İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

24 Nisanlarda vazifeleriniz

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***
Bizler doğuluyuz.

Bizler cenazeleri usulüne kaldırmayı, teamüllerimizi önemseriz.

Bu toprakların tüm dinlerinin, mezheplerinin birbirine benzer “son görev” gelenekleri vardır üstelik.

Bir Müslüman cenazesini düşünelim.

Ne yapıyoruz?

Naaş musalla taşına yatırılır. Karşısında safa geçilir. Mümkün olduğu kadar birbirine yakın durulur ki kalabalıklar sığsın. İmam duasını okumaya başlar.

Bir süre sonra son yolcu için helallik istenir. Biraz fazla bağırılır ‘helal olsun’ diye. Ses tonumuz yükselir. Gidene yardımcı olmaya çalışılır. Bağırsak daha iyi olacak onun için, işi biraz daha kolaylaşacak zannedilir. O kadar sevmiyor olabiliriz sağlığında onu, fark etmez.

Sonra musalla taşından cenaze arabasına gitmesi gerekir tabutun.

Er kişi, yükü önden arkaya omuz vererek taşımaya başlar. Önde durmanın adı konmamış bir süresi olsa gerek. Henüz omuz verememişler, önde duran kişi bu süreyi uzatırsa söylenmeye başlarlar. Hatta iteklerler öndekini. Herhangi bir cenazede sırf bu yüzden kavga çıkmış olabilir bence. Patetik bir haldir bu. Tabuta omuz veremeyenler uzaktan tabuta parmaklarıyla dokunmaya çalışırlar. Götürülür mevta sonra, mezarı zaten önceden kazılmış olur.

İslam cenazelerinde kefenle gömüyorlar, bizde tabutla gömüyorlar, tek fark bu. Mezara ölenin en yakını iner. Bedeni ona teslim ederiz. Bu sefer kürekle toprak atma hengamesi başlar. Bu vazife oradaki görevlilere bırakılmaz. Orada da toprak atmanın makul bir süresi vardır. Üç kürek mi, beş kürek mi, kalabalığa göre işte…

Arkadan mezara şöyle bakarız, mezar ne kadar doldu, sırada bekleyen kaç kişi var, bana kürek sırası gelecek mi diye. Bu da patetik bir haldir. Küreğe ulaşamayanlar, avuçlarıyla toprak atacaklardır en sonunda. Ondan sonra hoca, ölenin yakınlarını, daha önce ölmüşlerini sayar…

Yedisi, kırkı, Fatiha’sı, duası, helvası, mevlütü…

Şimdi, şu anda, sizlerin üzerinde yaşadığı bu topraklarda usulüne göre gömülmemiş ölülerimiz var bizim.

Nerede bu insanların mezarları? Bir buçuk milyon insan! Neredeler, mezar yok…

Ne yapabiliriz bu saatten sonra?

O insanları cenaze töreniyle gömeceğiz arkadaşlar, başka çaresi yok.

Gerçek, usulüne göre bir cenaze töreni yapacağız.

Bu cenazeyi kaldırabilmek için ölü sayısının birinci yakını olan er kişi yetmiyor Ermenilerde. Kalmadık çünkü.

İslam’da vekalet vardır. Biz, Müslümanlara vekalet verdik bu cenazeyi kaldırın diye.

Hrant’ın cenazesi bunun provasıdır belki. Biz bu toprakların teamülüne göre, usulüne göre cenazemizi kaldıracağız, Fatiha’sını okuyacağız, duasını edeceğiz, dünyanın her yerinden, her dilinden âmin diyeceğiz.

24 Nisan geliyor yine.

Kürekleri, kazmaları, kul hakkı olan “Ermeni defineleri”ni aramak için kullanmaktan daha onurlu yollar var yani.

Vekalet sizdedir, usulüne göre davranın işte…

Hayko Bağdat


Ahval News

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: