya hizmet ettiğim zaman sanat dışında başka bir şey düşünemediğimi fark ettim. Sanat akademisinde tasarım okudum, fakat benim olayım resim.”

Ermeni Soykırımı’ndan kurtulan bir aileden gelen Tengiz Mikoyants, sesini sanattan alıyor. Palet bıçağıyla resmettiği tabloları renklerle, canlılıkla ve iyi bir mizah anlayışıyla dolu. Eserleri Gürcistan’da fazlasıyla saygı görüyor, hatta Tiflis’i ziyaret eden devlet erkanlarına kimi zaman tabloları veriliyor.

Hayatının tamamını Gürcülerle geçiren sanatçı, komşu ülkenin insanlarıyla kendisi arasında hiçbir zaman kültürel veya başka türde bir farklılık hissetmediğini söylüyor. Çocukken de kökeni hakkında bir şeyler öğrenme ihtiyacı hiç hissetmemiş, ancak yaşının ilerlemesiyle akranları geçmişiyle ilgili sorular yöneltmeye başlamış:

“İçerlemiştim. Neden böyle oluyordu? İnsanlar burada ne yaptığıımı bilmek istiyorlardı. Bazı sorunlarla karşılaştım. Hatta biri sanat akademisine başvurmadan önce soyadımı değiştirmem gerektiği önerisinde bulundu. Fakat Ermeni olmaktan çok gururluyum ve ne diye soyadımı değiştireceğim ki? O kadar da kötü değil.”

Tengiz Mikoyants, 1964 yılında Sovyetler Gürcistan’ındaki Khashuri adlı kentte doğmuştur. 1985 ila 87 yılları arasında Toidze Sanat Üniversitesi’nde okumuştur. 1989’da kabul edildiği Tiflis Devlet Sanat Akademisi’ni 1995 yılında şeref derecesiyle tamamlamışıtr. Mezun olduktan sonra eserlerini Almanya, İtalya ve ABD’de sergilemiştir.

Tengiz, 2005’ten bu yana Erivan, Tiflis, Moskova, Saint Petersburg ve Tyumen’de kişisel sergiler düzenlemektedir. Eserleri ABD, Britanya, Almanya, Fransa, Gürcistan ve diğer birçok ülkede özel koleksiyonlarda bulunabilir. 2011 yılında da Ermenistan Diaspora Bakanlığı kendisine Arshile Gorky madalyasını takdim etmiştir. Bu ödül, diasporada Ermeni sanatı hakkında farkındalık yayan ve bunu güzel sanatlar, resim, heykel ve çizim yoluyla yapan sanatçılara verilmektedir.

“Sonsuza dek masalsı kentte sıkışıp kaldığını” söyleyen Tengiz, “Tiflis benim gerçek sanat rehberimdir” diyor ve geçmişini şöyle anlatıyor:

“Buraya ilk kez 10. sınıftayken geldim. İlk ‘Tbilisoba’ (şehir günü) o zaman düzenleniyordu. Festival havasındaki şehir, akşam ışığında masalsı bir sahneye benziyordu. Kiev’deki Sanat Akademisi’ne başvurma planlarımı unttum; Tiflis’e vurulmuştum. Burası beni büyüledi.”

Sanatçı o günden beri Tiflis’te yaşıyor. Başka bir yerde yaşamış olsaydı bile bugün bile ona ilham veren Tiflis’in tarihi yerlerini resmetmeye devam edeceğinden emin olduğunu söylüyor.

Tiflis aynı zamanda Tengiz’in ailesini kurduğu kenttir. Sanatçı, hem Ermeni hem Oset olan eşi Gana ve üç erkek çocuğu hakkında konuşurken fotoğraflarını gösteriyor, yüzü ışıldıyor.

Sevgisizlikten sevilmeye

“Karakterimin önemli bir bölümü büyükannem Arevak’tan geliyor. Çok neşeli ve gururlu biriydi” diyor sanatçı. Büyükanne Arevak’ın (evlilik öncesi adıyla Arevat Vardanyan) uzun hayatı zorluklarla geçmiş.

Arevak, memleketi Muş’taki halkı katledilirken yalnızca üç yaşındadır. Kimi insanlar sayesinde ABD’ye geçer ve oradaki yıllarını bir yetimhanede geçirir. Bir gün yetimhanedeki çocuklara, aralarından Avrupa’ya dönüp, Ermeni bir üvey aileyle yaşamak isteyen olup olmadığı sorulduğunda elini kaldırır.

Soçi’de Madilyan soyadlı çocuksuz bir çift Arevak’ı evlatlık alır. Ne yazık ki, yeni ve sevgi dolu bir ailede yaşama hayali kısa zamanda yok olur. Yeni anne ve babası onu hoş görmez, onu olabilecek en hızlı şekilde Akhalkalaki’deki bir erkekle evlendirir. O evlilikte de sevgi yoktur.

Arevak Vardanyan

Arevak’ın yeni evindeki hayatı kabusa döner. İçinden çıkılması umutsuz bir yoksulluk, küçük düşürücü davranışlar ve sonu gelmeyen aşağılamalar onu Khashuri’ye kaçmaya zorlar. Buradaki Hukas Mikoyants adlı genç bir temizlikçi, kentin otobüs terminalinde içini çekerek ağlayan genç ve güzel kadını fark eder. Bir araya gelirler ve Arevak sonunda yeni eşiyle huzurlu bir eve kavuşur.

Hukas Mikoyants’ın da başına birçok şey gelmiştir: İki çocuğunun annesi olan eşi Türkler tarafından cinsel istimara maruz bırakılıp hayatını kaybeder. Hukas, iki çocuğuyla yaşamaya devam eder.

Arevak, sonradan tanışıtığı bu çocuklar için harika bir anne olmasının yanı sıra eşine de destek olur. Yakın bir zamanda üç çocukları daha olur. Bunlardan biri Tengiz Mikoyants’ın babası Sergey’dir.

Arevak Vardanyan, eşi Hukas ve çocukları Sergey, Aykush ve Nvard ile beraber

“Arevak tam bir Ortadoğu güzeliğiydi. Zümrüt yeşili gözleri ve koyu saçları vardı. Çok enerjikti, biraz kısaydı. Bildiğim her şeyi babamdan öğrendim. Büyükannem hatıralarını bizle asla paylaşmadı” diyen Tengiz, onu anlatmayı şöyle sürdürüyor:

“Korkusuzdu. Khashuri’deki Stalin anıtını yıkarlarken, neredeyse süngüyle bıçaklanmış çünkü askerlere çok yaklaşmış. Asla dedikodu yapacak biri değildi. Çorap örmeyi, kızlarına ve diğer akrabalarına mektup yazmayı severdi.”

Mikoyants anlatmaya devam ediyor:

“Arevak nazik bir kalbe sahipti. Madilyan ailesi onu görücü usülü evlendirdiği için onları asla affetmemesine rağmen onlarla temasını sürdürüyordu ve onu evlat edindikleri için minnettardı. Büyükannemin dile yeteneği vardı: Ermenice, Gürcüce, Rusça ve İngilizce bilirdi. Bir keresinde ona İngilizce seslendim ve bana o dilde yanıt verdiği için çok şaşırdım. Pragmatik ve dakikti; kimseden bir şey talep etmezdi.”

Arevak Vardanyan ve kızı Aykush Mikoyants

Arevak, ileriki yaşlarında yeni bir haber alır. Babasının Soykırım’dan kurtulduğunu, Gümrü kentinden çok uzak olmayan Sarnakhbur köyünde yaşadığını öğrenir. Bu haber sonrası Ermenistan’a gider ve onunla tanışır. Bu sırada soyadının Vardanyan olduğunu öğrenir. Görüşmenin ardından Arevak Gürcistan’a, ailesinin yanına döner. Ne konuştuklarını kimseye söylemez.

Tengiz, büyükannesinin Batı Ermenistan ninnilerini yazdığı küçük bir defteri olduğunu, çocukları ve torunlarını yatırırken onları söylediğini anlatıyor.

Soykırım’a, onca yasa ve felakete rağmen hala yaşam için enerjiyi nasıl bulduğu ve nasıl sevgi dolu kaldığı sorulduğundaysa Mikoyants şöyle yanıtlıyor: “Çünkü Ermeni’ydi…”

Arevak Vardanyan, torunu Tengiz ve eşinin akrabalarından Asya Mikoyants

Geriye dönüş, güçlü dönüş

Tengiz Mikoyants, Ermenistan’ı ziyaret etmekten ve oraya oğulları ve eşiyle gitmekten keyif alıyor. Sanatçının en büyük oğlu Artur, atalarının anlattığı ülkeden etkilenerek Ermenice okumaya kararlı. Eşi ise Sevan Gölü kıyılarındaki Shorzha köyüne yapıtkları yolculukları keyifle hatırlıyor.

Tengiz, düzenli olarak Erivan’da sergi açıyor:

“Bir sergi, topluluk karşısında vermeniz gereken bir sınav gibidir. Bu yüzden düzgün bir şekilde hazırlamanız gerekir. Eserinizi başka insanlarla paylaştığınızda onlara sıcaklık, ışık ve nezaket hediye etmek önemlidir.”

Soykırım’ın üzerinden geçen yılların ardından Tengiz aile geleneğinin sürmesinden dolayı mutlu. Tengiz, son olarak şu sözleri kaydediyor:

“Türkiye Soykırım’ı tanımış olsaydı bu çok şeyi değiştirirdi ve böyle trajedilerin tekrar yaşanmasının önüne geçerdi. Yaşananları itiraf etmelerini ve bize ‘Barev zez!” (Ermenice’de ‘iyi günler’ anlamına geliyor) demelerini gerçekten istiyorum.”

Kaynak: Aurora Prize

http://gazetekarinca.com/2018/09/1915ten-bugune-sanatinda-ilhami-tiflisten-alan-ermeni-sanatci-tengiz-mikoyantsin-hikayesi/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: