Gazeteci Serdar Korucu ile Erivan’ın gündelik hayatını, kadınların şehirdeki görünürlüğünü, değişen kültürü, flörtü, sanatı ve hafızanın dili olarak Türkçeyi konuştuk.
ALİN OZİNİAN
Ermenistan’ı çoğu zaman savaş, sınır, Karabağ, Rusya, Avrupa Birliği ya da diaspora gibi büyük siyasi başlıklarla konuşuyoruz. Oysa bir ülkenin ruhu yalnızca siyasette görünmez; sokakta, kafede, pazarda, gece yarısı eve dönen kadınlarda, bir buket çiçeğin sunuluşunda, bir yabancıyla kurulan kısa cümlede ve şehrin gündelik ritminde de saklıdır. Yeryüzü Notları’nın bu bölümünde gazeteci ve yazar Serdar Korucu Erivan’da hayatın izini sürdük. 2014’ten bu yana Ermenistan’a birçok kez giden Korucu, Erivan’ın dönüşümünü dışarıdan ama dikkatli bir gözle izliyor. Onun anlatısında Ermenistan, yıllardır Türkiye medyasının çizdiği yoksul, kapalı ve gri ülke imgesinden çok farklı: canlı, güvenli, sanatla iç içe, diasporanın farklı kültürleriyle çoğalan ve hızla değişen bir şehir.
Podcasti dinlemek için tıklayınız
“Hayat var ve hayat devam ediyor”
Alin Ozinian: Ermenistan’ı yıllardır ağır siyasi meseleler üzerinden konuşuyoruz. Sen ise ilk ziyaretlerinden itibaren şehrin neşeli ve gündelik tarafını da gösterdin. Bu neden önemliydi?
Serdar Korucu: Çünkü gerçekten hayat var ve hayat devam ediyor. İnsanlar âşık oluyor, evleniyor, gece dışarı çıkıyor, yemek yiyor, arkadaşlarıyla buluşuyor. Ermenistan’ın bu tarafını göstermek gerektiğini hep düşündüm. Üstelik bu, zor tarihi küçümsemek anlamına gelmiyor. Tam tersine, bir toplumu yalnızca acısına indirgemenin de haksızlık olduğunu söylüyor. Türkiye medyasında yıllarca fakir, mutsuz, sınırları kapalı ve gri bir Ermenistan resmi çizildi. Oysa Erivan hiçbir zaman böyle tek renkli bir şehir değildi. Cumhuriyet Meydanı da, Kaskad da, sokak hayatı da her zaman canlıydı. Bir ülkede soykırım hafızası da vardır, kahvaltı da; anma da vardır, gece hayatı da. Biri diğerini hükümsüz kılmaz.
Alin Ozinian: 2014’ten 2026’ya baktığında Erivan’daki en belirgin değişim ne?
Serdar Korucu: Şehir hep güzeldi; bunu yalnızca son dönemin siyasi iklimine bağlamak doğru olmaz. Fakat zamanla daha Batılı, daha açık ve daha hareketli bir kent haline geldi. İlk yıllarda post-Sovyet etkisi daha belirgindi. Bugün Erivan’da çekilmiş birçok görüntüyü herhangi bir Avrupa başkentinden ayırmak zor. En büyük dönüşüm ise hizmet sektöründe, kafe ve restoran kültüründe yaşandı. Bir zamanlar gençlerin rahatça buluşabileceği birkaç yer sayılabiliyordu; şimdi hemen her sokakta yeni bir kafe, restoran ya da bar var. Eskiden “yeni bir yer açılmış, gidelim” denirdi. Artık açılan her yere yetişmek mümkün değil.
Kadınların görünürlüğü şehrin ritmini değiştiriyor
Alin Ozinian: Erivan’da gündelik hayat denince aklına ilk ne geliyor?
Serdar Korucu: Kadınların hayatın her alanındaki görünürlüğü. Gece yarısı sokakları temizleyen işçi orta yaşlı kadınları, kadın şoförleri, farklı yaşlardan çalışan kadınları görüyorsunuz. Bu elbette ekonomik zorunluluklarla da ilgili; Sovyet döneminden kalan güçlü çalışma kültürünün de payı var. Ama kadınların sokakta oluşu şehrin atmosferini değiştiriyor. Gecenin üçünde, dördünde çalışan kadınları görmek insana güven veriyor. Sanki şehirde görünmez bir temizlik ve emniyet halkası kuruyorlar. Türkiye’de belli bir yaştan sonra kadınların çalışma hayatından çekilmesi neredeyse normalleştirilmiş durumda. Erivan’da ise elli, altmış, hatta daha ileri yaşlardaki kadınları hayatın içinde görmek son derece doğal.
Alin Ozinian: Kadınların şehirdeki rahatlığına ve güvenlik duygusuna da dikkat çekiyorsun.
Serdar Korucu: Evet. Kadınların gece tek başına yürümesi, toplu taşımaya ya da taksiye binmesi çok daha olağan. Şehir genel olarak güvenli hissediliyor. Ben kadınların güçlü olduğu bir toplum gördüm. Erkeklerin “centilmenliği” diye tarif edilen bazı davranışların arkasında da kadınların koyduğu sınırlar var bence. Bir arkadaşım Erivan’da flört etmenin zor olduğundan yakınmıştı; çünkü bir kadına nasıl yaklaşılacağına ilişkin daha belirgin kurallar olduğunu söylüyordu. Önce tanışacaksın, çiçek alacaksın, mesafeyi koruyacaksın. Geçmişte bildiğimiz flört aşamalarının hâlâ izlenebildiği bir yer.
Alin Ozinian: Yine de tek tip bir toplumdan söz etmiyoruz.
Serdar Korucu: Elbette. Ermenistan yekpare değil. Çok modern yaşayanlar da var, daha muhafazakâr hayat sürenler de. Şehirde kadın-erkek ilişkileri, sanat ve eğlence çok geniş bir yelpazede yaşanıyor. Ama yıllardır dışarıdan bakıldığında görülen o donuk, kapalı ve yalnızca yas tutan toplum imgesinin artık kırılması gerekiyor.
Diasporanın getirdiği kültür: Erivan’da birçok Ermenistan bir arada
Alin Ozinian: Hizmet sektöründeki değişimde diasporadan ve özellikle Suriye’den gelen Ermenilerin etkisinden söz ediyorsun.
Serdar Korucu: Bu çok belirgin. 2014’te geldiğimde Suriye savaşı sürüyordu ama Halep’ten büyük göç henüz bugünkü ölçekte değildi. 2016’da Halepli Ermeniler üzerine çalışmak için yeniden geldiğimde fark çok görünürdü. Halep ve Beyrut’tan gelenler beraberlerinde başka bir hizmet, esnaflık ve misafirperverlik kültürü taşıdılar. Post-Sovyet toplumunda alışveriş ilişkisi daha mesafeli ve daha doğrudandı: Bir şeker tadacaksan parasını verirsin; bir ürünün kumaşını sorarsan “orada, bak” cevabını alabilirsin. Halep’ten gelenlerin kültüründe ise tattırmak, anlatmak, ürünü övmek ve müşteriyle ilişki kurmak var. Bu iki kültürün karşılaşması zamanla şehir hayatını da değiştirdi.
Alin Ozinian: Bu yalnızca hizmet anlayışı değil, Ermenistan’ın kültürel çeşitliliği açısından da önemli sanırım.
Serdar Korucu: Kesinlikle. Bir mekânda Fransa’dan, Arjantin’den, Türkiye’den, Beyrut’tan ve Halep’ten gelen Ermenileri bir arada görebiliyorsunuz. Herkes kendi yaşadığı coğrafyanın dilini, yemeğini, jestlerini ve hafızasını getiriyor. Hepsi bir araya geldiğinde Ermenistan oluyor. Aynı etnik ya da dini kök insanları bir yere kadar birleştiriyor; fakat gündelik kültür çok güçlü bir bağ. Halep’ten gelen biriyle Türkiye’den gelen biri arasında yemek, esnaflık, mizah ve davranış kodları üzerinden şaşırtıcı bir yakınlık kurulabiliyor. Erivan’ın en güzel taraflarından biri, bu farklı Ermeniliklerin aynı şehirde yan yana yaşayabilmesi.
Sanat sokakta, Türkçe ise hafızada
Alin Ozinian: Şehrin sanatla ilişkisini nasıl görüyorsun?
Serdar Korucu: Erivan’da sanat yalnızca müzede değil, doğrudan sokakta. Elbette Cumhuriyet Meydanı ve Opera binası Sovyet döneminin mimari dilini taşıyor. Fakat şehir bununla sınırlı kalmamış. Kaskad çevresindeki modern ve kimi zaman oldukça cesur heykeller, kamusal alanla sanat arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Türkiye’de sergilenmesi bile tartışma yaratacak eserler Erivan’ın merkezinde son derece doğal bir biçimde duruyor. Türkiye’den gelen biri için heykellerin çeşitliliği ve kamusal alandaki rahatlığı gerçekten çarpıcı.
Alin Ozinian: Türkçe konuştuğunda insanların sana yaklaşması da sık yaşadığın bir durum olmuş. Bu karşılaşmalar nasıl gelişiyor?
Serdar Korucu: Çoğu zaman çok sıcak ve meraklı bir biçimde. Bir kafede Türkçe konuşurken yan masadan biri sohbet başlatabiliyor. Hatta yıllar sonra bir arkadaşım, benimle tanışmak için çakmağını bilerek yere düşürdüğünü itiraf etmişti. İnsanlar genellikle “dedem Erzurumluydu”, “anneannem Vanlıydı” diyerek aile hikâyelerini anlatıyor. Türkçe, birçok aile için yalnızca failin ya da şiddetin dili değil; aynı zamanda ninnilerin, masalların, çocukluk anılarının ve aile büyüklerinin dili. Bu yüzden Türkçe konuşma isteğinde çoğu zaman bir hasret, geçmiş kuşakları anma duygusu var.
Alin Ozinian: Bazı ailelerde eski yerel ağızların da korunduğunu söylüyorsun.
Serdar Korucu: Evet. Bir önceki kuşaklarda yüz yıl önce Anadolu’da konuşulan yöresel Türkçenin izlerini duyabiliyorsunuz. Urfa, Adana, Adıyaman ya da başka bölgelerin ağızları, Türkiye’de dönüşmüş olmasına rağmen diaspora ailelerinde donmuş biçimde kalmış. Bu yönüyle Sefaradların yüzyıllarca koruduğu Yahudi İspanyolcasını hatırlatıyor. Genç kuşakların Türkçesi ise çoğunlukla televizyon dizileri ve yayınlar üzerinden şekilleniyor; daha standart, daha “ekran Türkçesi”. Dil bir yandan korunuyor, bir yandan da yeni kültürel temaslarla değişiyor.
Tanıdık ama başka: Kars’ın ikizi Gümrü, çocukluğun tadını taşıyan meyveler
Alin Ozinian: Ermenistan Türkiye’den gelen biri için ne kadar tanıdık, ne kadar yabancı?
Serdar Korucu: Çok yabancı hissettirmiyor. Gümrü’ye gittiğinizde Kars’ın ikiz kardeşini görür gibi oluyorsunuz. Mimari, iklim, coğrafya ve gündelik davranışlarda büyük benzerlikler var. Ama aynı zamanda şehirlerin ve doğanın daha temiz, daha iyi korunmuş olduğunu da hissediyorsunuz. Ermenistan yalnızca Erivan’dan ibaret değil; kuzeyi, güneydeki Sünik bölgesi, Sevan çevresi, Dilican ve Gümrü ayrı ayrı görülmeli.
Alin Ozinian: Meyve ve sebzelerin tadından özellikle söz ediyorsun.
Serdar Korucu: Çünkü gerçekten unutulmuş bir tadı hatırlatıyorlar. Çilek, kiraz, domates, salatalık, erik… Bazen bir meyveyi yediğinizde çocukluğunuzdaki haline dönüyorsunuz. Türkiye’nin ürünleri de güçlüdür ama Ermenistan’da küçük ölçekte, daha yerel üretimin verdiği yoğun bir tat var. Şehri anlatırken dönüp dolaşıp yemeğe gelmem boşuna değil; bir ülkeyi tanımanın en doğrudan yollarından biri mutfağı ve pazarıdır.
Alin Ozinian: Ermenistan’a gitmek isteyenlere hangi mevsimi önerirsin?
Serdar Korucu: Haziran, temmuz ve ağustos çok sıcak olabiliyor. Ben nisan-mayıs ya da eylül-kasım arasını öneririm. Özellikle sonbahar, Ermenice “voske aşun” denilen altın sonbahar dönemi çok güzel. Sararan yapraklar yalnızca Erivan’da değil, Dilican’da ve ülkenin başka bölgelerinde de olağanüstü görüntüler yaratıyor. İlk kez gidecekler için uçakla gelmek daha rahat; sonrasında macera isteyen kara yolunu da deneyebilir.
Bir ülkeyi yalnızca acısıyla anlatmamak
Alin Ozinian: Bu söyleşiden dinleyicinin aklında ne kalmasını istersin?
Serdar Korucu: Ermenistan’ın yaşayan bir ülke olduğu. Gençleri, sanatçıları, çalışan kadınları, kafeleri, flörtleri, sorunları, tatil planları ve gündelik telaşları var. Tarih ve siyaset çok önemli; fakat bir toplumu yalnızca travmasıyla anlatmak onu eksiltir. Erivan’a giden biri, ağır hafızanın yanında canlı, meraklı, değişen ve çok katmanlı bir şehirle karşılaşacak. Sınır bir gün açıldığında Türkiye’den çok sayıda insanın buraya gelmek isteyeceğini düşünüyorum. Çünkü karşılarında hem tanıdık hem de şaşırtıcı derecede başka bir hayat bulacaklar.
https://kisadalga.net/haber/podcast/ermenistanda-hayat-erivan-savasin-degil-hayatin-sehri-138604

