İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Özel sektör arkeolojik kazı yapabilir mi?

Tarih ve arkeolojide uzman isimler, Numan Kurtulmuş’un ‘Özel sektöre kazı izni verilebilir’ açıklamasını değerlendirdi. Uzmanlara göre, böylesi bir hamle kazıları bilimsellikten uzaklaştıracak ve nadide/ayrıcalıklı eser bulmaya yönelik bir yola sokacak.

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR – Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş arkeolojik kazılara ilişkin “İlgiyi artırmak bakımından belki bazı yerler ‘burayı alın, yapın, ortaya çıkarın, işletin’ şeklinde bir model yapılabilir. Kontrolünün yüzde 100 sağlandığı bir ortamda özel sektörün kullanımına açılabilir” açıklaması yaptı.

Kültür Bakanın bu açıklamalarla neyi hedeflediği ise tartışma konusu oldu. Arkeolojik bir kazı çalışmasının ne kadar süreceğini kestirebilmek mümkün mü? Dünya’da arkeolojik kazıları bu şekilde yürüten başka örnekler var mı?

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Çayönü Kazı Başkanı Doç. Dr. Aslı Erim Özdoğan, Diyarbakır Eski Müze Müdürü Nevin Soyukaya ve Dr. Güneş Duru sorularımızı cevapladı.

‘ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE AYKIRI’

Çayönü Kazı Başkanı Aslı Erim Özdoğan; kazıların özelleştirilmesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin 2863/5226 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna dikkat çekti. Özdoğan, “Kültür Bakanlığı ve Müzeler Genel Müdürlüğü her yeni kazı iznini, başvuru sahibinin bilimsel yeterliliği, donanımı ve deneyimi ile ekibinin yeterli nitelikleri taşıyıp taşımadığı gibi vasıfları titizlikle denetlerken, kazılar özel sektöre devredildiğinde bu denetimin nasıl olacağının yanıtı var mı?” diye sordu.

‘NADİDE ESER BULMAYA YÖNELİK OLACAK’

Yüzlerce hatta binlerce yıl toprak altında kalmış bir yerleşmeyi ortaya çıkartırken her türlü verinin titizlikle belgelenmesi gerektiğini vurgulayan Özdoğan şöyle konuştu; “Bu belgeleme sadece gözle görünenleri değil, gözle ayırt edilemeyenleri de çeşitli arkeometrik analiz yöntemleri ile bilim dünyasına sunarak yapılmalı.  Kazıların uzun yıllar sürmesinin, yayınların yıllara yayılmasının ardındaki en önemli nedenler bu faktörlerdir. Özel sektör bu dikkati gösterecek mi yoksa 19. yüzyıllardaki kazıların çoğunda olduğu gibi müzelere  ‘albenili eser’ kazandırmaya yönelik bir tutum mu sergileyecek? Çok büyük olasılıkla ikinci şık.”

Özel sektörün dünyanın bir çok yerinde bilimsel kazılara sponsor olduğunu vurgulayan Özdoğan şöyle devam etti; “Nitekim son 20 yıldır ülkemizde de birçok kazı çeşitli firmalar ve bankalar tarafından finansal olarak desteklenmektedir. Bu desteğin Kültür Bakanlığı’nca ya da T.C.  Devleti tarafından daha çok teşvik edilmesi yerinde olacaktır ama özel sektöre devri, az önce de vurguladığım gibi, kazıları bilimsellikten uzaklaştıracak ve nadide/ayrıcalıklı eser bulmaya yönelik bir yola sokacaktır.’’

‘YASAL ZEMİN HAZIRLANDIĞININ HABERCİSİ’

Uzun yıllar müzelerde görev yapan Diyarbakır eski Müze Müdürü Nevin Soyukaya, Tarlabaşı ve Suriçi’nde uygulanan kentsel dönüşümle yaşanan trajik sonuçlara vurgu yapıyor. Soyukaya’ya göre “Kentsel dönüşümlerle tarihi kentlerin özgünlüğü ve otantikliği yok ediliyor”

‘TAHRİP EDİLEN ÖRNEKLER’

1980 ve 2000’ li yıllarda başlayan dönüşüm projelerine değinen Soyukaya örnekleri söyle sıralıyor, “Bu yeniden planlama, değişim dönüşüm uygulamaları tarihi kentlerde de fütursuzca uygulanmaktadır. İstanbul Tarlabaşı, son olarak da Diyarbakır Suriçi’nde uygulanan kentsel dönüşüm, sosyo- kültürel açılardan trajik sonuçlar doğurmuştur. İstanbul Süheyl Bey Camii, Ahlat Kalesi, Hatay Müzesi Roma Mozaikleri gibi restorasyon adı altında tahrip edilen örnekler ilk akla gelenler’’

Kültür ve Turizm Bakanı’nın açıklamalarını değerlendiren Soyukaya “Arkeolojik kazıların özelleştirilmesine yönelik düzenlemenin yapılacağına dair yaptığı açıklama; arkeolojik alanlarda tahribat yaratacak projelerin uygulanabilmesi için yasal zemin oluşturulacağının habercisi gibi görünmektedir.” bilgisini paylaşıyor.

‘KAZILARIN POPÜLİST YAKLAŞIMLARLA YÜRÜTÜLMESİNDEN ENDİŞELİYİZ’

İstanbul’daki metro kazılarının çok yavaş yürüdüğü, projeyi engellediği tartışmalarının da sürekli gündemde olduğunu hatırlatan Soyukaya “Zeugma Ilısu Barajı’nda olduğu gibi neredeyse yıl boyu süren, müze müdürlüklerinin başkanlığında, onlarca kazı ekibinin eş zamanlı yürüttüğü kurtarma kazılarında istenen hıza ulaşılamamış anlaşılan. Mevcut mevzuat kapsamında yürütülen projelerde dahi, müzecilerin nasıl zorlandıklarını, büyük sorunlar yaşadıklarını deneyimlemiş biri olarak, arkeolojik kazıların özelleştirilmesine yönelik açıklamaların; müzecileri ve koruma uzmanlarını etkisizleştirmeye, popülist yaklaşımlarla kazıların yürütüleceğine dair endişelerimizi güçlendirmektedir’’ diyor.

‘Kültürel değerlerin sağlıklı bir şekilde geleceğe aktarılmasının Anayasa’nın 63 ve 128. maddeleriyle teminat altına alındığını belirten’ Soyukaya şöyle devam ediyor “Bu bağlamda arkeolojik kazıların yürütülmesi, bilimin, eğitimin hizmetine sunulması, tanıtılması, korumayı önceleyen, kontrollü turizm faaliyetleriyle ekonomik girdi sağlayacak projelerin uygulanması mümkündür. Bunun için, mevcut yasal eksikliklerin ve uygulama sürecindeki eksiklik ve sorunların bir an önce çözümü elbette ki gereklidir. Gandhi’nin şu sözünü hatırlamakta fayda var sanırım: Kültür yoksunluğunun sonu hep aynıdır; sefil bir uygarlık ve eli kulağında bir çöküş’’

‘HANGİ ÖZEL SEKTÖR GEÇMİŞİ ANLAMAYA ÇALIŞACAK?’

Pratikte böyle bir düzenlemenin hayata geçirilebilmesi ve sağlıklı işleyebilmesinin olanaksız olduğunu ifade eden Dr. Güneş Duru ise  “Açıklamanın Numan Kurtulmuş’un pek fazla deneyimi olmadığı bir konuda yaptığı aceleci bir değerlendirme olduğunu düşünmek istiyorum. Değilse de farklı biçimlerde gündeme gelen özel sektör arkeoloji ilişkisinin tartışmaya açılmasının iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum.” diyor.

Türkiye’nin bu tür bir anlayış için henüz hazır olmadığını belirten Duru şöyle devam ediyor; “Türkiye bu tür bir anlayış için henüz doğru ülke değil, içinde bulunduğumuz koşullar, ‘yol, santral, geçit, baraj, kanal vb.’ ‘kalkınma amaçlarının’ insan ve geçmişten öncelikli görüldüğüne ilişkin yüzlerce örnek var önümüzde. Üstelik geçmişin üzerine beton döküp üzerine bina çıkılmasının toplumsal desteği de mevcutken hangi özel sektör sahiden geçmişi anlamaya çalışacak, hangi motivasyonla?”

‘ARKEOLOJİK KAZI HAVUZ PROBLEMİ GİBİ BİR ŞEY DEĞİL’

Konunun uzmanı olmayan bir başkasının kazı sürecine dair bilgi sahibi olamayacağını vurgulayan Duru şöyle devam ediyor; “Yani havuz problemi gibi bir şey değildir. Açılan musluk sayılarıyla ifade edebileceğimiz bir şey değildir arkeoloji. Kazmanın, fırçalamanın bile inceliği vardır, tecrübe ve bilgi gerektirir. Analizlik örnekler almanız gerekir, en hassas biçimiyle belgelenmek bu işin olmazsa olmazıdır. Kazdığınız şeyin ne olduğunu, nasıl olduğunu bilmeniz gerekir bu ve pek çok başka nedenle olay subjektiftir. Ve fakat otuz yıllık kazıları beş yıla kısaltmak diye bir şeyi dünyadaki hiç bir arkeoloğa anlatamazsınız. Bakan bir sezon bir kazı ekibiyle zaman geçirse hem yaptığımız işe hayran kalır hem de bunun neden imkansız olduğunu yerinde anlama fırsatı bulur’’

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: