İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Öldürülüşünün 12. Yılında Hrant’ın Anısına

Hrant Dink ,Türkiye’de müslüman olmayan azınlıkların sorunlarını gündeme tașımaya çalışan, herkes için daha ”Adil”, daha ”Özgür” ve ”Eşit Vatandaşlık Hakkı” talep eden, Ayrımcılıktan, Kin ve Nefretten, Önyargılardan arındırılmış bir dünya için çaba sarf eden Anadolu topraklarının yetiştirdiği bir aydındı.
1915’de, Anadolu’da yaşanan insanlık dramının ve felaketin acılarının hafiflemesinin, geçmişin karanlığının aydınlanmasından ,geçmişle yüzleşmekten , bu acıları paylaşmaktan geçtiğini savunan Anadolu’nun öz evladı Hrant Dink, Türkiye’de bir kesim tarafından ”Türkiye için tehlikeli Vatan haini Ermeni ”olarak görülürken, Türkiye dışındaki radikal bazı Ermeni kesimleri tarafından da görüş ve fikirleri sıcak karșılanmayan, istenmeyen bir Ermeni olarak görülmekte idi:
Hrant Dink’in,Türkiye’de tehlikeli bir ermeni olarak görülmesi durumu ,öldürülmesinin sıradan olmadığı,önceden bilindiği bağlamında bir şüphe doğurmaktadır:
Bir taraftan,Türk kamu oyu ve resmi kurumlar, diğer taraftan Türkiye Ermeni kilisesi,diğer bir taraftan ise Ermeni Diyasporasının bazı kesimlerinin Hrant Dink’e sözlü veya yazılı ve hatta fiili baskıları gittikçe artarken, yaşadığı toplumun geniş bir kesimi ise,bu durumu adeta seyretti ve onu yalnız bıraktı:
Bugün, öldürülüșünün 12. yılında onu rahmetle ve hasretle anan bizler,onun o zor zamanında,ona sahip çıkamadık ve hatta ,hakkında açılan davalara da seyirci olarak katılmaktan bile korktuk, çünkü ,Hrant Dink artık, korkmadan sesini yükseltiyor, doğruları ve gerçekleri anlatıyor,hakkını arıyor ve bu bağlamda Ermenilerin sorununu gündeme tașıdığı için de tehlikeli bir șahsiyet durumunda görülüyordu,bu nedenle Türkiye Ermeni toplumu Hrant Dink’e sahip çıkmaktan korktu ve ”Suskun Olmayı” tercih etti, aslında bu ”Suskunluk” sessiz bir ”Çığlık”tı, karşı duruştu,Tepki göstermekti:
Hrant Dink’i, 19 Ocak 2007 tarihinde öğle saatlerinde ,gazetesi ”AGOS”un kapısını önünde, haince vurdular, diğer bir deyișle kurban aldılar: Uzun bir yargılamadan sonra, iki tetikçi ve perde arkası birkaç sorumlu suçlu bulundu, ancak perde arkası tamamen aydınlanamadı, mahkeme, her ne kadar suikastin arkasında bir ”Örgüt” olduğuna dair kanıt bulunamadığını açıkladı ise de , mahkemenin bu kararı kamu vicdanını rahatlatmadı, hatta daha derinden yaraladı: Ulusal ve Uluslararası Basın, 12 senedir Hrant Dink suikastinin mahkeme sürecini yakından takip etmektedir: Adli raporlardan basına yansıyan bilgilere göre ,olayda parmağı olanların arasında, yargılanması gereken bir çok önemli kișilerin ,devlet memurların olduğu açıklandı, şüphelilerin ve görevlerinde ihmalleri olanların bazıları mahkeme önüne çıkarıldı ise de, toplum vicdanı henüz rahatlatılamadı, suikastının karanlık derin noktaları aydılatılmadıkça, toplum vicdanı rahatlamayacaktır.
Hrant Dink son yıllarda, ileri Demokrasi, Adalet ve Hukuk ,Eşitlik , Kin ve Nefrete karşı mücadele için Türkiye ve Dünya kamu oyu sahnelerinden cüretkarca konușuyor sesini en uzak yerlere duyurmaya çalıșıyordu. Ana dilini bilmeyen Türkiye Ermenilerin sorunlarını kendi sesleri ile kamu oyuna tașımaları ve aynı zamanda da Ermeni Kültürünü, Tarihini ,Türk kamu oyuna tanıtmak için,”Agos” gazetesini yayın hayatına soktu : Türkiye Ermeni toplum hayatında ”Șeffaflık” ve ”Sivilleșme”nin gerekliliğini ve önemini vurgulayarak ,bu doğrultuda projeler önerdi, toplumun mevcut sorunlarına çözümler üretmeye çalıştı:
Derdini, acısını, görüş ve fikirlerini gerek gazetesi aracılığı ile gerek ise katıldığı panel ve konușmaları ile Ulusal ve Uluslararası kamu oyuna duyurabilen Hrant Dink, kendine has ilkelerinin yılmaz savunucu oldu.
Türkiye ve Ermenistan arasında iyi komșuluk ve karșılıklı diplomatik ilișkilerinin sağlanması ve geliștirilmesi, iki ülke arasındaki sınır kapılarının açılması için yoğun çabalar harcadı:
Türkiye’de Demokrasi sürecinin desteklenmesi ,uygulanıș ve anlayıșının yaygınlașması ve yerleșmesi yolunda uğrașlar verdi:
Hrant Dink 1915 olayları ile ilgili, geçmiște ölenlerin dramını ve acısını konușmaktansa , kalanların bugününü ve yarınını konușmayı tercih etti. Konu ile ilgili konușurken veya yazarken iki halkın onurunu gözeten bir üslup seçmenin yararlı ve gerekli olduğunu,konuya ilișik resmi görüș dıșında alternatif görüșün de gündeme getirilip yaygınlașması gerektiğinin altını çizerek vurguladı:
Sorunun çözümüne yönelik çağrılar yaparak : ”Gelin önce, önyargısız birbirimizi tanıyalım, aracısız birbirimizi anlayalım, birbirimizin acılarına saygı gösterelim, sorunlarımızı diyalog yolu ile çözümleyecek zemin arayalım” diyordu.
Söylemleri ile çoğunun ezberlerini bozdu, 1915 sorununun ”Diyalog” yolu ile çözümleneceğine inanan Dink, herkes için daha ”Adil”, daha ”Özgür”, Șiddet’ten, Ayırımcılık’tan, Irkçılık’tan, Kin ve Nefretten, Önyargılardan arınmıș bir dünya ve yașam ortamı hayal ediyordu.
”Farklılık”ların toplum içinde bir zenginlik olduğunu vurgularken ,bu olgunun her sağduyu sahibi insanın da, bunu böyle algılamasını arzu ederdi: Doğruluğa, Șeffaflığa, Dostluğa, Dürüstlüğe inanıyordu:
Görüşleri ne olursa olsun, insanların birbirine tahammül etmesinin,birlikte yaşamanın temel şartı ve ilkesi olduğunu vurguluyordu:
Bu gün, bahtsız Hrantı sessizliğe gömen haince suikastın üstünden 12 sene geçti ,kin ve nefret hisleri yumuşamadı,bir birine tahammülsüzluk devam ediyor, T.C ‘nin bazı vatandaşlarına ,kanun karşısında eşit olmalarına rağmen toplum yaşamında onlara eşitlik gelmedi ,dışlanma ve ayrımcılık yok olmadı, sorunları çözülmedi , suikastın arkasındaki derin kara perde hala açılmadı.
Zamanımız kanaat önderlerine ve uzmanlarına göre, kın ve nefret kaynaklı şiddet ve cinayetleri önlemek çağdaş ve ileri demokrasi anlayışıyla geçmişle yüzleşmek ve barışmakla, siyasi, politik ve ideolojik çıkarlar beklemeden hak ve hukuk’u öne çıkararak vicdanların sesine kulak vermekle mümkün ,ancak ,diğer taraftan ise çağımızın ileri demokrasi anlayışı ve sağduyu zihniyeti, geçmişi inkar etmek, gasp edilen hakları geri vermemeyi , insan haklarına saygılı olmamayı ,insanlığa karşı işlenmiş en ağır insanlık suçu olarak algılamakta ve suçlamaktadır.
19 Ocak 2007 tarihinde sokakta haince öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink cinayeti davası ve 24 Nisan 2011 tarihinde Ermenilerin Yas Günü ve aynı zamanda dini bayram günü ”Dırılış Yortusu”na denk gelen günde, Batman’da vatani görevini yapmakta olan jandarma er Sevag Balıkçı’ın tüfekle öldürülmesi olayı üzerine yürütülen davanın ve Hrant Dink davasının perde arkası hala aydınlanamadı,bu durum ve benzeri durumlar insanlarda tedirginlik ve endişeler yarattığı gibi toplumlar arasında kin ve nefret duyguları doğurur. Bu bağlamda Adalet’e büyük görevler düşmektedir,adalete olan güven kaybedilmemeli ve vereceği kararlara saygı duyulmalıdır,ancak davalarda Hukuk doğru ve sağlıklı işletilmelidir:
Hrant Dink cinayeti, Sevag Balıkçı cinayeti ,faili meçhul cinayetler ve benzer cinayetlerin perde arkalarının aydınlatılması Hukuk’un doğru ve sağlıklı işletilmesine bağlıdır, Hukuk’un doğru ve sağlıklı işlemesi de İttihat ve Terakki’den günümüze kadar gelen zihniyeti sorgulamaktan, geçmişle yüzleşmekten ve geçmişle barışmaktan geçer diye düşünüyorum :
Adalet, yerine gelmediği sürece bu kaygılar,endişeler,tedirginlikler ve güvercin tedirginliği ruh hali insanlarda devam edecek ,vicdanlar rahatlamıyacaktır.
Umutlar yitirilmemeli Hrant Dink davasının ve benzeri davaların perde arkasının aydınlanması yeni bir ışık ve ileri Demokrasi sürecinde bir dönüm noktası olabilir ve Yeni Türkiye’nin İttihat ve Terakki zihniyetini sorgulama ve geçmişle yüzleşme fırsatı da yaratarak güçlü Türkiye’nin güçüne yeni bir güç daha katacaktır.
Haince öldürülerek aramızdan koparılan ,rahmetli Hrant’ın unutulmayacak hatırası hafızalarımızdan silinmeyecek ve bizle yașayacaktır:
Her sene,19 Ocak gününde , yalnızca vefa borcumuzu ödemek için onu dini ayinlerle ve anma törenleri ile anmakla kalmayacağız, onun söylediklerini,fikirlerini ve bize neler söylemek istediğini biraz daha iyi anlamaya çalıșacağız. Ve böylece onu ve hatıralarını ebediyen içimizde yaşatacağız.
Nurlar ve Güller içinde yat, bahtsız ”Çutak”.
Hrant Dink ve tüm demokrasi şehitlerinin anısını saygıyla anarım.
Dr.med.S.Adam.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: