Yeryüzü Notları’nda Alin Ozinian’ın konuğu yazar Mahir Özkan’dı: Hemşinlilerin kimliği, Hemşince’nin Ermeniceyle bağı, Müslümanlaşma süreci, Osmanlı kayıtları ve Karadeniz’in çok katmanlı kültürel yapısı.
Karadeniz deyince aklımıza çoğu zaman sisli yaylalar, tulum sesi, horon, çay, Lazlar, Gürcüler, sert doğa ve inatçı insanlar gelir. Ama bu büyük Karadeniz hikâyesinin içinde bir topluluk var ki, çoğu zaman ya sessiz kalır ya da başkaları tarafından pek konuşulmaz: Hemşinliler.
Podcasti dinlemek için tıklayınız
Kimdir Hemşinliler? Bir coğrafyanın insanları mı, bir kültürün taşıyıcıları mı, Ermenilikle bağı olan ama kendine başka bir yol açmış bir topluluk mu? Hemşince dediğimiz dil nereye uzanır? Hemşinli olmak bugün ne anlama gelir?
Yeryüzü Notları’nda Alin Ozinian, yazar Mahir Özkan ile bu çok katmanlı kimliğin izini sürdü. Söyleşide Hemşinlilerin tarihsel hafızası, Hemşince’nin Ermeniceyle bağı, Müslümanlaşma süreci, Osmanlı kayıtları ve Karadeniz’in iç içe geçmiş halkları konuşuldu.
Mahir Özkan’a göre Hemşinlilik yalnızca bir yer adı ya da folklorik bir aidiyet değil; Ermenilikle tarihsel bağı olan, ama Karadeniz’in diliyle, sesiyle, horonuyla, gündelik hayatıyla kendine özgü bir kimliğe dönüşmüş yaşayan bir alan.
“Hemşinliler kendilerini tek bir biçimde tanımlamıyor”
Alin Ozinian: Hemşinli diyoruz, Hemşince diyoruz. Bütün bunlara baktığımızda yolumuz bir tarafıyla Ermeniliğe çıkıyor. Peki Hemşinliler kendilerini nasıl tanımlıyor? Tek bir Hemşinli kimliği var mı?
Mahir Özkan: Hemşin toplumu içinde çok farklı kimlik tanımlarıyla karşılaşmak mümkün. Bir kısmı kendisini yalnızca dini kimliğiyle, “Ben Müslümanım, gerisi önemli değil” diye tanımlar. Bir kısmı “Biz Türk ve Müslümanız” der. Bazıları “Önceden Hristiyan olan Türklerdik, sonradan Müslüman olduk” diye düşünür. Başka bir kesim ise “Eskiden Ermeniydik ama bugün esas kimliğimiz Müslümanlık” diyebilir. Yani Türkiye’deki politik yelpazenin neresinde duruyorsanız, Hemşinliler içinde de buna karşılık gelen farklı yorumlar bulabilirsiniz. Fakat insanların bugünkü öz tanımlarından bağımsız olarak tarihsel ve dilsel veriler de var.
Hemşin dili, bugün Hemşinlilerin bir kısmının konuştuğu, bir kısmının ise artık konuşamadığı bir dil. Biz buna Hamşensnak diyoruz. Bu dil Ermenicenin bir diyalektidir. Batı Ermenicesi ile Hemşinceyi karşılaştırmalı olarak incelediğim bir dil bilgisi kitabı da yazdım. Temel fiillerden zaman kiplerine, kelime üretme biçimlerinden ses değişimlerine kadar bakıldığında dilin Ermenice olduğu açık biçimde görülüyor.
“Hemşinlilik, Müslümanlaşan Ermeniler için yeni bir kimlik alanı oldu”
Alin Ozinian: Yani Hemşinlilik, Ermenilikten tamamen kopmadan ama Ermenilik adını da taşımadan kurulan bir kimlik mi? Daha güvenli, daha az saldırıya açık bir adlandırma mı?
Mahir Özkan: Güvenlik boyutu elbette var, özellikle 1915 sonrasında bu çok daha belirgin hale geliyor. Türkiye’de Ermeni olmak hiçbir zaman konforlu bir şey olmadı. Müslümanlaşmışsanız, bir anlamda “Türklük sözleşmesi”nin içine girmiş oluyorsunuz. Ermenilikle yeniden bağ kurmak ise o sözleşmenin dışına çıkma riski taşıyor. Ben ailemde Hemşinlilerin Ermeni kimliğiyle ilişkisini sorgulamaya başladığımda annemin verdiği tepki çok çarpıcıydı. Ermenice olarak, “Git her yerde Ermeniyim de, seni kessinler” dedi. Bu cümle, korkunun ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Ama Hemşinlilik yalnızca korkuyla açıklanamaz. Hemşinliler aynı zamanda bölgedeki Laz, Gürcü, Pontus Rum ve Türk kültürleriyle etkileşim içindedir. Horon, müzik, yemek kültürü, gündelik hayat hep bu bölgesel ortaklığın parçasıdır. Dilimizde bile bu etkileşimin izleri vardır. Örneğin Hemşince’de “ı” sesi yoktur; bu da bölgedeki Rumca altyapıyla açıklanabilir.
Bu nedenle Hemşinlilik, Ermenilik içinde kendine özgü bir alan oluşturmuş bir kimliktir. Ben kendimi “Hemşinli Ermeni” olarak tanımlıyorum. Ermeni toplumunun ve kültürünün bir parçasıyız ama Sasonlu Ermeniler gibi değiliz, İstanbullu Ermeniler gibi de değiliz. Kendimize özgü bir tarihimiz, folklorumuz, dilimiz ve kültürümüz var.
“Osmanlı kayıtları Ermeni geçmişini gösteriyor”
Alin Ozinian: Bu tarihsel arka planı biraz açalım. Osmanlı kayıtları bize ne söylüyor?
Mahir Özkan: Osmanlı arşivleri, özellikle vergi kayıtları bu konuda önemli veriler sunuyor. Osmanlı’nın bölgeyi ele geçirmesinden 1680’li yıllara kadar olan kayıtlarda, bölgede yaşayan vergi mükelleflerinin çok büyük kısmı Ermeni isimleri taşıyor. Daha sonraki kayıtlarda Müslüman isimli ama baba adı Ermenice olan kişiler görülmeye başlıyor. Ardından Müslüman isimleri taşıyan vergi mükellefleri ağırlık kazanıyor.
Bu tablo, 1600’lerin sonundan itibaren, özellikle 1700’lü yıllarda bölgede Müslümanlaşmanın hızlandığını gösteriyor. 1913 tarihli bir Osmanlı belgesi de dikkat çekici. Hopa’ya gönderilen bir müfettişin raporunda Hemşinlilerden “Ermeniden dönme Müslüman Hemşinliler” diye söz ediliyor. Yani devlet nezdinde de Hemşinliler, Ermeni kökenli olup Müslümanlaşmış bir topluluk olarak tanımlanmış.
Doğu Hemşin bölgesinde, yani Artvin’in Hopa, Borçka ve Kemalpaşa hattında Hemşince hâlâ konuşuluyor. Batı Hemşin dediğimiz Rize, Trabzon, Erzurum hattında ise dil büyük ölçüde kaybolmuş durumda. Ama yer adlarında, sülale adlarında, bahçe adlarında ve gündelik kelimelerde Ermenice izler hâlâ yaşıyor.
Rize’nin Raşot Vadisi’nde bugün hâlâ bu dili konuşan küçük bir topluluk var. Onlar dillerine Hemşince değil, “Armenice” diyorlar. Kendileriyle iki saat boyunca Hemşince konuşarak kayıt yaptım ve birbirimizi doğrudan anlayabildik.
“Ermeni dememek bile bir güvenlik alanı yaratıyor”
Alin Ozinian: Hemşinlilik bir güvenlik kimliği olarak kullanılıyor dediniz. Ama bölgede herkes birbirinin ne olduğunu zaten bilmiyor mu? Yoksa “Ermeni” dememek bile başlı başına bir güvenlik mi sağlıyor?
Mahir Özkan: Bazen herkesin bildiği sırlar vardır ama yine de söylenmez. Lazlar bize “Sumehi” der; bu, Ermeniler için kullandıkları kelimedir. Ama Laz arkadaşlarımız bize “Ermeni” dediğinde büyüklerimiz genellikle uyarırdı: “Öyle demeyin, onlar Müslüman” derlerdi. Sanki ayıp bir şey söylenmiş gibi.
Bu, Türkiye’de Ermeni kimliğinin taşıdığı tarihsel yükle ilgili. Gürcüler de Müslüman oldu ama kendilerine Gürcü demeye devam ettiler. Lazlar da eskiden Hristiyandı, Müslüman olduktan sonra Laz demeyi sürdürdüler. Müslüman Pontus Rumları içinde de kendisine Rum diyenler var. Ama Ermenilik adı daha ağır bir tarihsel yük taşıdığı için Hemşinlilik başka bir işlev gördü.
Ahmet Faik Günday’ın anılarında geçen bir olay bunu iyi anlatır. Fındıklı’nın Abudere bölgesinde Ermeniler olduğu yönünde bir istihbarat alınıyor ve bölgeye bir görevli gönderiliyor. Fakat Hemşinliler gelenleri sofralarla, ikramlarla karşılıyor; köyde cami var, insanlar Müslüman olduklarını gösteriyor. Böylece gelenler, emirlerini uygulamadan geri dönüyor. Burada herkes aslında kimin kim olduğunu biliyor. Ama Hemşinliler, “Biz artık Müslümanız, bu kimlikle buradayız” demiş oluyor. Karşı taraf da bunu kabul ediyor. Çünkü ülkenin kuruluşunda Müslümanlık üzerine kurulu bir sözleşme var.
“1915’te Müslümansanız cepheniz bellidir”
Alin Ozinian: 1915 tehciri ve Ermeni Soykırımı bağlamında baktığımızda, Hemşinlilik Hemşinlileri koruyan bir kimlik mi oldu?
Mahir Özkan: Müslümansanız cepheniz bellidir. Bu, dönemin trajik gerçeği. Hatta daha acı örnekler de var. Artvin, 1915 döneminde Rusya’nın elindeydi; daha sonra Türkiye’ye katıldı. Bu yüzden Artvin’deki Katolik Ermeniler 1915’i farklı koşullarda atlattı. Fakat Artvin Türkiye’ye geçince, Ardanuç ve Artvin Ermenileri Çoruh üzerinden Batum’a kaçmaya çalıştı. Yanlarına alabildikleri eşyaları sallara yükleyip yola çıktılar.
Bu sırada Çoruh’un iki yakasında pusu kuran çeteler vardı. Salları kıyıya çektirip insanları soydular, katlettiler. Bu çetelerle iş tutan Hemşinlilerin de olduğunu biliyoruz. Bunu babam anlatırdı. Ağırlıklı olarak Laz çetelerden söz edilir ama Hemşinlilerden de katılanlar olmuş.
Çünkü o dönemde kimlikler din üzerinden belirleniyordu. Müslüman Hemşinli, Hristiyan Ermeniye karşı Müslüman kimliğiyle konumlanabiliyordu. Aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar, biri Müslüman biri Hristiyan olduğu için karşı cephelere düşebiliyordu. Bugünden bakınca bunun adı ancak trajedi olabilir.
“Türkiye’de 150 bin civarında Hemşinli olduğunu söylemek makul”
Alin Ozinian: Ne kadarlık bir nüfustan bahsediyoruz? 400 bin gibi rakamlar duyuluyor. Bu gerçekçi mi?
Mahir Özkan: Türkiye için 400 bin bana gerçekçi gelmiyor. Dünya çapındaki Hemşinliler düşünüldüğünde belki bu sayılara yaklaşılabilir. Ama Türkiye’de net sayı vermek çok zor. Çünkü sonradan Hemşinli olduğunu öğrendiğimiz yerler de çıkıyor. Tokat’ta, Tortum’da, Erzurum’un bazı bölgelerinde, Sinop’a kadar uzanan Karadeniz hattında Hemşinli topluluklar var.
Ayrıca bu bölgelerden İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Adapazarı ve Düzce gibi şehirlere yoğun göçler oldu. Kimi insanlar Hemşinli olduğunu biliyor, kimileri bilmiyor. Bütün bunları düşündüğümde Türkiye’de 150 bin civarında Hemşinli olduğunu söylemek bana makul geliyor. Bu sayı daha az ya da daha fazla olabilir ama ihtiyatlı bir tahminle 150 bin civarı denebilir.
Bu küçük bir rakam değil. Türkiye’de Patrikhane ile bağlantılı Hristiyan Ermeni nüfusu için resmi belgelerde 60 bin denir, fiili sayının ise 45 bine düştüğü söyleniyor. Bu karşılaştırmayla bakıldığında Hemşinli nüfusun önemli bir büyüklüğe sahip olduğu görülür.
“Lazlar ve Hemşinliler bugün ortak bir kültürel kaderi paylaşıyor”
Alin Ozinian:Karadeniz’de Lazlar, Gürcüler, Hemşinliler, Rumlar yan yana yaşamış topluluklar. Bu ilişkiler nasıldı, bugün nasıl değişti?
Mahir Özkan: Bir arada yaşayan halkların eskiden birbirlerine karşı ciddi önyargıları vardı. Ben çocukluğumda dünyayı neredeyse Hemşinliler ve Lazlar olarak görüyordum. Hemşinli olmayan herkes Lazdı; çünkü bizim ötekimiz Lazlardı.
Bizde köyde yapılan ekmeğe “şidak hats” denir; yani gerçek ekmek, doğru ekmek. Çarşıdan alınan ekmeğe ise “Johnny hats” derdik; yani Laz ekmeği. Çünkü çarşı Lazların alanıydı, köylerde ise daha çok Hemşinliler yaşıyordu. 1960’lı, 70’li yıllarda Hopa çarşısına Hemşinlilerin inmesi bile zaman zaman problem olurdu. Bugün ilişkiler çok değişti. Eğitim arttıkça, şehirleşme ilerledikçe önyargılar kısmen kırıldı. Şehirde ortak dil olarak Türkçeye geçildiği için Lazlar ve Hemşinliler birbirlerini bir anlamda Türkleştirdiler. Ama aynı zamanda buna birlikte direnmeye de başladılar.
Bugün Laz kültür hareketi ile Hemşin dil ve kültür hareketi yan yana durabiliyor. Türkiye’deki ilk Hemşince şarkıyı bir Laz müzisyen olan Kazım Koyuncu söyledi. Bu çok önemlidir. Lazlar bizim has kardeşimizdir. Geçmişte sorunlar yaşanmış olsa da bugün dilini, kimliğini, kültürünü kaybetme tehlikesi yaşayan halkların dayanışması açısından yeni bir hikâye yazılıyor.
“Hemşinlilik artık sadece bir yer adı değil, yaşayan bir kimlik”
Alin Ozinian: Söylediklerinizden çıkan sonuç şu: Hemşinlilik yalnızca tarihsel bir iz değil, bugün de yaşayan bir kimlik.
Mahir Özkan: Evet. Hemşinlilik artık sadece Hemşin ve Çamlıhemşin’de yaşamış insanların coğrafi adı değil. Tarihi Hemşin bölgesinden Trabzon’a, Erzurum’a, Artvin’e, Batum’a, Ünye’ye ve Çarşamba’ya yayılan Müslümanlaşmış Ermeniler için zamanla bir kimlik adına dönüştü.
Bugün biri Hemşinlilere Ermeni de dese, Türk de dese, tarihsel olarak nasıl değerlendirirse değerlendirsin, Hemşinlilik kavramını hesaba katmak zorunda. Çünkü ortada kendine özgü dili, folkloru, müziği, yemek kültürü, tarihsel hafızası ve bölgesel ilişkileri olan bir topluluk var.
Bu yüzden Hemşinlilik hem Ermenilikle bağlantılı hem de kendine özgü bir kimlik alanıdır. Tarihsel arka planı Ermeniliktir; bugünkü varlığı ise Hemşinlilik olarak şekillenmiştir.

