İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Ruhani Kurul ve Vakıflar elini taşın altına koymalı’

Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı Başkanı Bedros Şirinoğlu ile yaptığımız röportajda Şirinoğlu’nun eleştiri yönelttiği kişi ve kurumlardan biri de Düşünce Platformu idi. Platformdan Tatyos Bebek, Harut Özer ve Şake Yalçın hem eleştirilere yanıt verdiler hem de gelinen durumu değerlendirdiler.

-Düşünce Platformu bütün bu seçim sürecinde bilhassa son birkaç yılda ne yapmaya çalıştı?

Tatyos Bebek:  Düşünce Platformu oluştuğundan bu yana cemaatimizin sorunlarına ilişkin gene cemaat katkısıyla çözüm yolları üretmek amacını taşıdı. Bunu da bir grubun kendi içinde konuşup tartışmasından ziyade, halkla konuşarak, her konuda açık toplantılarla yapmaya çalıştı. Yani, ne topluma yol gösterme gibi bir üstten bakış, ne de ‘bizim söylediğimiz doğrudur’ gibi bir saplantı. Temel inancımız daima şu oldu: Toplum kendi sorunlarını kendisi tartışırsa ancak o zaman sağlıklı bir çözüm yolu bulunabilir.

Patriğimiz Mutafyan’ın rahatsızlığı sonrasında da tutumumuz, yaklaşımımız aynı oldu. Seçilmiş bir patriğimizin olması bu toplumun hakkıdır. Ve bu seçim daima olduğu gibi demokratik yollarla ve geleneklerimize göre yapılmalıdır. Bunun için 6.000 imzalı bir mektubu o zaman Başbakanımız olan Sayın Erdoğan’a gönderdik.

-Neler yaşandı patrik seçim sürecinde ?

TB : Geride bıraktığımız süreç başlıca 3 noktayı açıkça ortaya koydu: Toplum hem son 9 yılda yaşananlardan hem de mevcut durumdan memnun değil ve rahatsız. İki, toplum ve kurumlar bu durumu ve bu gidişi değiştirecek iradeye ve potansiyele sahip, ki bunun açık göstergesi, Değabah seçiminde toplumca pek tanınmayan Arkyebisgobos Bekçiyan’ın açık farkla seçilmesidir, çünkü öteki aday toplumca ve Ruhaniler Meclisi’nce çok iyi tanınmaktadır; Üçüncüsü ve acı olanı, toplum ve kurumlar aynı zamanda bir korku ve korkutma ortamında yaşatılmaktadırlar, ki bunun da açık göstergesi Vilayet kanalıyla iletilen yazıdan sonra ilgili kişi ve kurumların gösterdiği 180 derece aksi yöndeki davranıştır. Bunlar hoş ve olumlu şeyler değil; toplumun önde gelenleri katkılarını hakaret, korkutma ve yıldırma yerine olumlu yaklaşımlar, meşru, çözümleyici adımlar atarak yapmalıdır. Türkiye Ermeni toplumu bu olgunluğa sahip ve layık değil midir?

-Burada ‘Düşünce Platformu Bekçiyan’ı yanlış yönlendirdi’ şeklinde bir eleştiri geldi Şirinoğlu tarafından. Hatta şöyle bir cümlesi var “Bekçiyan beni dinlese şimdi cemaatimizin patriği olmuştu.” Siz bu eleştirilere ne diyorsunuz, Bekçiyan’ı yönlendirdiniz mi?

Harut Özer: Meseleyi biraz daha yukarıdan gözlemleyecek olursak iki temel problemimiz var. Biri patrikhanenin tüzel kişiliğinin olmaması ve Patrik Mutafyan’ın görevde kabul edilmesi. Kilisemizde mevcut olmayan devlet onaylı bir Genel vekillik makamı ihdası ile Srpazan Ateşyan’ın  Patrik’miş gibi tüm tasarrufları yapıyor olması. Diğeri ise vakıf seçimlerinin anlaşılamayan bir gerekçe ile durdurulmuş olması. Beş yılı aşkın bir süredir toplumun taleplerini dikkate almadan vakıfların da sadece bekleyen konumda olmaları Ermeni toplum hiyerarşisi içindeki iki kanadın çökmesine neden olmuştur. Bu iki sorunun çözümü için ilk günden beri platform herkesle ve her kurumla temastaydı. Sayın Şirinoğlu da bu temaslarda bizimle birkaç kez doğrudan ilişki kurdu ve görüşlerini ifade etti.  Böylesi ilişki içinde olduğumuz bir kişinin ‘halkı galeyana getirdiler Bekçiyan’ı yanlış yönlendirdiler” demesine bir açıklık getirmek gerek. Evet biz bir sivil toplum örgütü olarak herkesle temasta olduğumuz gibi bu seçimlere çözüm üretmek adına Bekçiyan sırpazan ile görüşmelerimiz oldu. Toplumun nabzını tutmaya çalıştığımızı ifade ettiğimizde ihtiyaç duyduğunda bizlerle de istişarede bulunacağını ifade etti ve zaman zaman görüşmelerimiz oldu.  Toplumun beklentilerini kendisi ile paylaştık. Kendisinin de soruları oldu, ancak ifade etmeliyiz ki Bekçiyan Sırpazan Avrupa’da yaşadığı yılların disiplini ve analitik bakışı ile hepimizin takdirine mazhar oldu. Herkesi dinleyen, sakince yanıtlayan ve “Ben düşüneceğim kendi kararımı vereceğim” diyen kendi iradesini her zaman öne çıkaran bir kimlik. Kimse onu yönlendirmedi, deneyenler oldu ise de başaramadı. Buna bizler de dahiliz. Bize de ulaşan bir örneği paylaşmak isteriz,  Ateşyan sırpazan görevden alınmış olmasına rağmen cübbesiyle ziyaretlere gidiyordu aslında Ruhani Kurul tarafından kendisine müeyyide uygulanacağına dair zabıt tutulması gereken bir durumdu. Değabah kendisine bunu söyleyenleri elinin tersiyle iterek “Biz kardeşiz bunlar anlaşılabilir şeylerdir çözeceğiz” demişti. Böyle bir kişiliği yönlendirme şansınız yok. Kaldı ki hem Patrikhanedeki görüşmede hem de gazetelere “Bırakıp gitmeli” ilanları verilerek Bekçiyan’ı kimin yönlendirmek istediğini anlayabiliriz. Bu ilanları veren Bedros beyin ‘Devlet onu istemiyor’ derken bugün “Beni dinleseydi ben onu Patrik yapardım” ifadesi şöyle bir algı üretmiyor mu? ‘Ben devletin, algısını değiştirebilirim.’ Bu toplumun kahir ekseriyeti Değabahın arkasında dururken her şeyi geçmişe taşımak kararında hangi özne etkili oldu? Bunları değerlendirmek lazım. Tek sesin talebine karşı çıkan herkes bir yaftayla suçlanıyor ve kriminalize ediliyor. “Beni dinlemediler.” ifadesi elbette önemli bir ifadedir sayın Şirinoğlu açısından ancak kendisi toplumumuzu dinlemiş mi? Toplum böyle bir araya gelmez. Toplum liderliği bu anlama gelmez.

Bahsedilen röportajda ve ondan bir hafta önce basına verdiği beyanatta toplumun  iki seçiminin daha da öteleneceği ifade ediliyor. Seçim meselesi Mutafyan ölene kadar kapanmıştır deniyor. Ayrıca vakıf seçimleri de 2020’ye ye kadar olmayacak deniyor. Peki elimizde ne var bununla ilgili ? Hiçbir şey. Eğer Bedros bey’in bu sorunlar ile ilgili toplumla paylaşılmayan görüşmeleri varsa, bizim yapmamız gereken talepleri kendisine iletmek.  Toplum liderliği basit ve sadece büyük bir kurumun başkanı olmak ile ilgili bir durum değildir. Toplum lehine siyasi erk ile görüşmeler yaparak çözümler üretmektir.

Bir çağrı yaptık vakıfların bir araya gelmesi ve bu meseleye müdahale etmesi için. Geçen hafta bu çağırımız  karşılık buldu ve az denemeyecek sayıda vakıf yöneticisi katkıda bulunacaklarını ifade ettiler. Sonuçtu sivil toplum örgütlerinin yapacağı bunlardan ibarettir. Ne yazık ki toplumda çözüm üreten bütün makamlar topluma bilgi vermeden bu çözümleri araştırıyorlar ve sadece sonuçlarından bizi haberdar ediyorlar. Gene röportajdan öğrendik ki Beykoz arazisi aslında çok daha önce bir Arap şeyhine satılacakmış. Bu durum toplumda hangi süreçlerden geçti, vakıf yöneticileri bunu biliyor muydu, biliyorlardı da kimseyle paylaşmadılar mı? Beykoz meselesini toplumun bilgisine sunan platformumuz dahi bilmiyordu satışa çıkıldığını.  Toplum, ortak varlığı olan bir taşınmazın satılma serüvenini bu şekilde öğrendiğinde, yöneticilerin kendilerine değer vermediğini düşünmektedir. Bizlere bu yönde çok fazla eleştiri geliyor.

Şunu da belirtmek zorundayım;  Değabahımız Bekçiyan’ın ülkeden ayrılırken, bu şekilde uğurlanışı  toplumun hafızasından asla silinmemeli. İradesiyle yalnız geldi ve iradesiyle yalnız gitti. Baktığımızda her şey ortada. Bedros beyin Değabah konusundaki söyledikleri  anlaşılır gibi değil. Söyleşiyi okuduğumuzda da, yaptıklarına baktığımızda da Bedros beyi çözemedik. Bedros Bey, mütemadiyen Devletin ne istediğini halka taşımak yerine ara sıra da halkın ne istediğini, ihtiyaçlarını Devlete taşısa daha iyi olmaz mı?

-Vakıf  seçimlerinin durumunu nasıl görüyorsunuz ?

TB: Seçim olduğunda her seçmen her vakıf için oy kullanabilmeli. Bizim daha önce toplumla birlikte hazırladığımız  yönetmelik taslağında bu durum var.

Ayrıca vakıf yöneticilerinin, halkı karar alma  mekanizmalarına katmaları  lazım.  Henüz açıklamadığımız  anketimizde, toplumun çoğu karar alma mekanizmalarında olamadıklarını söylüyorlar, şikayetçiler. Kaç vakıf önemli bir sorun için halkın katılımı mekanizmasını işletti? Bizim toplum iyi yönetilemiyor. Ne Patrikhane  ne de vakıflar iyi yönetilebiliyor.

HÖ: İki seçimin durdurulma biçimleri arasında ilginç bir korelasyon var. Bir toplantı gerçekleştirilmişti bu konu gündeme geldiğinde. Düşünce Platformu’nun hazırladığı taslağa 28 vakıf onay verdiğinde hepimiz birbirimizi tebrik etmiştik. Herkes platforma bu çalışmadan dolayı teşekkür etmişti. Bu taslağın Ankara’ya gönderilmesini bekliyorduk. 3 hafta sonra bir mekanizma çalıştı ve bunun gitmeyeceği bize beyan edildi. Yeni bir çalışma yapılacağı bölgelerle ilgili bir sistem kurulacağı söylendi. Bir irade var, sistemin değişirken iyileşmesi ihtimalini durduruyor. Bu tutum toplumda büyük bölünmeye neden oluyor. Sonunda ne çıktı biliyor musunuz? 3 tane vakıf kendi taslağını gönderdi diye seçimin aksadığı söylendi. Türkiye Cumhuriyeti aklı böyle işlemez. Önüne gelen tekliflerden bir tanesini onaylar. Bunun bekletilmesinin hiç sorgulanmaması vakıflar tarafından ciddiye alınması gereken durum.

-Peki bundan sonra ne yapmak gerekiyor? Bu krizden nasıl çıkılacak?

TB: Bu krizden gene birbirimizle dayanışarak çıkmamız lazım ama içimizden bazılarının buna izin vereceğini tahmin etmiyorum. Birileri yine bildiği gibi oynamaya başlayacak. Oysa toplumda büyük kırılmalar yaşanıyor. Bizim yaptığımız ankette, Ermeni  toplumunun  dörtte üçü toplumun geleceğinin risk altında olduğunu söylüyor. Özellikle genç kesimde umutsuzluk dikkat çekici.  Bu kadınlarda daha fazla. Bunu toparlamamız lazım. Sadece devletle ilişkilerin değil kendi aramızdaki ilişkilerin de rehabilite edilmesi lazım.

Asıl yapmamız gereken,  toplumun rehabilite edilmesi. Eğer edilmezse bu toplum parçalanmaya kadar gidebilir.  Geçen Pazar günü Gedikpaşa Kilisesinde yaşanan olay gözlerimizi yaşarttı. Çok sevilen bir Kahana  görevden alınıp başka yere verildi. Bekçiyan Srpazan, hiç böyle  radikal bir şey yapmamışken,  Ateşyan bir hafta içeresinde taşları yerinden oynatmaya başladı bile. Gedikpaşa Kilisesi’ndeki halkın tavrı, oradaki vakıf başkalarının birbiriyle iletişimi bize birazcık umut verdi. Toplumun biraraya gelme ve haksızlığa karşı ses çıkarabilme özelliğinin geliştiğini görüyorum. Devletle ilişkileri bizim yürütecek halimiz yok ama, herhalde vakıflar, yetkili kurumlar o konuda uğraşacaklardır. Hem Ruhaniler Kurulu’nun, hem de vakıfların elini taşın altına koyması lazım. Bu süreçte ruhaniler kimi zaman çok dik durdular onurlu davranış sergilediler. Fakat son kararları  her şeyi sıfırladı. Vakıflar ne yazık ki ellerini taşın altına koymak istemiyor. Bu toplum, bu  hale gelmişse birilerinin bunu düzeltmek için müdahale etmesi lazım. Bunlar vakıflardır, Patrikhanedir,  Kilisedir ve de toplumun aydınlarıdır.

Şake Yalçın : Bir de Bedros beyin demecini okursanız şöyle bir durum var. Ötekileştirme kültürü geliştirilmeye başlandı. Eskiden böyle değildi herkes herkesi idare ederdi. Ama artık ben ve benim gibi düşünenler diye bakılmaya başlanıyor. Bu ne demek, saf tutun demek. Halbuki böyle toplumlar saflaştığında biter ve asimilasyon kolaylaşır, bizim toplum olarak böyle bir lüksümüz yok. Bölünmenin sebebi bu. Kol kırılır yen içinde kalır mantığından uzaklaşmalıyız. Bu mantık bizi bir yere götürmez. Hatanın hata olduğunu yüksek sesle dillendirmek lazım. Kim yapıyorsa. Her hata cemaatten büyük parçalar götürüyor.  Bekçiyan’ın gelişi bir umuttu. Bünye bunu kabul etmek istemedi. Ne yöneticiler ne sivil toplum kuruluşları bu iklimi değiştirmeyi düşünmedi. Bu iklim değişmezse en nitelikli insanı da seçseniz bir şey değişmez çünkü etrafı hemen olumsuzlukla çevrilecek.

Tekrar değinmek istiyorum.   Değabah seçim süreci bir umut ışığıydı, Çok değerliydi. Heba edildi. Aslında yeniden bu sürece girilmesi toplumun bütününün elinde.

Bu cemaat kendi kurumlarını idare etmekten aciz değildir, ama her iş devlete havale edilmeye çalışılıyor, Eğer böyle isteniyorsa çok acı ama ileride Ermeninin olmadığı bir Patrikhane,  Ermeninin yönetmediği bir toplum ile yüz yüze kalırız.


 

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: