İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bıkkınlık veren Irak ve Kürt ezberlerimiz

Aydın Selcen

Bıkkınlık veren Irak ve Kürt ezberlerimiz

Çavuşoğlu’nun temaslarından özellikle Erbil bölümüne dair yansıyanlar onlarca yıl sonra yine, yeniden başlangıç noktasına geri döndüğümüzü yahut başlangıç noktasından pek de uzaklaşmadığımızı gösteriyor. Hasbelkader, yirmi yıllık hariciye memuriyetimin ikinci on yılını ya bilfiil Irak’ta ya Irak üzerine çalışarak geçirdiğim için bu durum bana bıkkınlık veriyor.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu geçtiğimiz günlerde Bağdat, Basra ve Erbil’i kapsayan Irak ziyareti yaptı. Bizatihi bu ziyaretin yapılmış olması dahi gerek önem gerek zamanlama bakımından olumlu. Şimdi, muhtemelen haziran ayında Irak Başbakanı Abdelmehdi’nin ülkemizi ziyareti, yıl sonuna doğru ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’ı ziyareti bekleniyor. Erdoğan da, Çavuşoğlu gibi, Erbil’e uğrar mı, bekleyip göreceğiz. Tabii henüz Çavuşoğlu’nun uçağı Erbil’den teker kesmeden derhal “Kuzey Irak’taki PKK hedefleri” havadan bombardıman edildi.

Bu kadarı iyi de, Çavuşoğlu’nun temaslarından özellikle Erbil bölümüne dair yansıyanlar onlarca yıl sonra yine, yeniden başlangıç noktasına geri döndüğümüzü yahut başlangıç noktasından pek de uzaklaşmadığımızı gösteriyor. Hasbelkader, yirmi yıllık hariciye memuriyetimin ikinci on yılını ya bilfiil Irak’ta ya Irak üzerine çalışarak geçirdiğim için bu durum bana bıkkınlık veriyor. Kendi pasıma kendim koşarak, aşağıda izah etmeye çalışayım.

Vurgular, verilmek istenen mesajlar hep aynı. Seçilen, türetilen, uydurulan sözcükler hakeza. Örnekse “gruplar.” Yani, parti değil, halk değil, grup. Neden? Çünkü akılda Kürtler var. Çatık kaşlarla, çakmak bakışlarla, azarlar gibi “yani Kürdistan’ı tanıdık mı?” diye soran müesses nizamın karşısında derhal hazırola geçme, “ben senden daha sıkı milliyetçiyim” savunması zorunluluğu. Bizim gibilere şahin kesilen AKP’nin, dönüp o cenaha “ben 2002’den beri seçim kazanıyorum, emir-komuta bende, haddinizi bilin” diyemeyişi, demeyişi.

Müesses nizam ne, kaldı mı? Yoo, AKP artık ve özellikle 15 Temmuz dehşeti sonrasında sırtına MHP ve işte ne kadarsa devlet denilen aygıtın içindeki etkisi İP’yi alınca, kendi müesses nizam oldu. Ya FETÖ’nün cıvıklığı, içten pazarlıklılığı, ikiyüzlülüğü? O sözde insancıl görünüm altından sırıtan melanet? Bu akraba hamur yıldırıyor insanı. Irak Kürdistanı’na 1990’larda gidip okul, hastane açan FETÖ’nün, Türkiye’deyse barış için atılan her adımı içeriden sabote etmesi. Irak Kürdistanı’na insani yardım adı altında virüs gibi orayı da sarmak, bozmak istemesi. Müesses nizam kalmadı da, FETÖ mü kaldı?

Gelin görün ki yine aynı titrek adımlar, aynı “dostlar alışverişte görsün” diplomasisi yine sürülmüş piyasaya. Şunlar söyleniyor: Irak’ta Kürtlerden önce Türkmenler önemlidir. Kürtler ve Türkmenler birbirlerine eşdeğerdir. Irak’la ilişkilerimiz insani yardım, dayanışma kisvesi adı altında başta gıda ve inşaat malzemeleri satışı olmak üzere ticarete ve oradan inşaat ihalesi almaya dayanır. Kendi anayasasına göre bir federasyon olan Irak’ın “yeni” devlet yapısını tanımıyoruz. Irak’ta ABD ve İran olduğu kadar Türkiye’de siyaseten perde gerisinde sözünü geçiren, iktidar oyunlarının içinde olan bir güçtür.

Oysa bunlar galat-ı meşhurdur. Benim kendi pasıma kendi koşmam gibi, bizim kendi kendimize anlattığımız masallardır. İşin özü su bizde, petrol onlarda. Ve biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nazik davetiyle “çok seviyorsak lütfen defolup gideceğimiz” Kürdistan da. Kaç kere yazdım, söyledim bilmiyorum, küresel Kürt nüfusunun yarısı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı. Irak Kürtlerinin tamamına yakını IKB’de ve IKB nüfusunun neredeyse tamamı Kürt. Türkiye de malum-u alileri olacağı üzere Türkmenistan değil, “burada Türkmenistan yok, Türkmenistan Orta Asya’da” desem?

Ayrıca “Kürdistan orada, lütfen oraya defol git” derken “Kürdistan” var oluyor, komşu Irak’ın bir federe bölgesi olarak herhalde, olması gerektiği gibi haritada beliriyor. Dışişleri Bakanı o bölgenin başkenti Erbil’i ziyarete gidinceyse yeniden tenzil-i rütbeye uğrayarak açılımı belirsiz “IKB”ye dönüşüyor. Mutlaka “Türkmen kardeşlerimiz” öncelikle ziyaret ediliyor, Kürt haşa kardeşimiz değil. Ülkemizin yurttaşlığı “kardeşlik” yahut “kan bağı” esasına mı dayanıyor? Sorma.

Sonra, bitmek bilmeyen Ovaköy sınır kapısı tutkusu, ki bu defa yenilik, İngilizcesi Fişhabur olmuş. Oysa Ovaköy’ün Kürtçe özgün adı Körava, karşısındaki Ermeni köyünün adı da Karavela. Sahi o Ermeni kardeşlerimiz (!) oraya neden, ne zaman gitmişler? Sorma. Yalın gerçek şu: Türkiye-Irak sınırı kabaca 330 km, bunun üç yüzü dağlık, otuzu düzlük. O düzlükte Habur var, tek başına diğer tüm sınır kapılarının toplamından fazla iş yapar. Yapılacak iş Habur’un ıslahı, mevcut iki köprünün arasına üç şerit gidiş, üç şerit geliş yeni bir köprü inşa etmek.

Erbil’e gitmişken Süleymaniye’ye gitmemek olmaz. Süleymaniye’nin gözardı edilmemesi yerinde. Ancak o da “geleneksel” olarak Erbil’i dengeleme, IKB’nin gerçekten mevcut ikili yapısının ayrıştırıcı sınırını kalın çizmek merakından. Yoksa KYB’nin kıdemli Ankara Temsilcisi Behruz Galali 24 saat içinde ailesiyle birlikte ülkeden atılalı çok oluyor. MİT’in üst düzey yetkililerinin de KYB denetimindeki Dukan’da kaçırılarak, Kandil’e götürülmeleri de öyle. Bir gelişme olmadığı görülüyor. Dileyelim olsun.

Irak Türkiye açısından elimizin altındaki ham petrol ve IKB’den başlanarak alınması gereken ancak bir türlü devreye alınamayan doğal gaz kaynağı demek. IKB ile doğal gaz ön uzlaşısına varılalı çok oluyor. Nedense bir türlü adım atılamıyor. Petrol Kerkük-Ceyhan boru hattından akıyor. Ana ikili hat tahrip olduğundan, IKB’nin inşa ettiği hat üzerinden. Bundan dolayı Bağdat, Ankara’nın sözleşme ihlali gerekçesiyle konuyu tahkime taşıdı ve dostane çözüme razı olmuyor. İki ülke arasındaki en yakıcı anlaşmazlık konusu su değil aslında bu.

Görkemli bir biçimde inşa edildiği görülen yeni Bağdat Büyükelçiliği’nin yakında hizmete gireceği anlaşılıyor. Bu sevindirici bir gelişme. Aynı şekilde, IKB hükümetinin bilabedel Türkiye’ye tapusunu verdiği arazide de yeni Erbil Başkonsolosluğu’nun yapımına süratle başlanacağını umalım. Değerli Gazete Duvar yazar Kemal Can “mesela ‘algı yaratma’ ile ‘boş yapma’ arasında fazla bir mesafe kalmamış durumda” saptamasını yapmıştı. Aynı, “diplomasi” ile “PR” arasındaki mesafe içinde geçerli maalesef.


Gazete Duvar

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: