İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Daha yeni başlıyoruz…

Markar Esayan

Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın temel atma töreni önceki gün gerçekleşti ve en az altmış yıllık bir gecikmeden sonra bu büyük eksikliği giderme konusunda tarihi bir adım atıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın şahsında süreçte emeği geçen herkese öncellikle teşekkür etmek istiyorum.

Bu santralın toplam enerji ihtiyacımızın yüzde onunu, İstanbul’un ise tamamını karşılayacağını söylemek yeterli. Türkiye enerji çeşitlendirmesine giderek zaten güneş ve rüzgâr potansiyelini de harekete geçirmiş durumda. Tek bir enerji kaynağıyla ihtiyacı karşılayamayacağımız ortada. Dolayısıyla, kömür rezervlerimizde dahil olmak üzere her alandaki potansiyeller dışa bağımlılığı gidermek adına harekete geçirilmiş durumda.

Nükleer enerji konusunda Rusya’ya gönderilen öğrencilerin eğitimlerini tamamlayarak yurda dönmeye başladığını, nükleer atığın ise Türkiye’de tutulmayıp Rusya’ya gönderileceğini, teknoloji transferinin de gerçekleşeceğini söylemeyi de ihmal etmeyelim.

Ama daha da önemlisi, Türkiye’nin her alanda stratejik ve kritik atılımları neden zamanında yapamadığını, yerli/milli teşebbüslerin neden şüpheli bir biçimde akamete uğratıldığını hatırlamak zorundayız.

Hangilerini sayalım ki? İlk uçak yapım teşebbüslerinin nasıl engellendiği ve Nuri Demirağ’ın başına nelerin geldiğini daha önce “Türkiye uçuşa geçiyor” yazımda anlatmıştım.

Ama sanırım çoğunuz Türkiye’de ilk yerli füze yapımını gerçekleştirmiş olan “Bandırma Füze Kulübü” ve Ermeni vatandaşımız Krikor Divarcı’nın adını dahi duymamıştır. Krikor Divarcı nişanlısı ile biriktirdiği 400 lirayı bu işe yatırarak füze projesini İTÜ’ye onaylatır. Divarcı’nın 19 Eylül 1962’de ordunun da desteğiyle hayata geçirdiği projesi “Marmara 1” adı verilen ve üzerinde ay yıldız olan ilk Türk füzesi semaya çıkar. Deneme atışında 10 bin metre yükselip 150-200 metre uzağa düşer. Bu da denemenin başarılı olduğu anlamına gelir. Divarcı ve arkadaşları Marmara I, Marmara II, Hürriyet I ve Hürriyet II füzelerinin de denemesini gerçekleştirirler. Hatta “Aktrüs” isimli projeyle uzaya hayvan gönderme çalışmaları da başlar.

Sonra ne mi olur? Demirağ’ın başına geldiği gibi görünmez bir el devreye girer. Krikor Divarcı’nın evinde şüpheli bir yangın çıkar ve tüm projeler kül olur. 1959’da başlayıp 1963’te zirve yapan süreç sona erer. Olay hâlâ tam olarak aydınlatılamamıştır.

Akkuyu Nükleer Santralı vesilesiyle, dünyanın en zengin toryum yataklarına sahip Türkiye’de bu konuda çalışırken Isparta’da şüpheli bir uçak kazasında ölen Prof. Engin Arık ve arkadaşlarını da hatırladık. Arık, bir ton toryumdan 1 milyon ton petrole eşdeğer enerji üretilebileceğini iddia ediyordu. Aselsan cinayetlerini de hatırlayarak bu yolda can veren tüm insanlarımıza Allah rahmet eylesin diyelim.

Siyasi iradenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Ve esasında, daha yeni başlıyoruz. Dünya Türkiye’yi izlemeye devam etsin.


http://www.aksam.com.tr/yazarlar/daha-yeni-basliyoruz-e2-80-a6-c2/haber-723272

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: