İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Artin Kemal

Ragıp Zarakolu

Ali Kemal’i, Sakallı Nurettin Paşa’nın organize ettiği vandallar grubu linç ederken, “Artin Kemal” diye bağırıyordu.

Kendi kendini İzmir fatihi ilan eden Sakallı Paşa, aynı linç olayını kısa süre önce, Fransız bahriyelilerin sözde himayesinde huzuruna getirilen İzmir metropoliti Hristimos Kalafatis’e karşı organize etmişti.

1995 yılında yaşanan Srebrenitsa Katliamı İzmir’in 1922 yılında yaşadığı vahşeti hatırlatmıştı. (*)

2007 yılında Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği’nin bienali sırasında otobüsle, savaşın yıkım izleri taşıyan yerlerden geçip girmiştik Srebrenitsa’ya Temmuz ayında, yeni bir toplu mezar açılmıştı. Daha önce açılan toplu mezarlardaki kalıntılardan yapılan DNA araştırmaları ile aileler hiç olmazsa çocuklarının mezarını yapabiliyorlardı.

İzmir kenti yakılırken, uluslararası camia, limanda bekleyen filoları ile kayıtsızca izledi bunu. Hollandalı BM komutanı, sivil Boşnak halkı Sırp faşistlerine teslim ederken, Fransız bahriyelileri mi korumaları altındaki Kalafatis’e aldıracaktı.

Savaş gemilerinden yollanacak birkaç top mermisi belki birkaç binaya zarar verirdi ama kentin büyük kısmının kurtulmasını sağlayabilirdi.

1909 yılında Mersin limanında bekleyen savaş gemileri birkaç gülle yollasaydı, ikinci Adana kıyımı yaşanmayabilirdi.

1917 yılında bütün Yahudi mahallesini götüren Selanik yangını sırasında da ne tesadüf Fransızlar ve diğer müttefikler oradaydı. Orada da kılları kıpırdamadı. Şimdi bu yangın yerinde Selanik Üniversitesi var. İzmir’deki yangın yeri ise “uluslararası” fuar alanı. Yaraşır!

Hollanda geçen günlerde Srebrenitsa Katliamı’ndaki sorumluluk payını kabul edip özür diledi.

Biz ise herhalde bir yüzyıl daha devireceğiz!

Bizim medya alem. Şimdi Ali Kemal’in büyük torunu İngiliz başbakanı oldu ya, onla öğünüyorlar. Daha önce Ali Kemal’e “hain” diye saldırıp, Basın Müzesi’nde, öldürülen gazeteciler bölümündeki resminin kaldırılmasını isterlerken.

Ali Kemal hakkında yazdığım şu yazıya da bakılabilir: https://www.demokrathaber.org/tarih/ali-kemal-durustler-bahcesinde-yerini-almali-h26221.html

Aslında bu işin püf noktası bu. Yani onun gazeteciliği. TGC de çok iyi bir iş yapmış ona Basın Müzesi’nde yer vermekle.

Ali Kemal’i asıl hedef haline getiren, Ermeni tehcirine ilişkin doğrudan eleştiren yazıları idi.

Zaten ne zaman Türkiye kökenli biri ünlü oldu mu öğünmeyi pek bir sever bizim medya. İster Rum, ister Ermeni ya da Yahudi, Süryani kökenli olsun.

Ali Kemal’in suçu, İçişleri Bakanlığı sırasında, kimi soykırım suçlularının yargılanmasını sağlamak, “insanlığa karşı işlenen suç” zanlısı olarak tutuklananların, daha güvenli olduğu için Malta’ya yollanmalarına olur vermesiydi. Çünkü Diyarbakır Valisi Dr. Reşit, tutuklu olduğu Bekirağa Bölüğü’nden Şükrü (muhtemelen Sökmensüer) diye bir polisin yardımı ile kaçırılmıştı. Gerçi İngilizler de onları “kral” gibi ağırlayacaklardı ya. Oradan da kaçan kaçana olacaktı. İngiliz rehinelerle takas edildiler. Yargılanmadan bırakılanlardan namlı Muş ve Halep valisi Abdülhalik Renda (muhterem Talat Paşa’nın da kayınbiraderidir!), Der Zor’daki tecrübelerini, ünlü Şark raporlarına aktaracak, Kürtlere, “kılıç artığı” Ermeni ve Süryanilere karşı uygulayacaktı.

1925 yılı tarihli Şark raporunun en ilginç cümlelerinden biri: “Dikkat! Kürtler, Ermenilerden boşalttığımız yerlere yerleşip, kuzeye doğru yayılıyor!” (**)

(*) Majori Housepian Dobkin, “İzmir 1922/Bir Kentin Yıkımı”, Türkçesi: Attila Tuygan, 2012. Bu kitatabın Şubat ayında ben hapiste iken çıkması beni çok mutlu etmişti. Columbia Üniversitesi’nde profesör olan Dobkin ile 2005 yılında yaşlılar evine geçişi öncesi, üniversiteye yakın evinde verdiği son yemekte tanışma şansına sahip oldum. O sırada daha yeni Lemkin ödülü almış olan Peter Balakian (500 dolar olan ödülü benle paylaşmıştı Balakian!) sayesinde. “Dicle Yanıyor” adlı kitabı uzun zamandır bekliyor yayınlanma sırasında. Harika bir kadındı Marjorie Dobkin. Daha sonra yaşlılar evinde de onu ziyaret ettik. O kitap kazaya uğramadı ama, başka bir harika kadın olan ve yine İzmir’e ilişkin Prof. Dora Sakayan’ın Osmanlı ordusunda doktor olan dedesinin günlüğü, 2008 yılında mahkum oldu. Onu dava dosyası ile birlikte yeniden yayınlamak hayalim. (Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları/Garabet Haçaryan’ın İzmir Güncesi, Türkçesi Attila Tuygan, Belge Yayınları 2005).

(**) Mehmet Bayrak, Şark Islahat Planı, Öz-Ge Yayınları, 2009. İslahat yani Reform deyince korkacaksın! 1914 Ermeni Reformu Sözleşmesi’nden bir yıl sonra soykırım yaşandı. Şark reform planlarından sonra neler yaşanmadı! Şimdi de reformdan söz etmiyorlar mı, tüylerim ürperiyor.


Yeni Yaşam Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: