İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ERVAB’IN BASINA AÇIK TOPLANTISI – CEMAAT KURUMLARINA

“HESAP VER” ÇAĞRISI

Samatya Okulu’nun Alarmından Vakıf Malları ve Gelirlerinin Şeffaflığı Sorununa – Toplantı Sırasında Ağır Eleştiriler Yöneltildi

Uzun zamandır ilk kez Türkiye Ermeni Vakıfları Birliği (ERVAB), dün, 24 Ağustos 2026 Pazartesi günü toplantısını basına açık olarak gerçekleştirdi. Surp Prgiç Hastanesi’nin “Gomidas” salonunda gerçekleşen toplantının gündemindeki en önemli madde, aslında Ermenistan Cumhuriyeti’nden gelen Ermeni çocukların İstanbul’daki Ermeni okullarında eğitim sorunun görüşülmesiydi. Ancak bu konunun yanında, toplantının gündemi çok kısa sürede genişleyerek toplum kurumlarının gelir-gider durumu, kurumların taşınmazları ve idari şeffaflık etrafında hararetli tartışmalara dönüştü.

Toplantıya Türkiye Ermenileri Patriği Sahak II. Başpiskopos Maşalyan başkanlık etti. İstanbul AK Parti Milletvekili Sevan Sıvacıoğlu, ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu, Karagözyan Okulu Yönetim Kurulu Başkanı Artin Kileci, ERVAB Genel Sekreteri Levon Küzikoğlu, Hastane Mütevelli Heyeti Üyesi Mıgırdiç Sertşimşek, ERVAB Sekreteri Nvart Avedikoğlu ve toplumun neredeyse tüm kurumlarının başkanları ve sorumluları hazır bulundu.

Bu toplantıyı farklı kılan özellik ise, basının tüm tartışma boyunca hazır bulunmasıydı. Dahası, oturum esnasında birkaç kez basının toplum kurumlarının gelir-gider durumunu takip etmesi ve gerekli bilgileri talep etmesi gerektiği vurgulandı; yani ERVAB tarafından basına, toplum organlarının çalışmalarının şeffaflığı konusunu takip etmesi yönünde çağrı yapıldı.

SAMATYA’NIN ALARMI

Gündeme getirilen en acil konulardan biri Samatya Sahakyan-Nunyan Okulu’nun geleceğiydi. Yeni eğitim-öğretim yılının eşiğinde, enflasyonun tüm okulların bütçelerini önemli ölçüde zorladığı bir dönemde, Samatya Okulu yetkilileri ERVAB’a başvurarak kurumun sıkıntılı durumunu topluma açık şekilde görüşmeyi talep etmişlerdi. Sahakyan-Nunyan Okulu, cemaatimizin en fazla öğrenciye sahip eğitim kurumlarından biridir. Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Nurhan Davulcuyan, ardından üyelerden Arman Tokaç ve Serdar Kasapçılar, okulun ekonomik imkânları kısıtlı bir semtte eğitim verdiğini, öğrenim ücretlerinin öğrencilerin ailelerinden gelen bağışlarla çok düşük tutarda toplanabildiğini, ancak tüm bunlara rağmen vakfın okulu “insanüstü bir çabayla” açık tutmaya devam ettiğini vurguladılar.

Okul yönetiminin temel çağrısı açıktı: Samatya’nın sorunu yalnızca Samatya’nın sorunu değildir. Vakıf yöneticileri, toplumun tüm kurumlarının meselenin ciddiyetini kavramasını ve imkânları ölçüsünde okulları açık tutma çalışmasına katkı vermesini talep ettiler.

SAMATYA KORUNMALIDIR

Toplantı sırasında bu konu en hassas tartışmalardan biri haline geldi. Okulun kapatılması konusunun dahi konuşulmaması gerektiği yönünde görüş dile getirildi; Samatya’nın, öğrenci sayısı ve yıllardır topluma sunduğu eğitim hizmetiyle bir “misyon” gerçekleştirdiği belirtildi.

Bu noktada toplantıda tartışmalar topluma ait taşınmaz ve gelir imkânlarının kim tarafından ve nasıl kullanılacağı konusu üzerinde yoğunlaştı

HANGİ KURUM KAÇ TAŞINMAZA SAHİP?

Toplantının en dikkat çekici ve hararetli anlarından biri kurumların taşınmaz malları etrafında başlayan tartışmaydı. ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu’nun konuşmalarında, kendi ifadesiyle ciddi taşınmaz imkânlarına sahip olduğu halde toplumun genel sorunlarının çözümüne katkıda bulunmayan kurumlara yönelik sert eleştiriler yöneltildi.

ÖĞRETMENLER VAKFI DEĞERLİ BİR KÖŞK SATMIŞ

Samatya’nın bütçe meselesi aniden bir “ifşa”yı ortaya çıkardı. Öğretmenler Vakfı yönetiminin birkaç ay önce Levent semtinde bulunan değerli bir köşkü sattığı açıklandı. Söz konusu olan, Öğretmenler Vakfı’nın uzun yıllar genel sekreterliğini yapmış Aram Kamburyan’ın üç katlı köşküydü; bu köşk vasiyet yoluyla Öğretmenler Vakfı’na bırakılmıştı. Bu taşınmazın satıldığı ve paranın bir bankaya yatırıldığı, dolayısıyla Vakıf’tan bu paradan elde edilen faizin yardım olarak Samatya’ya aktarılmasının talep edilmesi gerektiği belirtildi. Bedros Şirinoğlu söz alarak, aynı köşkün yanında bulunan bir taşınmazın da Surp Prgiç Hastanesi’ne miras kaldığını belirtti. Şirinoğlu’na göre, onlar bu taşınmazı satın almaya hazırdılar; ancak Öğretmenler Vakfı yönetimi başka bir karar almıştı. Önemli bir başka nokta, Patrik Hazretleri’nin bu denli değerli bir taşınmazın satışı hakkında bilgi sahibi olmamasıydı. Bu olay toplantıda hemen daha hararetli bir tartışmaya dönüştü: Topluma ait taşınmazların satışına kim karar veriyor, bu tür konular neden toplum düzeyinde görüşülmüyor ve benzeri kararlar hakkında kim bilgilendirilmelidir?

KUMKAPI’NIN 43 TAŞINMAZI

Benzer bir tartışma Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nin taşınmazları hakkında da yaşandı. Kumkapı Vakfı Başkanı Hrant Moskofyan, toplantı sırasında kurumlarının karşı karşıya olduğu bir dizi sorunu aktardı ve devam eden yargı süreçlerine de değindi. Tartışma esnasında ise Bedros Şirinoğlu tarafından Kumkapı’nın taşınmaz sayısına dair bir soru gündeme getirildi. Başkan Moskofyan’ın açıklamasına göre, Kumkapı kurumu yaklaşık 43 taşınmaza sahipti. Bu bilgi toplantı boyunca tartışmanın odağı haline geldi. Şirinoğlu, toplantıdaki katılımcılardan pek çoğunun Kumkapı’nın bu kadar çok sayıda taşınmaza sahip olduğunun farkında olmadığını vurguladı. Bu taşınmazlardan elde edilen kiralar meselesi de gündeme geldiğinde tartışma daha da alevlendi. Konu yalnızca Kumkapı açısından önemli değildi, sorun hemen genelleşti. Toplum vakıfları kaç taşınmaza sahip, ne kadar kira geliri elde ediyor ve bu gelirler nasıl kullanılıyor ya da ne yapılıyor?

BASIN HESAP SORMALIDIR

Toplantının en dikkat çekici yönlerinden biri, basının varlığının yalnızca kayıt tutan bir rolle sınırlı kalmamasının istenmesiydi. Bugüne kadar basına kendini kapalı tutan ERVAB, şimdi basına çağrı yapıyordu: “Basın, Vakıf Yönetim Kurulları’nın çalışmalarını takip etmeli ve toplum kurumlarının kendilerine ait taşınmazların sayısını, kira gelirlerini ve bu gelirlerin kullanım alanlarını açıklamalarını talep etmelidir.” Bu talep, bazı Semt Vakıf Yönetim Kurulları’nın taşınmazlarının kiralarını gerçek tutarıyla bildirmedikleri ve kalan meblağların tahsiline ilişkin soru işaretleri olduğu iddialarından doğdu. Bedros Şirinoğlu ve Sevan Sıvacıoğlu, devletin cemaatin taşınmaz ve gelir durumu hakkında bilgiye sahip olduğunu vurguladılar; ancak toplantı sırasında en önemli soru yanıtsız kaldı: Eğer bilgiler mevcutsa, neden cemaatin tamamına açık, kamuya mal olmuş bir tablo bulunmuyor?

TOPLUMUN KAÇ TAŞINMAZI VAR?

Toplantıdan çıkan en retorik ve önemli soru belki de budur. İstanbul Ermeni toplumu bugün, kurumlarının kaç taşınmaza sahip olduğu, hangi taşınmazların kiraya verildiği, ne kadar gelir elde edildiği ve bu paranın nerede kullanıldığına dair tam ve kolay erişilebilir bir bilgiye sahip midir? Toplantı sırasında yapılan konuşmalardan bu sorunun yanıtının pek net olmadığı anlaşıldı. Dahası, kurumlar tarafından ERVAB’ın gelir komisyonuna sunulan bilgilerin her zaman gerçek ve yeterli olmadığı yönünde eleştiri dile getirildi. Yani, toplum hâlâ neye sahip olduğunu ve neye sahip olmadığını bütünüyle bilmiyor. Ve bu soru artık yalnızca maddi bir soruna işaret etmiyor. Cemaat yönetimine duyulan güven ciddi anlamda sarsılmıştır.

BAZILARI “GÖRÜNMEMEYİ” TERCİH ETTİ

Toplantıda bazı Semt Vakıf Yönetim Kurulu temsilcilerinin tutumu da dikkat çekiciydi. Cemaat kurumlarından bazılarının başkanları ve sorumluları hazır bulundular; ancak genel tabloda “çekinmek”i, “görünmemek”i tercih ettiler. Eleştirilerin hedefi kendilerine de yönelmemesi için hiç konuşmadılar.

ERMENİSTAN’DAN GELEN ÇOCUKLARIN MESELESİ HALA BELİRSİZ

Toplantının başlangıç gündeminin ana konusu, Ermenistan’dan gelen Ermeni çocukların İstanbul’daki Ermeni okullarına kayıt ve eğitim meselesiydi. Yeni eğitim-öğretim dönemine sadece birkaç hafta kalmışken, bu konu hala belirsizliğini koruyor. Toplantı sırasında okullar tarafından bildirilen öğrenci sayıları arasında tutarsızlıklar olduğu ortaya çıktı. Bazı okullar aynı sayıları bildirmemekte ve bu durum meselenin bütüncül tablosunun çıkarılmasını ve çözüm bulunmasını zorlaştırmakta.

Bu konu ile ilgili olarak ayrıca, eğer okullardaki Ermenistan’dan gelen çocukların gerçek sayısı doğru biçimde bildirilmezse, ne toplum düzeyinde ne de devlet düzeyinde net bir program geliştirilebileceğine işaret edildi.

OKULLARIN BİNALARI SORUNU DA GÜNDEMDE

Toplantı sırasında eğitim sorunları bütçelerle sınırlı kalmadı. Toplumun bazı okullarının binalarının güçlendirilmesi ve depreme dayanıklılığıyla ilgili ciddi sorunlar olduğu hatırlatıldı. Bazı okulların gerekli çalışmalarının zaten yaptığı, bazılarının ise hâlâ beklemede olduğu belirtildi. Samatya Okulu bu açıdan özellikle hassas bir örnek olarak sunuldu.

Toplantının seyri sonuç olarak hep aynı nokta etrafında gelişti: Toplum, sahip olduğu imkânları nasıl kullanacak? ERVAB yetkilileri, okulu olmayan ancak taşınmaz ve kira gelirlerinden oluşan büyük gelirleri bulunan kurumların bu yıl ihtiyaç sahibi okulların bütçe yükünü üstlenmeleri ve imkânları ölçüsünde eğitim kurumlarına destek olmaları yönünde açık bir çağrı yaptılar. Bedros Şirinoğlu bu doğrultuda birkaç kez, okulu olmayan kurumların eğitim kurumlarına sağlayacağı desteğin önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı. Bu öneri ise toplantıda tartışma düzeyinde kaldı.

Sonuç olarak…

Kapıları basına açık toplantıdan sonra yanıtsız kalan sorular.

ERVAB’ın dünkü toplantısı, tüm tartışmalarıyla, yanıtının artık kapalı oturumların duvarları arasında saklı tutulamayacağı soruları topluluğun önüne koydu:

Türkiye Ermeni toplum kurumlarının toplam taşınmaz serveti ne kadardır?

Her bir kurumun kaç taşınmazı vardır?

Kiralardan ne kadar gelir elde edilmektedir?

Bu gelirler nasıl ve hangi önceliklerle kullanılmaktadır?

Okullar için ne kadar para harcanmaktadır?

Değerli taşınmazların satışına kim karar vermekte ve ne tür bir denetime tabii tutulmaktadır?

Ve en önemlisi: Eğer toplumun bugün bu kadar taşınmaz imkânı varsa, neden ihtiyaç sahibi okullarımız var, neden okullar “para dilenmek zorunda” kalıyor?

ERVAB’ın bu seferki kapıları açık oturumunun belki de en önemli sonucu, bu soruların ilk kez bu denli açık biçimde sorulabilmesidir. Samatya Okulu’nun alarmı, toplumun tüm gelir sistemine yönelik bir soruya dönüştü. Soru artık cemaatin önündedir. Cemaatin neye sahip olduğunu, gelirinin nereye aktığını ve okullarının neden gelir krizinde olduğunu bilme hakkı vardır. Tüm tartışmalar, sert eleştiriler ve zaman zaman karşılıklı ağır ifadelere rağmen, kapıları açık toplantının düzenlenmesi başlı başına olumlu bir adım olarak değerlendirilmelidir. Çünkü kapalı toplantılar söz konusu olduğunda tartışmalar hakkında bilgiler er geç dışarı sızmakta; doğru bilginin yokluğu da bazen haberin yerini dezenformasyonun almasına neden olmaktadır. Buna karşılık basının önünde yapılan tartışma, sorunları alenen ortaya koyma, farklı görüşleri dinleme ve sorumlulara soru yöneltme imkânı yaratır.

Tartışmalar, eleştiriler ve görüş ayrılıkları ancak açık, kamu önünde ve gerçem olgulara dayalı tartışmalar halinde gerçekleşirse sağlıklı bir toplum hayatının parçası olabilir. Bu anlamda açık toplantı, daha büyük bir şeffaflığa ve karşılıklı güvene doğru atılan ilk adım olabilir.

Ancak bardağın yalnızca boş tarafını değil, dolu tarafını da göz önünde bulundurmak önemlidir. Toplum kurumları tarafından yıllar içinde yürütülen çalışma, okulları açık tutmak için gösterilen çabalar ve çeşitli alanlarda kaydedilen başarılar göz ardı edilmemelidir. Eleştiri, sorunları çözmek için gereklidir; ancak bunun amacı eksiklikleri ortaya çıkarmak, çözümler bulmak ve toplum hayatını daha sağlıklı temellere oturtmak olmalıdır; farklı hesapları kapatma, kişisel ya da grupsal çıkarları gözetme ve yeni entrikalara kapı aralama aracı haline gelmemelidir.

Devam edeceğiz.

MARMARA

https://www.normarmara.com/250826lu.html