***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***
|
AB’nin Ermenistan’a üyelik konusunda olumlu bir yaklaşım sergilemesi, Rusya’nın zayıflamaya başladığı bir dönemde ortaya çıkan mevcut boşluğu doldurma çabası olarak okunabilir. Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Ermenistan’ın AB’ye üyelik sürecinin bölgesel ve küresel etkilerini AA Analiz için kaleme aldı. *** Karabağ zaferinin bölgesel ve küresel düzeyde önemli etkiler yarattığı ve bu zaferin yerel bir başarıdan öteye geçerek daha geniş çaplı jeopolitik sonuçlar doğurduğuna ilişkin işaretler her geçen gün artıyor. Azerbaycan’ın bu zaferinin ardından Ermenistan’ın bölgedeki stratejik yöneliminde de belirgin bir değişim yaşandı. Ermenistan yüzünü Rusya’dan Batı’ya çevirerek, başta AB ülkeleri olmak üzere Fransa, Yunanistan ve Hindistan gibi ülkelerle ilişkilerini güçlendirme yoluna gitti. Bu bağlamda, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin de bölgeyi etkilediğini söyleyebiliriz. Rusya’nın hem Ukrayna savaşındaki mevcut durumu hem de Suriye’deki güç kaybı, Güney Kafkasya’daki nüfuzunu önemli ölçüde zayıflattı. Bu süreçte zamanlama açısından AB’nin Ermenistan’a üyelik konusunda olumlu bir yaklaşım sergilemesi, bu küresel dinamiklerle yakından ilişkilidir. Zira tam da Rusya’nın zayıflamaya başladığı bir dönemde AB’nin devreye girmesi ortaya çıkan mevcut boşluğu doldurma çabası olarak okunabilir. Ukrayna savaşı ve Karabağ zaferinin tetiklediği bu süreç, Güney Kafkasya’nın jeopolitik önemini ve küresel aktörlerin bu bölgeye yönelik stratejik hamlelerini de bir kez daha gözler önüne serdi. Bu durum, bölgedeki ülkelerin dış politika tercihlerini de yeniden şekillendirmelerine olanak tanıyor. Aynı zamanda Batı’nın bölgedeki etkisini artırma çabalarına da hız kazandırıyor. Güney Kafkasya’daki dengeler Öte yandan, Gürcistan’ın AB üyelik sürecinde yaşananlarla Ermenistan’ın karşı karşıya kalabileceği olası zorluklar arasında bir paralellik kurmak da mümkündür. Hatırlanacağı üzere Gürcistan’daki seçimler ülkenin AB’ye üyelik sürecinin askıya alınmasına ve aynı zamanda halk protestolarına neden oldu. Bununla beraber, Gürcistan’da yaşanan bu süreç ülkede ciddi bir siyasi bölünmeye zemin hazırladı. Benzer bir senaryonun Ermenistan’da da yaşanma olasılığı oldukça yüksek. Zira Ermenistan’ın AB üyelik kararını Batı ile Rusya arasındaki güç mücadelesinin bir yansıması olarak değerlendirmek mümkün. AB ile entegrasyon sürecine girmek, Batı’nın Ermenistan üzerinde tarafını netleştirme konusundaki baskıları arttırmasına neden olacaktır. Bu durum, Ermenistan’ı iki güç arasında sıkışmış bir konuma iteceği için ülke için dış politika açısından önemli riskler de barındırıyor. Sonuç olarak, Ermenistan’ın AB üyelik sürecini başlatması, sadece bölgesel dengeler açısından değil, aynı zamanda küresel güç mücadelesi bağlamında da önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle başta Rusya’nın bu karara vereceği tepki ve Batı’nın Ermenistan üzerindeki etkisinin nasıl şekilleneceği önümüzdeki günlerde netleşecektir. Ermenistan Karabağ zaferinin ardından yaptığı açıklamalarda, Rusya’ya bağımlılığın stratejik bir hata olduğunu vurguladı ve başta Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGÖ) olmak üzere, üyesi olduğu bazı uluslararası yapılardan çekilme konusunu gündeme getirdi. Bu süreçte, Güney Kafkasya’da hem AB ülkeleri hem de Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ermenistan’ı Rusya’dan uzaklaştırmak ve Batı ile yakınlaştırmak adına çeşitli adımlar attı. Eagle Partner askeri tatbikatları ve yardım programları ile Ermenistan’ın Batı blokunda yer almasını hedefleyen Batı bu konuda önemli bir mesafe katetti. Bu gelişmeler doğrultusunda, AB ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde belirgin bir yakınlaşma sağlandı. AB, Ermenistan’ın güvenliğini destekleme konusundaki istekliliğini göstermek amacıyla, Ermenistan’a bir sivil gözlem misyonu konuşlandırmayı dahi planladığını açıkladı. Ermenistan’ın ABD ile ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmesi ve Ukrayna savaşında Batı’nın yanında yer alması, Rusya ile ilişkileri kopma noktasına getirdi. Ermenistan’ın Suriye politikası Görüldüğü üzere Batı gerek AB’ye üyelik gerekse de NATO aracılığıyla Erivan’ı kendi yanına çekmeye çalışıyor. Ancak Ermenistan’ın hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerinde sergilediği ikili tutum, bölgedeki istikrarın sağlanmasını olumsuz yönde etkiliyor. Bu durum, Ermenistan’ın dış politikada oynayabileceği tüm kartları tükettiği ve yeni seçenekler üretme kapasitesinin de sonuna geldiği algısını güçlendiriyor. Bu nedenle Ermenistan’ın Suriye politikasını Ahmed Şara döneminde nasıl şekillendireceği merak konusu. Zira Rusya ile ilişkileri her geçen gün daha da zayıflayan Ermenistan’ın Suriye politikasını da bu noktada revize etmesi gerekiyor. Ancak Batı’nın bu konuda net bir duruş sergileyememesi, Ermenistan’ın ikili politika yürütme yeteneğini sürdürmesine olanak tanıyor. Bu dinamik, bölgesel istikrar ve Ermenistan’ın uluslararası alandaki konumu açısından dikkatle izlenmesi gereken bir süreçtir. AB’ye üyelik yolunda Ermenistan Ermenistan’ın AB üyeliği için, Erivan’ın Rusya ile olan tüm bağlarını koparması oldukça önemlidir. Bu yönde önemli adımlar atıldığı da görülüyor. Erivan’ın, bir yandan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden (KGAÖ) çıkması, ayrıca Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) de ayrılması gerekecektir. Ayrıca ülkenin İran ile stratejik ortaklık ilişkisine de son vermesi gerecektir. Sonuç olarak, coğrafi ve jeopolitik anlamda doğrudan ilgisi olmayan Gürcistan, Balkan ülkeleri ve savaşın devam ettiği Ukrayna’nın dahi AB’ye üyelik süreci gündemdeyken, Türkiye’ye yönelik mevcut önyargılı tutum düşündürücüdür. AB tarafından yayımlanan genişleme raporlarında, Türkiye’nin son dönemde artan jeopolitik önemi vurgulanmasına rağmen, AB ile ilişkilerde olumlu bir atmosferin oluşmaması dikkat çekicidir. Türkiye’nin Afrika, Orta Asya ve Kafkasya’daki artan gücü ve etkisi göz önünde bulundurulmasına rağmen, bu gelişmelerin göz ardı edilip, Gürcistan, Ermenistan gibi devletlerin AB üyeliğine sıcak bakılması, tarihi önyargıların ve oryantalist bakış açısının Batı’da hala etkisini sürdürdüğünü gösteriyor. Bu nedenle de bölge her geçen gün bir başka jeopolitik mücadelenin merkezine dönüşmeye devam ediyor. Özellikle Suriye’deki gelişmeler ışığında bakıldığında Batı dünyasının bu rekabeti giderek daha da kızıştıracağı ve bölgedeki güç dengelerini şekillendirmek için yeni stratejiler geliştireceği söylenebilir. [Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesidir.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. |

Yorumlar kapatıldı.