İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dilbilimci Georgios Rhasis (Yergios Razis) ve 1821 Yunan Devrimi

Sait Çetinoğlu

Erken dönemde ilk Fransızca- Türkçe sözlük yazarlarından Georgios Rhasis, Osmanlıca ve Fransızca dilleri öğretmenliği ve tercümanlık yapan bir Osmanlı aydınıdır. Paris’te Doğu Dilleri Okulunda da ders veren Rhasis, öğrenimini Korfu ve Paris’te görmüştür. 1821 yıllında ünlü bir oryantalist olarak İstanbul’da bulunmaktadır. Rhasis 1821 Yunan Devrimi sırasında estirilen dehşet nedeniyle, yaşadığı şehri ve yurdunu üzüntü ile terk ederek Çarlık Rusya’sına gitmiştir.1821

Hüsrev Hatemi, Rhasis’in ikinci dereceden St. Anne Şövalyesi ünvanı taşıdığını yazar. Hatemi, Rhasis’in Fenerli Rum tercümanlardan olduğunu düşünür.

1821 Paskalyasında İstanbul’da estirilen dehşet ve sonucunda Patrik Beşinci Grigorios’un idamı ile sonuçlanan olaylar, Türkçe’de çok fazla bilinmemektedir. Vahşetin en büyük boyutunun Patrikhanede cereyan etmesi ve Rhasis’in kaderinin bu olaylar sonucu değişmesi bakımından, Rhasis’ten söz ederken 1821 İstanbul vahşetinede yakından bakmamız gerekir.

patrik grigorios 3

Bu bakımdan Rhasis 1821 tarihinde İstanbul’da ve Osmanlı coğrafyasındaki Helenlerin yaşadığı vahşetle birlikte okurlara tanıtılacaktır.

Rhasis’in hayatının dönüm noktası olan 1821 tarihi, Diasporalı iki Pontoslu, Alexandros ve Dimitrios Ypsilantis tarafından ateşlenen Yunan İhtilalinin başlangıcıdır.

4.1.2
Dimitrios Ypsilantis

Bu tarihten itibaren imparatorluk coğrafi sınırları içindeki Helen toplumunun kaderi bir daha düzelmeyecek şekilde bozularak büyük acılar yaşamış ve katliamlarla baş başa kalmıştır.

Maccas, 1821 sürecini anlatırken, “Küçük-Asya Helenizminin kahramanlarını ve en iyi evlatlarını Osmanlılarla çatışmalar sırasında çoğunu vatan sunağına, kurbanlar olarak, sundu…” sözleriyle başlar.

1821 yılında imparatorluğun sathında Helenlere karşı yaratılan dehşet ve yürütülen katliamlar, İstanbul’daki dehşeti, Patrik Beşinci Grigorios’un idam edilmesi ve Ortodoks sivil ve dini önderlerin katledilmesiyle sonuçlanan olayları Maccas, şu sözlerle özetlemiştir: 10 nisan 1821’de, Paskalya ayininden sonra, Ekümenik Patrik tutuklandı, iyice tartaklandı ve Fener’e götürülerek, Patriklik Kilisesinin kapısında asıldı, Sultan ile büyük vezir gelip kadavrasını gördüler ve bir Yahudi topluluğu kadavrayı sokaklarda sürükleyerek götürüp denize attı.* Ancak, bu korkunç akıbete uğrayan kişi yalnızca o olmadı: benzeri durumlar içinde, üç metropolit daha öldürüldüler: bunlardan biri Efes Εpiskoposuydu, bir diğeri de Nicomedie Εpiskoposuydu.

Olaylara yakından bakarsak; Başkent İstanbul’da 1 Nisan 1821 günü, başını fanatik dinci kesimin ve medreselerde okuyan yatılı öğrencilerin oluşturduğu kalabalık bir miting düzenlendi. Bu kitleler saatlerce sokak sokak dolaşarak, hristiyanlar aleyhinde slogan atıp tehditler savurduktan sonra, tarihi surların dışında bulunan meşhur Balıklı Zoodochos Pege (Greek: Ζωοδόχος Πηγή) manastır ve kilisesini basıp yağmaladıktan sonra ateşe vererek, dehşetin fitilini ateşlediler.

patrik grigorios 2

Bu gösterileri düzenleyenler; sözde Helen isyancılar ile bir çatışma ortamı oluşturarak, Rusya’ya hristiyanları korumak için müdahale hakkı tanıyan anlaşmalara atıfta bulunmasına olanak vermeden, hristiyanlara karşı genel bir katliama başvurmayı amaçlamaktadırlar.

Göstericiler umduklarının aksine sokaklarda kendilerine destek bulamadıkları gibi, korkudan evlerine kapanan Başkentin Helen halkı da genel bir katliamın gerçekleştirilmesine imkan vermedi.

Sokakta yeterli destek bulunamayarak katliamın İstanbul’da gerçekleştirilememesi, fanatik öfkeyi Helen toplumunun liderlerine, patrikhaneye ve dini önderlere yöneltir. (Lâkin uygulanan bu politika beklenenin aksine isyancıların dirençlerini azaltacağına onların daha fazla direnç göstermesine ve devam eden Helen bağımsızlık savaşını zayıflayacağına daha da körüklemiştir)

Patrik makamında bulunan ve geçen yılın Mart ayında Eflak ve Boğdan’da vuku bulan isyan girişimleri döneminde, katliamları önlemeyi başaran Patrik Beşinci Grigorios, bu kez de Mora yarımadasında baş gösteren olaylardan endişelidir. Osmanlıların Helen toplumunun önde gelenlerine karşı hareket edeceğini öngören Patrik Grigοrios, yeni bir katliamın başlangıcı olduğunu düşünür. Büyük Tercüman ünvanına sahip olan Konstandinos Mouzouris’i evinde ziyaret ederek hayatını kurtarması için kaçmasını tembih eder. Vakalopoulos’un tarihçi – araştırmacı Filimonos’tan aktardığına göre; Patrik Grigοrios, Mouzouris ‘e “Bırakın Sultanın hışmına ben uğrayayım. Nasıl olsa yaşlı ve ölmek üzereyim. Makamım, beni halkım için feda olmaya davet etmektedir. Ama siz genç ve yeteneklisiniz ve vatana hizmet edecek sosyal bir pozisyondasınız, kaçın kurtulun”. Öğüdünde bulunur – Mouzouris de 40 gün sonra idam edilecektir-.

Alexander Ypsilantis
Alexander Ypsilantis

Bu sırada alınan acele bir kararla Helenlerin ülkeyi terk etmeleri de yasaklanmıştır. Avrupa ülkelerinin büyükelçiliklerinden izin alınarak, Türk yetkililerin yabancı ülkelerin bayrağını taşıyan gemilerde kontrol yapma yetkisi elde edildi. Yabancı büyükelçiler de, Osmanlı toprakları içindeki konsoloslarına gönderdikleri direktiflerde Helenlere yardım ve yataklık etmemelerini ve gemi kaptanlarına kaçakları kabul etmemelerini tembih ettiler.

Paskalya haftasının Kutsal Cumartesi gününe kadar Türkler sadece sivil halk kesiminden olan Helenleri öldürmüş, din adamlarına henüz dokunulmamıştı. Lakin, Frangulis’in Kumas’tan aktardığına göre Patrik Grigorios’un katledilmesi kararı verilmiştir. “Hristiyanların Osmanlılara itaatinin garantisi olan din adamlarının da cezalandırılma vakti gelmişti. Verilecek mesajın daha kuvvetli olması ve tüm hristiyan alemde duyulması için Osmanlı Hanedanı Paskalya (Kutsal Pazar) günü Partik Hazretlerinin idam edilmesini buyurdu”.

10 Nisan 1821 gününe denk gelen Paskalya (Kutsal Pazar) sabahı saat 10 sularında, Patrik, Εpiskoposlar ve din adamları ile büyük salonda, üzüntülerini birbirlerinden saklamaya çalışarak sessizce toplanmışlardır. Kısa bir süre sonra sessizliği at sesleri bozar ve tarihçi Filimonos’un deyimiyle “canavar yüzlü yaratıkları anımsatan yeniçeri ağası, bostancıbaşı, çavuşlar emiri ve hariciye nazırının celladı başta olmak üzere yaklaşık 50 kişi aynı salona girdi.”

Ziyaretin sebebini anlayan Patrik kendisine dini elbiselerinin getirilmesini ister. Elbiseleri giyer ve salonun bir ucuna çekilir. Patrik’in görevinin son bulduğuna ve sürgüne yollandığı hükmü taşıyan ferman okunur: “Patrik Grigorios, makamına uygun olmayan davranışlarından, Bab-ı Ali’ye karşı olan nankörlüğünden, vefasızlığından ve uyguladığı entrikalardan dolayı makamından alınmakta ve ikinci bir emre kadar Kadıköy’e sürgüne gönderilmektedir… Padişahımız kendisine sadık olan ahalisini dini liderlerinden esirgememek için onlara kendi uygulamalarına ve kanunlarına göre yeni bir Patrik seçmelerini emretmektedir”.

Agios Grigorios.jpg
Patrik Grigorios

Beşinci Grigorios artık İstanbul (Constantinople) Βaşepiskoposu (Αρχιεπίσκοπος) ve Ortodoksların Patriği değildir. Dışarıya doğru yönelir. Tükler hemen etrafını sarar.Cellat kendisini ve onu takip eden yeğeni Dimitrios ve papaz Agapios ile birlikte Patrikhane önündeki iskelede bir kayığa bindirir. Kayık sürgün yeri olarak belirlenen Kadıköy yerine, Yalı Köşküne doğru yönelir. Devamında Patrik Hazretleri bostancıbaşının korkunç namlı hapishanesine konuldu.

Bu arada, yönetimce acil olarak istenilen Patrik seçimi gecikmekte ve bu makam için en uygun olanlar seçilmemek için çalışmaktadır. Bunun üzerine yollanan yeni ve daha katı bir emirle seçimin çabuk sonuçlandırılması emredilir. En sonunda Pisidiya (Πισιδία) metropoliti Evgenios seçilir. Gerekli evraklarla işlemlerde bulunmak üzere Bab-ı Ali’ye gider. Geri döndüğünde bir Patriğe yakışır şekilde karşılanarak, üzüntü, keder ve heyecanın hakim olduğu bir ayin düzenlenir.

Yeni Patriğin Bab-ı Ali’den ayrılışından sonra Türkler, Beşinci Grigorios’u tuttukları hapishaneden çıkarıp, yanında kendi adamları olmaksızın tekrar bir kayığa bindirilip, başka kayıkların ve askerlerin eşliğinde tekrar Fener iskelesine getirilir. Orada, elleri ve kolları bağlı olan Grigorios’u azgın bir kalabalık beklemektedir. Bu kalabalık Mora yarımadasında baş göstermiş olan Helen ayaklanmasının başlıca lideri olarak gördükleri Grigorios’un idamını İzleyecektir.

Patrik Grigorios, birkaç adım ilerledikten sonra çömelip celladının bıçağını bekleyerek kafasını eğdi. Kocabaşı’nın Patriğin ayağa kalkmasına da yardımcı olur.

İki asker de Patrikhane yokuşundaki son yolculuğunda kendisine destek olur. Vardıklarında bir süre beklerler. Patriğin asılarak öldürülmesine karar verilmiş ve Patrikhanenin üç dış kapısından ortadakine asılacaktır. Hazırlıklar sürdükçe beklemekte olan Patrik dua etmektedir. Her şey hazır olduğunda Filimonos’un aktardığı üzere; Bostancıbaşı gür bir sesle : “Sultanın cemaatini yolsuzluğa ittin ve bu cemaati isyana sürükledin…” dedi ve ölüm emrini verdi. Cellatlar Patriğin boynuna ilmiği geçirdi ve ölümü çok çabuk gerçekleşti.

Yaratılan bu dehşetten kurtulan Patrikhane tercümanı Rhazis, üzüntüyle ülkesini terk eder. Duygularını sunuşta okuyucularıyla paylaşır. Rhazis Sözlüğü’ne yazdığı Önsöz’ünde, amacını ve yaşadığı zorlukları anlatırken, yurdundan uzakta yaşamının burukluğunu ve üzüntüyü hissetmemek imkansızdır:

Önsöz

(Petersbourg 1828)

İlk sırada gelen ihtiyaçlardan biri fikirlerin mübadelesidir. Dil öğrenmek bu amacı gerçekleştirmek yanında bilgi ufkumuzu genişletir. Çeşitli dillerde yazılan kitapları okumamızı sağlar. Doğu dillerinden Arapça, bilimin tükenmez bir kaynağı sayılırsa da, bu madenin işletilmesi ve değerlendirilmesi çok sabır ve çalışkan kişilere muhtaçtır. Farsça, romantik ürünlerin damgasını taşıyan zarif şiirlerce zengindir. Aynı zamanda Farsça yazılmış tarih, coğrafya ve ahlakla ilgili eserler de çoktur. Fakat Arapça ve Farsça Doğu milletlerinin tarih ve coğrafyasını inceleme yönünden nasıl kıymetli ise, Türkçe öğrenmek de politik ve ticari ilişkilerde üstünlük sağlar. Türk imparatorluğunun en ücra köşelerinde halktan kişilerin yazıp konuştuğu tek dil Türkçedir. Konuşma dili olarak Şah, vekilleri ve hemen bütün hükümet adamları tarafından İran sarayında tercihan kullanılan dildir. Esasen, bu dilin öğrenilmesi Babıali’deki diplomatik ilişkilerimiz için çok gereklidir. Muhtelif Türk vilayetlerinde, hükümet adamlarıyla konuşan konsolos ve memurlar ancak tercüman kullanarak anlaşabilmektedirler. Bu çevirmenlerin eline, meslek hayatlarının başlangıcında bir eser vererek karşılıklı anlaşmalarında kolaylık sağlamak, faydalı bir hizmet olacaktır. Bu mülahazalar dışında, Türk dili edebiyat bakımından da dikkatimizi çekmeye layıktır. Türk dilinde oldukça fazla sayıda coğrafya ve tarih eseri yazılmış ve orijinalleri güç bulunan birçok Arapça veya Farsça eser Türkçeye çevrilmiştir. ………….. Doğu dilleri ile uğraşanlar için en güç iş, Fransızcadan Türkçeye, aslına uygun çeviri yapmaktır. Bu zorluk, elimizde bir tek Fransızca-Türkçe sözlük olmayışından doğmaktadır. Belki Meninsky’nin Onomasticon adlı eseri, bu sözümüze karşı, ileri sürülecektir. Fakat bu eserin bulunması çok güçleşmiştir. Üstelik, genç çevirmenler bu sözlükten faydalanacak kadar Latince bilmemektedirler. Ayrıca, gereksinme duydukları kelimenin, Türkçe, Arapça, Farsça eşanlamlı bir yığın kelime arasından seçilmesi bu kimseler için güçtür. Bu boşluğu doldurmak için, Fransızca-Türkçe sözlük hazırlamaya giriştim. Hedefime ulaşmaya kısıtlı imkanlarım elvermezse bile, çevirmenlerin işini kolaylaştırma arzum yerine gelmiş olur diye düşündüm. Ben bile, İstanbul’da meslek hayatımın başlangıcında benden öncekilerin yaptığı çevirilerin yanına düştüğüm notlardan başka rehberim olmadan, karşılaştığım güçlükleri hatırlıyorum. O zamanlar bu sözlüğü hazırlamaya girişmiş ve notlar almaya başlamıştım. Sonra, başka uğraşlarım bunu engelledi. Notlarımı tekrar düzenlemeye vakit ayıramadım. 1821 olaylarından sonra yurdumdan uzaklaşmış, politika mesleğimin bana başlangıçta sunduğu ümitlerden mahrum ve ebedi bir hiçliğe mahkum edilmiş iken, en güzel yıllarımın hiçbir meyve vermeden uzaklaştığını görmekle ”bahtsızlık bile bir şeye yarayabilir” atasözünü gerçekleştirmeyi düşündüm. Binbir güçlük içindeydim. Ne İstanbul’da topladığım notların, ne de orada elimde olan materyalin yanımda olması gibi. Buna rağmen çalışma zevkim ve bu pasif durumdan kurtulma arzusuyla işe koyuldum. Ayrıca Yeni Rusya ve Besarabya valisi, Ekselansları Kont Woronzow’a da söz vermiştim. Kırım’da bir gezinti sırasında, benden kendi özel kullanışı için birkaç yüz kelimelik bir lügat isteyerek, bana şeref bahsetmişlerdi.

Hatemi, “George Rhasis, 1828 yılında, daha önceden yazılmış bir sözlük etkisinde kalmadan Türkçenin methiyesini yapmış ve Türkçenin Doğu dilleri arasındaki önemini vurgulamış, İran sarayında günlük dilin Türkçe olduğunu belirtmiştir. Aynı yıllarda yaşayan bir İran Şahı’nın Muzaffereddin Şah’ın bir kimsenin doğru söylediğinden bahsederken “Köpeyoğlu düz deyir” (köpoğlu doğru söylüyor) dediğini Farsça kaynaklar da bildirdiğine göre, Rhasis’in bu tespiti hem doğru, hem de ilgi çekici” olduğunu söyler.

Eserleri:

Yunancanın Basitleştirilerek Okutulması İçin Toplu Eserler (Paris 1817)

Vocabulaire Francais Turc, 2 vols. (1. Cilt 1828, 2. Cilt 1829 St Petersburg)

Grammaire Francaise (İstanbul?, 1838)

Târîh-i İskender bin Filippos, (Kahire, 1838).

1821 Yunan Devrimi sürecinde Sadece İstanbul ve Patrikhane etkilenmemiştir. Hareket dalga dalga en küçük Helen yerleşimini etkileyerek, katliamlar ve talanlar Küçük Asya’nın birçok Helen bölgelerinde de acılarla yaşanmıştır. Küçük Asya’nın Helen toplumu için 1821 sürecinin bir kabus ötesinde dehşet bir durum olduğunu söyleyebiliriz.

Levon Vartan, “Ermenilerin 1915’i “ adlı eserinde bu katliamların altını çizerek, bazı bölgelere ilişkin sayılar verir:

1821 Yunanistan 5.000

1821-22 Khios adası 80.000

1824 Kassos adası 50.000

1824-25 Messolonghi 9.000

Maccas, İonya ve Eolya’daki katliamlara geniş yer ayırmıştır. İzmir kenti ve çevresine yapılan saldırılar öylesine bir hal almıştır ki, sadece Helenler değil, Levantenler ve diğer Hristiyanlar da tehlike altındadır. Öyle k; Hristiyanlar kadar Smyrne’in Müslüman halkı da korku içinde kalmıştır. Haziran başında İzmir’i istila eden başıboş güruh kenti çöle çevirmiştir.

Rusların savaş ilan ettiği şaiyasını ve Kidonies’te (Ayvalık) bir Osmanlı gemisinin hasara uğramasını bahane eden Müslüman halk yığınlarında vahşi bir öfkenin oluşmasına yol açtı. Öfke çılgınlığı içinde hemen yağmalar ve işgaller başladı… Kısmi kanlı eylemlerle yetinmeyen vahşi çapulcu takımı hristiyanlara karşı genel bir kıyım yapmak isteniyordu; Molla’dan bunun için izin istediler Molla izin vermeyince onu öldürdüler, girişimlerine karşı çıkmış olan başka memurları da katledildi.

Saldırılardan Konsolosluklar da nasibini almıştır. Yabancı bandıralı gemiler de saldırıya uğramış, içindeki Helen yolcular zorla indirilerek esir alınmıştır. Fransız konsolosluğuna sığınan talihsiz Grekleri Baskılara dayanamayan konsolos tarafından Osmanlılara teslim edilmiştir.

Maccas, Küçük Asya Helenlerinin çektiği acıları şu sözlerle noktalar: “Grekler o denli sıkıntı çekmişlerdi ki, tarihçi Gervius o baskıları, hiç unutulmaması gereken şu sözlerle anlatmakta tereddüt etmemiştir: ‘Girit’te ya da Asya’daki yakıp yıkmalar, zulümler, ancak Triballes’in ve Méses’in, Ortaçağ’da, Bizans toprağında savaşırlarken yapmış olduklarıyla kıyaslanabilir’.”

Küçük-Asya Helenlerinin geri kalanları da kendi bölgelerinde benzer saldırılarla baş başa kaldılar. Küçük-Asya Greklerinin Peleponnez’deki ve kıta Yunanistan’ındaki kardeşlerini isyana yöneltmiş oldukları görüşünde olan Müslümanlar, İzmir ve Ayvalık Helen toplumu kadar sıkıntı içinde oldular. Her yerdeki Kilise ve manastırlar yakılıp yıkıldı.

1821 senesinde Helen İhtilali patlak verdiğinde Osmanlılar öfkelerini Osmanlı Başkentinin yanı başında bulunan, Trakya’da yaşayan Hristiyan Helen nüfusundan çıkarmaktan geri kalmadı. Trakya’daki Helen kent ve köyleri binlerle ölçülen kayıplar vermiş, servetleri yağmalanıp kurtulanlar zülüm ve tehcirlere maruz kalmıştır.

Frangulis, Eftiamidis’in Trakya’nın fethinden itibaren geçirdiği tarihsel süreci inceleyen çalışmasına ve dönemin verilerine dayanarak, Trakya ve adalar da yapılan pogromları, toplu katliamları ve idamları, “1821 Senesinde Trakya’nın Kanla ödediği Bedel” başlığıyla inceler: “1821 senesi Helenler için çok zor bir dönem olmuştur. O sene esaret altındaki Hellenizm devşirilmek için alınan çocuklardan esarete, tehcir suretiyle sürgün ve göçlerden çeşitli baskılara kadar pek çok duruma maruz kaldı. Osmanlı devletinin Helen tabası yağmalama ve talan girişimlerine maruz kaldı. Mora yarımadasında başlayan ayaklanmalara misilleme olarak kundaklama, sindirme ve imha yöntemleri uygulandı. Tabii bunlar sadece maddi hasarla sınırlanmadı… İslamın kılıcı altında onlarca köy katledildi.”

1821 olayları küpür

Eftiamidis, 1821 senesinin Nisan ayında Edirne ve İstanbul’da gerçekleşen katliamlardan ve diğer korkunç olaylardan sonra, fanatik kitleler halinde Dimetoka (Didymóteicho) kentinde, Helen nüfusunun servetlerini yağmalayıp yok etti. Bunun sonucu olarak bölge nüfusunda ciddi bir azalma gerçekleşti ve o zamana kadar Helenler tarafından işletilen el sanatları ve küçük sanayii yok olma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. İshak Paşa, Lala Kurusu ve Seymen köyleri tamamen terk edildi ve son sakinleri Hacı Esver ve Kinoğlu Ağalar tarafından kılıçtan geçirildi. Helenlerden el konulan topraklarda , toprakların sahipleri köle olarak çalıştırılmıştır. İshak Paşa köyünün yaşadıklarına Yorgo Lioloğlu bizzat tanıklık etmiştir. Kendisinin dedesi bu köyde, Hacı Eşref ağanın köyün katledilen Helenlerinden alıkoyduğu tarlalarda köle olarak çalıştırılmıştır.

Semadirek (Samothraki) adası çok sayıda Filiki Etairia taraftarı barındıran ve 1821 Helen isyanında öncülük eden bir adaydı. Ayaklanmanın bastırılması için Adaya çok sayıda asker gönderildi. Abluka altına alman ve dış dünya ile irtibatı keşilen ada fazla dayanamadı. Ada sakinleri ulaşılması zor dağlık alanlara kaçtı ve devamında korumasız kalan ada ateşe verildi. Komşu İmroz (Gökçeada) adasından gelen fanatik Türkler, Helenlerden geriye kalanları yağmalayıp talan ettiler…

Edirne’de (Adrianoupoli) tutuklananların idamına genellikle evlerinin önünde başlandı. Bu uygulamadaki amaç isyan halindeki Helenleri ve ölenlerin ailelerini korkutmaktır. Kurbanlara yapılan eziyetler o kadar ağırdır ki, yaşlı askerler tarafından eleştirilerek kınanmıştır. “Sefiller, niye kurbanlarınızla oynuyorsunuz… bu kılıcın bir süre sonra acımasızca bizim boynumuza düşeceğini bilmez misin.” Nitekim ehanet gerçekleşmiş, 5 yıl sonra 55.000 yeniçeri aynı yöntemlerle katledilmiştir.

Edirne Metropolitliğin genel sekreteri olan Dimitrios Zotos yeniçerilerin kendisini İslam’a davet eden cazip tekliflerini “Ben Hristiyan doğdum, Hristiyan öleceğim” diyerek reddeder. Başı vurulmak suretiyle idam edilerek Meriç nehrine atılır. Cesetlerin Hristiyan adetlerine göre gömülmemesi için emir verilmiş olsa da kırsal alanda yaşayan bazı Helenler bu emri hiçe sayıp hayatlarını tehlikeye atarak, bu cesetlerin bazılarını çıkarıp kendi dinlerinin öngördüğü şekilde defnetmiştir.**

Edirne’nin Yunanistan yönetimi döneminde (1920), 1821 de ölenlerin anısına kentinin metropol kilisesine yerleştirilen kemerde “1821 ihtilalinin şehitlerine ve şehrin kurtarıcılarına teşekkürler” ibaresi yazılmıştır.

1821’de Enez, Kırklareli, Neşebar(Mesimvria)***, Pomorie, Sozopol, Tekirdağ, Gelibolu, Silivri, Mürefte, Sozopol, 1822’de Plovdiv***… ve Doğu Trakya’nın birçok şehirleri de, pogromlara,toplu katliamlara ve idamlara maruz kalacaktır.

Pontos Bölgesine gelince değişen bir şey yoktur. Fotiadis; “On dokuzuncu yüzyılın en büyük Pontoslu tarihçisi Periklis Triantafyllidis, boyun eğmiş Rumların yaşamlarını şöyle aktarıyor: ‘Hristiyan Rum’un ev hayatı acınacak haldeydi. Rum bir köpekten aşağı sayılırdı; Türkler köpeklere iyi davranırlarken, mağdur ve yorgun bir Hristiyan’a pek de acımazlardı’…”

Pontos’ta kurbanlar sadece faal Hristiyanlarla sınırlı değildir. Bizatihi Pontos uygarlığı da hedef alınmıiştır.

*Patrik idam edilip üç gün asılı kaldıktan sonra, Haliç’e atıldı. Ceset bir Kefalonya gemisine çarptı. Ve gemidekiler Odesa’ya götürdüler. Patrik Odesa’da görkemli bir törenle defnedildi.

**Padişah firmanı ve Valinin emriyle, yeniçeriler, Patrik Altıncı Kirillo’yu(Sarbecoğlu) o dönem ikamet ettiği Edirne’de tutukladı. Edirne sokaklarında aşağılanarak dolaştırılan Patrik sonunda Metropolithane binasının dış cephesinde asıldı

Rivayete göre Patrik’in boynuna geçirilen ip kopar ve kendisi yarı baygın vaziyette yere yuvarlanır. Patrik’in idamını izleyen hamile bir Müslüman kadın ise gördüğü bu görüntü karşısında korkudan yere düşüp can verir.

Cellatları Patrik için Metropolithane binası önünde yeni bir alan hazırlayıp kendisini orda 3 gün boyunca asılı bıraktı. İlaveten,Türkler, Patrik’in defnedilmesine izin vermedi.Patrik’in naaşı katledilen tüm diğer Helenlerin cesetleriyle birlikte Meriç nehrine atıldı. Eftimiadis, ilahi adaletin tecelli ettiği ve nehrin akıntılarına kapılan cesedin ağaç dallarına takılarak Pythio köyünde bulunan bir su değirmenine vardığını ve oraya hizmet eden Hristos Argiriu isminde bir Helen tarafından defnedildiğini yazmaktadır.

Yazılanlara göre, su değirmeninin Türk sahibi önüne gelen cesedi görünce hizmetçisi olan Hristos Argiriu’ya cesedi göstererek “baksana, kim bilir ne kötü bir adamdı ki kargalar bile leşine yanaşmıyor” demiştir. Cesedin kime ait olduğunu anlayan Argiriu gece vaktini bekler ve karısı ile birlikte hayatları pahasına cesedi nehirden çıkarıp defnederler. Rivayete göre ilahi adalet o zamana kadar hizmetçi olan Argiriu’nun hayatını değiştirir ve gerçekleştirmiş olduğu bu güzel hareketten kısa bir süre sonra köyün en zengini ve önde geleni olur. Devamında Hristos Çorbacis ismini alır ve torunları bu soyadı günümüze kadar taşımaktadır.

** *Rivayete göre şehrin önde gelenlerinden Evstathohotitu’nun idamından sonra, diğerkurbanların asılacağı çınar ağacına bir yıldırım düşer. Yıldırımın kötüye alamet olduğunu düşünen Hüseyin Bekir Paşa tutukluları o an için serbest bırakır. Lâkin, sonraki günlerde, salıverilenler başka metodlarla öldürülmüştür.

**** Öldürülenler arasında Helenizm tarihinin milli hayırseverleri listesine girecek olan Grigorios Maraslis’nin (Γρηγόριος Μαρασλής) büyükbabası Hacı Skarlo İoannis Maraslis’de bulunmaktadır.

Kaynaklar:

Apostolos Eftimiadis, 1361-1920 Seneleri Arasında Trakya’nın Helenizmin Bağımsızlık Mücadelesine Katkısı, Aleksandrupoli -Dedeağaç), (2002).

Frangos Frangolis, Hangi Türkiye? Hangi Türkler? Atina, 2012.

Hüsrev Hatemi, Fransızca Türkçe ilk Sözlükler, Tarih ve Toplum, sayı: 12 aralık 1984.

Ioannis Kiriankantonakis, İstanbul Rum Aydınları, Küçük Asya Araştırma Merkezi, Atina 2015.

Konstantinos Fotiadis, Pontos Soykırımı, çev. Attila Tuygan, Belge Y. 2018

Leon Maccas, L’Hellénizme de A’sie Minore, Berger, Etudies Libraires, Paris, Nancy 1919.

Levon Vartan, The Armenian 1915, Atlas Printing Press, Beirut 1970.

Vakalopoulos Konstantinos, Kuzeydeki Helenizmin Tarihi – Makedonya, Kiriakidis kardeşler basımevi, Selanik 1998.

Son not: yazının ortaya çıkmasında emeği geçen, İra Tzourou ve Nikolaos Uzunoğlu’na teşekkürler.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın