Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.
Araştırmacı Seher Akça, Hristiyan Siyonizmi’nin tarihsel kökenlerini, küresel sermayenin Balfour Deklarasyonu’ndaki rolünü ve İngiliz emperyalizminin Filistin üzerindeki etkilerini Fokus+ için kaleme aldı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında kapalı kapılar ardında verilen sözler ve çizilen haritalar, Orta Doğu’nun ve bilhassa Filistin’in siyasi geleceğini geri dönülmez biçimde şekillendirdi. Sykes-Picot’tan Balfour Deklarasyonu’na uzanan bu süreç, genellikle milliyetçilik akımları, kimlik çatışmaları veya dinî aidiyetlerin savaşı olarak okunmaya çalışılır. Filistin’in yakın tarihini yalnızca bir haritaya veya Yahudilere verilmiş bir devlet sözüne indirgemek son derece yanıltıcıdır. Bugün Balfour Deklarasyonu’nun yıl dönümünde, herkesin konuştuğunu tekrar etmek yerine, görünmeyeni görünür kılmak zorundayız: Bu mesele, Yahudi Siyonizmi’nden çok daha önce tasarlanmış bir “İngiliz ve Hristiyan Siyonizmi” projesi ve elitlerin yönettiği bir küresel sermaye meselesidir (Tuchman, 1956; Lewis, 2010).
Bölgenin siyasi geleceği kararlaştırılırken, orada yaşayan halkların iradesine hiçbir alan bırakılmamıştır. Zira küresel sermayenin ve imparatorlukların stratejik çıkarlarının masada olduğu bir denklemde, halkların ve demografik gerçekliklerin hiçbir hükmü yoktur; kararlar Londra salonlarında, finans ve diplomasi elitleri arasında alınmıştır. Yahudilere sonradan mal edilen bu proje, aslında İngiliz Siyonizmi ve ondan da önce gelen Hristiyan Siyonizmi’nin ürünüdür.
Siyonizm’in gizlenen kökeni: Yahudi Siyonizmi’nden önce Hristiyan Siyonizmi
Siyonizm, genel kabulün aksine 1897’de Theodor Herzl’in öncülüğünde Basel’de toplanan Birinci Siyonist Kongre ile doğmuş bir hareket değildir. Yahudi Siyonizmi, aslen kendisinden on yıllarca önce İngiltere’de filizlenmiş olan “Hristiyan Siyonizmi”nin (Christian Zionism) ve İngiliz emperyal aklının stratejik bir aparatından ibarettir (Schölch, 1992, s. 44).

19. yüzyılın ortalarında, İngiliz Protestanlığı ve Evanjelik inancı içinde “Restorasyonizm” (Yahudilerin Kutsal Topraklara dönüşü) fikri oldukça güçlüydü. Bu teolojik yaklaşıma göre, İsa’nın yeryüzüne ikinci kez dönebilmesi için Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi gerekiyordu. 1839 yılında, önde gelen bir Hristiyan Siyonist olan Lord Shaftesbury, İngiliz hükûmetine sunduğu bir muhtırada “Topraksız bir ulus için, ulussuz bir toprak” argümanını (daha sonra Yahudi Siyonistlerin sahipleneceği bir slogandır) dile getirmişti (Lewis, 2010, s. 55).
Bu teolojik arzu, Britanya İmparatorluğu’nun jeopolitik çıkarlarıyla mükemmel bir biçimde örtüştü. Britanya Dışişleri Bakanı Lord Palmerston, 1840’larda Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki İngiliz nüfuzunu artırmak ve Fransızların bölgedeki Katolik hamiliğine karşı bir denge unsuru oluşturmak için Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesini devletin resmî politikası hâline getirmeye çalıştı. Dolayısıyla Siyonizm, başlangıçta ezilen Avrupa Yahudilerinin bir kurtuluş projesi değil; Kutsal Topraklarda Britanya’ya sadık, stratejik bir tampon bölge yaratmayı amaçlayan bir “İngiliz Siyonizmi” projesiydi (Tuchman, 1956). Nitekim Balfour Deklarasyonu’nun mimarı Arthur James Balfour da Evanjelik Hristiyan Siyonizmi öğretileriyle büyümüş bir devlet adamıydı.
Sermayenin mektubu: Neden Rothschild?
Balfour Deklarasyonu olarak bilinen ve Orta Doğu’nun kaderini değiştiren o meşhur 67 kelimelik metnin, ezilen dünya Yahudilerine değil de kime yazıldığı, meselenin kalbini oluşturur. 2 Kasım 1917’de Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, bu mektubu bir hahama, bir din adamına veya sıradan bir Yahudi temsilcisine değil; küresel finans ve sermaye ağının en tepesindeki isimlerden birine, Lord Walter Rothschild’e göndermiştir (Balfour, 1917).
Bu durum bir tesadüf değildir. Rothschild ailesi, 19. yüzyıl boyunca Britanya İmparatorluğu’nun küresel finansörü konumundaydı. Hatırlamak gerekir ki 1875 yılında Britanya’nın Süveyş Kanalı hisselerini satın alarak bölgedeki emperyal hegemonyasını kurmasını sağlayan finansman da doğrudan Rothschild ailesi tarafından sağlanmıştı (Ferguson, 1998, s. 273). Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı maliyetleri, Londra’nın savaş eforunu sürdürebilmesi için küresel finans elitlerinin desteğine olan ihtiyacını zirveye çıkarmıştı. Lord Rothschild şahsında vücut bulan bu mektup, aslında Britanya İmparatorluğu ile küresel sermaye arasında yapılmış jeopolitik bir sözleşmedir. Proje, doğası gereği elitisttir ve daha sonra kitlesel bir meşruiyet sağlamak amacıyla sıradan Yahudilere “mal edilmiş” bir kurgudan ibarettir (Ferguson, 1998).
Emperyal paylaşım ve Sykes-Picot’un stratejik kodları
Bu sermaye ve imparatorluk ittifakının sahaya yansımasını anlamak için Balfour’dan bir yıl öncesine, 16 Mayıs 1916’daki Sykes-Picot düzenlemesine bakmak gerekir. Mark Sykes ile François Georges-Picot’nun hazırladığı haritada, Fransa’ya Suriye kıyıları, Britanya’ya ise Mezopotamya ayrılırken, Filistin için “uluslararası bir yönetim” tasarlanmıştı. Ancak stratejik öneme sahip Hayfa ve Akka Limanları Britanya’ya verilmişti (Britanya ve Fransa, 1916).

Britanya için mesele dinî değil, tamamen stratejikti. Süveyş Kanalı’nın güvenliği ve Hindistan’a uzanan ticaret ve sömürge hatlarının korunması, Londra açısından hayatiydi. Kanalın doğusunda, İngiliz sermayesine ve silahına bağımlı, Avrupa kökenli bir nüfusun varlığı, bu ticaret hatlarının en büyük güvencesi olacaktı (NAM, t.y.-a). Küresel elitler ve İngiliz emperyalizmi, Filistin’i bir satranç tahtası olarak kurguladı. Siyonizm, bu tahtada kullanılan çok kullanışlı bir piyondu.
Yahudiliğe mal edilen proje ve asimetrik dil
Bu projenin yalnızca bir “Yahudi meselesi” olmadığına dair en büyük kanıt, bizzat dönemin Britanya kabinesindeki tek Yahudi üye olan Edwin Montagu’nun itirazlarında gizlidir. Montagu, 23 Ağustos 1917 tarihli muhtırasında hükûmetin Siyonizm’e desteğine şiddetle karşı çıkmış, Siyonizm’i “yaramaz bir siyasi inanç” olarak tanımlamış ve bu projenin Avrupa Yahudilerinin yurttaşlık haklarını tehlikeye atacağını savunmuştur (Montagu, 1917). Bu tarihsel gerçeklik, projenin Yahudi halkının ortak ve doğal bir talebinden ziyade, emperyal çıkarlara hizmet eden bir “İngiliz-Sermaye” kurgusu olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Balfour’un Rothschild’e yazdığı belgenin en dikkat çekici yönü ise hakları tarif ederken kullandığı örtülü ama acımasız asimetrik dildir. Nüfusun yüzde 90’ından fazlasını oluşturan Filistinli Araplar metinde isimleriyle dahi anılmazlar; onlar sadece “Yahudi olmayan topluluklar”dır. Küresel azınlığın (Siyonist yerleşimcilerin) “ulusal ve siyasi hakları” tesis edilirken, bölgenin ezici çoğunluğunun sadece “medeni ve dinî haklarının” korunacağından lütfedercesine bahsedilir (Balfour, 1917). Halkların, topraklarında binlerce yıldır yaşamalarının elitlerin nezdinde hiçbir değeri yoktur; zira sermaye, haritayı kendi ihtiyaçlarına göre yeniden çizmektedir.
Vaadin kurumsallaşması: Manda ve küresel vesayet
Balfour’un mektubu hukuki bir egemenlik devri değildi. Onu sahada acımasız bir gerçekliğe dönüştüren şey, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel vesayet sistemi, yani Milletler Cemiyeti’nin onayladığı Manda yönetimidir (Milletler Cemiyeti, 1922).
Manda belgesinin 2. ve 4. maddeleri, doğrudan Britanya’ya bir “Yahudi ulusal yurdu” kurma görevi verirken, yönetimle iç içe çalışacak bir Siyonist Ajans’ı meşru kabul ediyordu. Milletler Cemiyeti Misakı’nın 22. maddesi, kendi kaderini tayin hakkından (self-determinasyon) ve halkların isteklerine önem verilmesinden bahsetse de iş Filistin’e geldiğinde bu ilke küresel elitler tarafından rafa kaldırıldı (Milletler Cemiyeti, 1919; UNSCOP, 1947). İngiliz süngüsü ve Rothschild sermayesi korumasında bölgeye yönlendirilen göç dalgaları, Filistinlilerin demografik ve siyasi iradesini kırmak üzere tasarlanmıştı.
Çatışma, isyan ve taksim diplomasisi
1930’lara gelindiğinde, Avrupa’da yükselen Nazi zulmünden kaçan Yahudiler, emperyal aklın yıllar önce kurduğu bu jeopolitik kurgunun içine doğru itildiler. Ancak 1936-1939 Arap Ayaklanması, Filistin halkının bu mühendisliğe boyun eğmeyeceğini gösterdi. Çatışmaların maliyeti artınca Britanya, pragmatik bir manevrayla 1939 Beyaz Kitabı’nı (White Paper) yayımlayarak Yahudi göçünü sınırlandırmayı denedi (Britanya Hükûmeti, 1939; NAM, t.y.-b). Ancak ok yaydan çıkmış, Siyonist milis yapıları (Irgun, Haganah) artık kendilerini yaratan İngiliz efendilerine de silah doğrultacak güce ulaşmıştı.
Yönetilemez hâle gelen bu kriz, 1947’de kurulan yeni küresel düzenin masasına, Birleşmiş Milletler’e (BM) taşındı. BM Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1947 tarihli 181 sayılı kararı, ülkeyi Arap ve Yahudi olmak üzere iki devlete bölen bir “Taksim Planı” önerdi (BM Genel Kurulu, 1947). Nüfusun henüz üçte birini oluşturan ve özel mülkiyetin yalnızca küçük bir kısmına sahip olan Yahudi tarafına, verimli arazilerin ve ülkenin yüzde 56’sının verilmesi (BM Filistin Hakları Birimi, t.y.), Balfour ile başlayan “halkların iradesini yok sayma” politikasının BM Şartı altındaki tesciliydi.
Nekbe: Küresel elitlerin gölgesindeki felaket
14 Mayıs 1948’de İsrail’in kuruluşunun ilan edilmesi ve ardından patlak veren savaş, sıradan Filistinliler için “Nekbe” (Büyük Felaket) anlamına geliyordu.

Ancak Nekbe, sadece 1948’de yaşanan bir savaşın değil; yarım asırdır ilmek ilmek işlenen İngiliz Siyonizmi’nin, Hristiyan Siyonizmi teolojisinin ve Rothschildlere vadedilen küresel sermaye tahakkümünün kaçınılmaz bir sonucuydu. Yüz binlerce Filistinlinin yerinden edilmesi, köylerinin haritadan silinmesi ve bugün hâlâ devam eden mülteci krizinin temeli bu elitist mutabakattır (UNRWA, t.y.; USHMM, t.y.).
Sonuç
Açık ifadesiyle; Filistin’deki trajedi asla iki halkın ya da iki dinin toprak kavgası değildir. Hukukta ve etikte yaşananların karşılığı yoktur. Bilimsel tartışmalar çoğu zaman yersiz ve yetersizdir. Siyonizm hiçbir semavi dinin emri değildir. Geleneksel Yahudi inancı, Kudüs’e dönüşü Mesih’in gelişine bağlar ve silah zoruyla devlet kurmayı kesin bir dille reddeder. Bugün hâlâ Siyonizm’e karşı çıkan Ortodoks Yahudiler de bunun kanıtıdır. İdeolojinin kurucusu olarak gösterilen Herzl ise seküler bir milliyetçiydi. Tam da bu sebepledir ki Siyonizm dinden doğmamış, aksine dinî değerleri kendine kılıf yapmıştır.
Siyonizm fikri Yahudilerden önce Hristiyan dünyada, 17. yüzyıl Püritenleri ve 19. yüzyıl İngiliz siyaseti içinde filizlendi. Yahudilere yönelik zulümlerin ise Siyonist liderler tarafından göç gerekçesi olarak hesaplı biçimde kullanıldığı artık açıkça bilinmektedir. Herzl’in günlüklerinde Yahudi düşmanlarını davalarının “en güvenilir dostları” olarak betimliyor olması da bunun açık itirafıdır.
Her ne kadar ayrı ayrı değerlendiriliyor olsalar da Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte Osmanlı’nın yıkılışı, Sykes-Picot ve Balfour aynı projenin parçaları olmuştur. O günden bugüne böl-parçala-yönet siyasetinin bedelini en ağır biçimde Müslümanlar ödemiştir, ödemeye de devam etmektedirler.
Kurulan Siyonist İsrail Devleti’nin, her üç semavi dinin kutsallarını barındıran Kudüs’ü merkez alması da tesadüf değildir. Çünkü Siyonizm’in asıl çatışması semavi dinlerin ortak mirasıyladır; yani dönüp dolaşıp andığımız savaş en nihayetinde yine “Hak ile batılın savaşı’dır.
Kaynakça
- Balfour, A. J. (1917, 2 Kasım). Balfour Declaration. Yale Hukuk Fakültesi, Avalon Project.
- Birleşmiş Milletler (BM). (1945). Birleşmiş Milletler Antlaşması, özellikle md. 1, 10 ve 27.
- BM Filistin Hakları Birimi. (t.y.). The Origins and Evolution of the Palestine Problem: Part II, 1947–1977. UNISPAL.
- BM Genel Kurulu. (1947, 29 Kasım). Future Government of Palestine, 181 (II) sayılı karar.
- Britanya Hükûmeti. (1939). Palestine: Statement of Policy, Cmd. 6019 [1939 Beyaz Kitabı]. Avalon Project.
- Britanya ve Fransa. (1916, 9–16 Mayıs). Sykes-Picot Anlaşması. Avalon Project; Perpignan Üniversitesi, Digithèque MJP.
- Ferguson, N. (1998). The House of Rothschild: The World’s Banker, 1849-1999. Penguin Books.
- Lewis, D. M. (2010). The Origins of Christian Zionism: Lord Shaftesbury and Evangelical Support for a Jewish Homeland. Cambridge University Press.
- Milletler Cemiyeti. (1919). The Covenant of the League of Nations, md. 22. Avalon Project.
- Milletler Cemiyeti. (1922, 24 Temmuz). The Palestine Mandate. Avalon Project.
- Montagu, E. S. (1917, 23 Ağustos). The Anti-Semitism of the Present Government. Britanya kabinesine sunulan muhtıra. Britain Palestine Project arşivi.
- National Army Museum (NAM). (t.y.-a). Egypt and Palestine Campaign.
- National Army Museum (NAM). (t.y.-b). The British Army in Palestine.
- Schölch, A. (1992). Britain in Palestine, 1838-1882: The Roots of the Balfour Policy. Journal of Palestine Studies, 22(1), 39-56.
- Tuchman, B. W. (1956). Bible and Sword: England and Palestine from the Bronze Age to Balfour. New York University Press.
- UNRWA. (t.y.). Palestine Refugees.
- UNSCOP — Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi. (1947). Report to the General Assembly, A/364, Ek No. 11.
- United States Holocaust Memorial Museum (USHMM). (t.y.). Holocaust Survivors and the Establishment of the State of Israel (May 14, 1948). Holocaust Encyclopedia.
https://www.fokusplus.com/dosya/vahsi-bati-kimin-hikayesiydi

