İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Hey gidi Midyat’

Ragıp Zarakolu

20 Mart 2018

Geçenlerde Linköping’deki Meryem Ana Kilisesini ve Mezopotamya Kültür Merkezini ziyaret ettim. Süryani Yazar Fehmi Bargello* ve ‘Taşın dantel ustası’ diye nitelenen Habib Aktaş’ın oğlu Fikri Aktaş ile dopdolu bir sohbetimiz oldu.

Midyat Süryani kimliğini ’70’li yıllara kadar korumuş bir anıt kent, son derece özgün mimarisi ile. Ama ne olmuşsa olmuş, 12 Mart darbesi sırasında ve sonrasında başlayan göçle dört bir köşesine dağılmışlar.

12 Mart darbesi farklı biçimde erken indi Midyat’a şubat ayında. Estel kasabası Midyat’ın üstüne sürüldü. Büyük bir direniş de yaşandı. ’68 ruhu ne kadar olsa oraya da yansımıştı. Süryani yurtsever hareketi de o dönem şekillenmeye başladı. Bir Süryani genci ile Alevi/Ermeni bir kızın basit bir evlilik olayı, “Fılleler Müslüman kadını kaçırdı” olayına dönüştürüldü.  (Sabri Aktunkaya ile Rukiye Altunkaya’nın öyküsü, Bk: Kemal Yalçın, Süryaniler ve Seyfo, cilt 2, s. 345-440)** 1915’i, Seyfo’yu atlatan, ona direnen Midyat’tan “büyük kaçgun” ilk o zaman başladı. Kıbrıs sorunu bahanesiyle saldırıldıkça Midyat’ın renkleri soldu, kaçış hızlandı.

Bu coğrafyamızın farklı kimlik taşıyan yerli toplumlarının neredeyse birebir ortak kaderi…

Habib Usta’nın yapıtları saymakla bitmez, nice kültür zenginliğinin anonim kalmış isimlerinden biridir o. Kilisesinden camisine, konağından okuluna… İçlerinden cumhurbaşkanlığı genel sekreteri bile çıkan ünlü Nehroz ailesinin Kasr-ı Nehroz’u da bunlardan biridir. Veysel Karani ziyaretgahının onarımı da…Eski bir Hristiyan mekanının nasıl Veysel Karani’ye mal edildiği ise, başlı başına bir hikaye konusu. Batman’da işin içinden çıkamayan Urfalılara camiyi tamamlamalarında yardımcı oluşu…

Habib Usta’nın Müslüman, Hıristiyan ya da Êzidî diye din ayrımı yapmadan bölgede ihtiyaç içinde olan herkese yardım etmeye çalışan dayanışmacı bir yapısı vardı. Sözünü sakınmazdı, cesurdu ve toplum tarafından sayılan bir insandı.

Körfez savaşı sırasında Midyat’a mülteci olarak gelen Asurilere büyük yardımları dokunmuştu.

En az 3 kuşağın deneyimini devralan Habib Usta, bu sanatın sırlarını Mıhalmi kalfalarına aktardı. Şimdi onlar sürdürüyor ihtiyaç olduğunda. Mihalmilerin kimisi, 300 yıl kadar önce Süryani oldukları söylenince kızıyor. Kimi Hemşinlilere ya da Karadenizlilere kökenleri sorulduğunda kızmaları gibi. Ne diyelim bu coğrafyanın kaderi.

Habib Usta’nın gerçekleşmeyen bir dileği vardı. Midyat’ta bir taş yapı sanat okulu açılmasıydı bu. Orada genç kuşaklara bu sanatın sırlarını aktarmayı hayal etmişti. (Bk.: Hürriyet gazetesi, İbrahim Avuta, “Taşın Dantel Ustası”, 20.11.1990)

Habib Usta’nın çocukları, torunları ise dünyanın dört bir köşesindeler şimdi. İsrailoğulları gibi. 6 oğlu 3 kızı oldu. Büyük oğlu Avustralya’da, diğer çocukları İsveç’te, İsviçre’de, Liechtenstein’da, Avusturya’da… Kendisi ise hayata gözlerini Avusturya’da yumdu.

Midyat’ta ise kimse kalmadı gibi. Geri dönüş rüyası bir başka bahara kaldı yine. 2015 yılında bölgede kapatılan bir çok kurum arasında, “Mardin Süryani Birliği Derneği” de vardı. Başkanı Yuhanna Aktaş, geçen yıl mart ayında terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındı.  Neyse ki bir süre sonra bırakıldı. Midyat Turabidin Metropoliti Samuel Aktaş’ın yeğeni olan Yuanna Aktaş, Mardin’de Süryanilerin mülklerine el konulmasına ilişkin tepki gösterdi. Artı Gerçek’ten Ömer Faruk Gergerlioğlu’ya yaptığı açıklamada şöyle diyecekti: “Bu tür kararlar, bizde devlete olan güven konusunda travma yaratıyor. Ülkenin hali bir ‘felaket’… Korkarım bir KHK ile Müslüman yapılacağız.”

Midyat’a gittiğim bir keresinde, “turistlere” de açık olan, bir aralar çok popüler olan “Sıla” dizisinin çekildiği devlet konukevinde kalmıştım. Linköping’deki sohbette, bundan söz edince hemen İbrahim Sabo’nun evi dediler.

Bu ev de Habib Usta’nın eseri olan binalardan biri idi. Peki İbrahim Sabo’nun evi nasıl “devlet konukevi” olmuştu, Çekül’ün katkıları ile “ülkemizin kültür mirasına” kazandırılmıştı?

Rivayet muhtelif. Kimi “sahibi ölünce devlete bağışlanmış” diyor (Kim bağışladı ise?). Kimi binayı Hanna Kuyumcuoğlu satın almış, daha sonra kamulaştırılmış diyor. Kimi, bizzat sahibi Sabo devlete hediye etmiş diyor.

Elbette binanın hiçbir köşesinde nezaketen İbrahim Sabo ve Habib Usta’ya ilişkin bir plaket olsun konulmamış. İbrahim Sabo’nun bir CHP üyesi olması da işe yaramamıştı.

Şimdi Midyat, “kültür turizminin” heyecan ile yatırım yaptığı gözde yerlerden biri. Ama bir hayalet bir şehir. Eski Diyarbakır, Sur içi de inşaat/turizm sektörünün iştahla heyecanlandığı başka alanlardan biri. Önce Rumsuzlaştırılan sonra Kürtsüzleştirilen Tarlabaşı da, benzeri bir yıkıma uğradı. Midyat taş yapıları nedeniyle yıkılmadı ama insansızlaştırıldı.

* Fehmi Bargello’nun yapıtlarına ilişkin bilgileri şu yazımdan okuyabilirsiniz:https://www.artigercek.com/devlete-olan-guven-travmasi

** Rukiye’nin babası Alevi, annesi ise Ermeni idi. Bir Süryani ile evlenmesi, 12 Mart darbesi günlerinde hedef seçilen Midyat’ta örtülü bir operasyon için bahane olarak kullanıldı. Süryani çoğunluklu bir kasabaya T.C.’nin tahammül etmesi mümkün değildi.


https://www.evrensel.net/yazi/81094/hey-gidi-midyat?&utm_source=bulten&utm_medium=bulten&utm_campaign=bulten

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: