İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Çöpe attıysanız bir şey kaybetmezseniz”

Yirminci yüzyılın en önemli Ermeni yazarlarından biri olan Zaven Biberyan’ın, Paris’te yaşayan yazar dostu Hrant Paluyan’a hitaben kaleme aldığı kısa özyaşam öyküsünü ilk kez Türkçe yayınlıyoruz

ROBER KOPTAŞ

Karıncaların Günbatımı üzerine yazdığım yazıdaalıntıladığım ve aşağıda Türkçe çevirisini okuyacağınız mektup, Zaven Biberyan’ın, Paris’te yaşayan gazeteci ve yazar dostu Hrant Paluyan’a hitaben kaleme aldığı kısa özyaşamöyküsüdür. Paluyan’ın –herhalde Paris’te yayımladığı gazetesi Zvartnots’ta veya başka bir mecrada kullanmak için– rica ettiği bu metni 3 Aralık 1962’de yazan Biberyan, o sırada 41 yaşındadır –henüz başyapıtı Karıncaların Günbatımını yazmamıştır– ve bu birkaç sayfa vesilesiyle, gelgitlerle dolu edebî-siyasî hayatının bir muhasebesine girişir. Satırlarında Türkiye’de Ermeni bir yazar olmanın, Ermenice yazmanın kendisi için ne ifade ettiğine dair önemli “itiraf”larda bulunan Biberyan, aynı zamanda dönemin siyasal-kültürel ortamına dair tanıklığını da, sınırlı cümlelerle de olsa, yansıtır. Kendisini dinleyecek, içini dökebileceği birini bulduğu için heyecanlı görünür, ancak bir yandan da dostunun vaktini “boş laf”larla aldığı için çekinir, hatta mektubun sonunda özür diler bir tonla, mektubu için, “sabredemeyip okumadan çöpe attıysanız bir şey kaybetmezsiniz, emin olun” diye yazar. Parisli yazar Krikor Beledian’ın arşivinde bulunan mektup Karıncaların Günbatımı’nın 2007’de Aras tarafından yapılan Ermenice baskısındagün yüzü gördü. Türkçede ise ilk kez yayımlanıyor.      

*

İstanbul, 03.12.1962

Sevgili Bay Paluyan[1],

Zvartnots’un[2] son sayısını aldım ve birdenbire benden yaşamöykümü istediğinizi hatırladım. Özür dilemek mazeret sayılmaz. Dolayısıyla, bu kadar gecikmenin nedeninin fazlasıyla surchargé [yüklü, yoğun] olmamdan kaynaklandığını söylemem bahaneden ziyade bir açıklama olur. Lafın kısası, Marmara’nın[3] siyasal haberler bölümü editörlüğü yetmiyormuş gibi, iki aydır 16 büyük sayfalı siyasî-sosyal-edebî bir haftalık gazetenin[4] editörlüğünü de başıma sardım. Günde en az on iki saatlik mesai. Vaziyeti tahayyül edebilirsiniz. Haftalık Nor tar’ı daha yurt dışına bile gönderemedik.

Yaşamöyküm… Ne diyebilirim, bilmiyorum. Sizin için ne ilginç olabilir.

1921’de doğdum, Ocak 13’te (Alaturka yeni yılda), Boğaziçi’ndeki Çengelköy’de. Fakat 3-4 yaşımdan sonra Kadıköy, Moda’da yaşadım. İlkokulu Sultanyan’ın Dibar Grtaran’ında[5] okudum, sonra Moda’daki Fransız Saint-Joseph kolejinde ve Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenim gördüm.

Okuyup yazmaya çok küçük yaşta başladım. Hatırladığım kadarıyla on yaşındayken roman (!) yazıyordum. Kültürüm Fransızcaydı. Zaten yirmi yaşına kadar o dilde yazdım (hepsi de çöp kovasını boylamaya layık ondan fazla roman), çünkü Ermenice bilmiyordum.

1940’ta, 19 yaşında Avrupa’ya gittim. Tam da Alman ordularının Hollanda ve Belçika’ya saldırıp drôle de guerre’e [Tuhaf savaş][6] son verdiği gün. Elbette Bulgaristan’dan öteye geçemedim. SS’ler o ülkenin havaalanlarını işgal etmeye başladıklarında, beni geri gönderdiler.

1941’in güzünde askere alındım ve 1945’in baharına kadar 42 ay, gayrimüslimlere özel çalışma kamplarında, “nafıa takımları”nın emrinde bulundum. Anadolu dağlarında, İzmir’den Gürcistan sınırına, Karadeniz’den Adana’ya ve Hatay’a 42 ay, hep çadır altında. Tabiat unsurlarıyla, açlıkla, tropical malaria’yla [sıtma] boğuşarak. Bu üç buçuk seneye çok acıyorum. Gençliğimin en güzel üç buçuk senesi: Yaban dağlar ve ormanlarda. 

Ama bu 42 ay sayısız sayfa heceleyerek ve her kelimenin imlasını sözlükten kontrol ederek Ermenice öğrenmem için fırsat oldu. Bu çalışma bir inadın sonucuydu.

Askerden döndüğümde, uzunca bir deneme olan “Hıristiyanlığın Sonu”nun elyazılarını beraberimde getirdim, 1945’te Jamanak’ta[7] [Vakit] yayımlandı. Bu basın sahasına girişim oldu –gerçi 1942’den beri yazılarım ara ara yayımlanıyordu. Jamanak’taki mesaim kalıcı hâle geldi.

1946’nın Şubat’ından 3 Mart’a kadar bir ay süreyle Nor lur’u[8] [Yeni Haber] yayımladım. Burada, “Artık Yeter!”[9] başlıklı makalem ve takip eden yazılarım İstanbul’da ve yurt dışında biraz gürültü kopardı. Sonucu, cezaevinde misafir edilmem ve askerî mahkemeye çıkarılmam oldu. Basın suçlarının affedilmesi sayesinde özgürlüğüme kavuştum.

Bırakıldıktan sonra Nor or’un[10] [Yeni Gün] editörlüğünü üstlendim. Bu dönemde Türkiye Sosyalist Partisi[11] İstanbul il komitesinin sekreteri oldum. Gazete de kapatıldı, parti de. Bu sefer Aysor[12] [Bugün] çıkmaya başladı, orada çalışmaya başladım.

Bir makalem nedeniyle ikinci kez yargılandım. Beraat ettim. Fakat polis sürekli takip altında tutarak herhangi bir kurumda çalışabilmeme imkân vermedi. Beyrut’tan gelen bir davet üstüne, İstanbul’dan yeniden uzaklaştım. 1949’da. Yaklaşık üç buçuk sene Lübnan’da kaldım. Şu meşhur diasporanın tadını ben de aldım, kusacak derecede. Zartonk’un[13] [Uyanış] siyasî haberlerinin editörü oldum, Ararat’ın[14] pazar günleri çıkan edebî sayfalarını hazırladım, chef de chantier [şantiye şefi] oldum, boş gezenin boş kalfası oldum, bizim kerameti kendinden menkul bilginlerimizden birinin okunaksız ve manasız “Ermeni Tarihi”ni ben de kendinden menkul dizgici olarak dizdim. Nihayet, Diaspora’nın bir İstanbulluyu daha bihakkın sömürdüğü kanaatine vardım –o Diaspora ki cordialement [içtenlikle, samimiyetle] nefret eder İstanbulludan– ve 1953 güzünde acısız, pişmanlıksız, hiç değilse kimsenin beni sahipsiz bir yabancı olarak aç bırakamayacağı veya sokağa atamayacağı memleketime döndüm. Hayır, Diaspora’nın ne millî haç hırsızlarını sevmiştim, ne millî haydutlarını, ne millî hainlerini, ne de millî kölelerini. Grandiloquence [tumturaklılık] ve chauvenisme [şovenizm] de orada edindiğin talim ve terbiyeye dahildi.      

Üç buçuk sene kadar İstanbul’da Osmanlı Bankası’nda çalıştım. Bankadan ayrılıp ticarî bir işe giriştim, ancak Menderes dönemindeki büyük ekonomik krize dayanamadı. İki yıldır basın yayın işlerine döndüm. Şimdiye kadar kaç işe girip çıktım, hesabını ben de bilmiyorum. Bütün bu işler bana bir sürü şey getirdi, zenginlik hariç.

Bunca gürültü patırtı içinde edebî verimim çok önemsiz kalmıştır. Sayısız makale yazdım –siyasî, edebî, sanatsal, eleştiri, polémique, inceleme, satire. Siyaset ve gazetecilik mücadelesi içinde edebî yaratı için zaman hep yetersiz oldu –yirmi yaşına kadar yazdığım Fransızca roman ve şiirlerimi saymazsak. Sürekli edebiyat yayımlamaya 1953’ten sonra Tebi luys[15] [Işığa Doğru] aylık dergisinde başladım. İstanbul’daki bütün gazete ve dergilerde, Beyrut’taki Zartonk ve Ararat’ta yazılarım çıktı. İlk yayımlanan romanım önce Türkçe için planlanmış olan Yalnızlar’dır[16]. Sonraları, bu kitabın filme çekilmesi teklif edildi, Türkçe bir senaryoya haline getirdim, fakat bizim memleketin meşhur sansürü Yalnızlar’ı “ahlaka ve toplum huzuruna mugayyir” addederek filme çekilmesini engelledi. Bu da bir görüş tabii. İkinci kitabım Dzovı [Deniz] başlıca öykülerimi bir araya getirir, Getronagan Lisesi’nden Yetişenler Derneği tarafından yayımlandı. İkinci romanım Meteliksiz Âşıklar[17] 1962’de yayımlandı. O da Türkçe bir senaryoya dönüştürülecekti ama sansür meselesi onun da kaderini değiştirdi. Hazırlanması ve basıma verilmesi gereken dört-beş romanım daha var, şu anda zaman yok.

Hepsi bu. Romanlarımın Türkçe çevirilerinin yayımlanması muhtemel –eğer zaman bulursam. Yunanca ve Almanca için uzak ihtimaller de var. Fakat dürüstçe itiraf etmeliyim ki, Ermenice yazmaya başladığım için pişmanım. Eğer yirmi yaşındayken Ermeni bir yazar olmanın ne anlama geldiğini bilseydim, “Madem ki Ermeniyim Ermenice yazmalıyım” diye düşünüp Fransızcayı asla bırakmazdım.

Görüyorum ki çok uzattım. Bu kadar boş laf baş ağrıtır. Eğer sabredemeyip okumadan çöpe attıysanız bir şey kaybetmezsiniz, emin olun.

Ümit ediyorum ki yakın zamanda, yönetebildiğim süre boyunca istisnai bir ciddiyetle çıkarmaya çalışacağım Nor tar da elinize geçer.

Böyle, hızlıca geçmişe dönmüş oldum ama geleceğe bakmayı tercih ederim.

Size de üretken bir gelecek diliyor ve mektuplarınızı alma fırsatı bulacağımı umuyorum.

Sevgiyle, dostunuz

Z. Biberyan


Ermeniceden çeviren: Rober Koptaş


[1]Hrant Paluyan: Paris’te yayımlanan Zvartnots dergisinin kurucusu ve editörü. 1904’te İstanbul’da doğdu. 1923’te Paris’e göç etti. Rue Richet üzerinde bir kitabevi vardı. 1967’de hayatını kaybetti. İstanbullu Ermeni yazar ve şairler Zaven Biberyan, Zahrad, Zareh Khrakhuni ve Garbis Cancikyan’la mektuplaşmıştır.

[2]Zvartnots: 1929’dan itibaren Paris’te Hrant Paluyan tarafından yayımlanan edebi-sanatsal dergi.  Diasporada Ermenice edebiyatın en önemli yayın mecralarından biriydi. Bazı kesintilerle de olsa, Paluyan’ın 1967’deki ölümüne dek yayımlandı.

[3]Marmara: 1941’den bu yana İstanbul’da yayımlanan Ermenice günlük gazete.

[4]Ermenice Nor tar (Yeni Yüzyıl) gazetesinden söz ediyor.

[5]Dibar Grtaran: Manase Sultanyan tarafından Kadıköy’de kurulan Ermeni okulu. 1940’ta kapandı.

[6]Drôlle de guerre [Tuhaf Savaş]: İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında, neredeyse hiç çarpışmanın yaşanmadığı durağan döneme verilen ad.

[7]Jamanak: 1908’den bu yana İstanbul’da yayımlanan Ermenice gazete.

[8]Nor lur: 1924-1936 ve 1945-1954 arasında İstanbul’da Vahan Toşigyan tarafından yayımlanan Ermenice gazete.

[9]Artık yeter: Biberyan’ın 1946’da Türkçe basında sıkça yayımlanan Ermeni karşıtı yazılara cevap olarak yazılmış ve bu tür yayınların son bulmasını talep eden makalesi (“Al gı pave”).

[10]Nor or: 1945-1946’da Avedis Aliksanyan tarafından önce haftalık, sonra günlük olarak yayımlanan Ermenice sosyalist gazete. 

[11]Türkiye Sosyalist Partisi: Çok partili sisteme geçildikten sonra Esat Adil Müstecaplıoğlu tarafından kurulan, ancak kısa bir süre sonra kapatılan partinin yedi kişilik merkez komitesinde Nor or’u çıkaran Avedis Aliksanyan da vardı.

[12]AysorNor or‘un kapatılmasından sonra, 1947-1948’de yine Avedis Aliksanyan tarafından çıkarılan Ermenice gazete. 

[13]Zartonk: Beyrut‘ta 1937’den 2011’e dek yayımlanan, Ramgavar Azadagan (Özgürlükçü Demokrat) Parti’nin resmi yayın organı.

[14]Ararat: Beyrut’ta 1937’den 2001’e dek yayımlanan, Sosyal Demokrat Hınçak Partisi’nin resmi yayın organı.

[15]Tebi luys: 1950-1953 arasında İstanbul’da Rupen Maşoyan ve Yervant Gobelyan tarafından yayımlanan Ermenice gazete.

[16]Özgün adı Lgrdadzı (Sürtük).

[17]Özgün adı Angudi siraharner.

https://t24.com.tr/k24/yazi/cope-attiysaniz-bir-sey-kaybetmezseniz,2228

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: