İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

2015 AK Türkiye İlerleme Raporu Ve Azınlıklar IV / Örgütlenme ve Patrik Seçimi

Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporunda yer verilmeyen konulardan biri de, Cumhuriyet’ten bu yana bir türlü kalıcı bir çözüm bulunmayan cemaatin örgütlenmesinin en önemli parçalarından biri olan Ermenilerin Patrik seçimidir. Ermeni patrikliği günümüzde bile de facto var olan ama de juro olmayan bir kurumdur.

Not: Değerli okurlar, -az da olsa- bu yazıları izleyen okurlardan özür dilemek istiyorum. Konuyla ilgili bu son yazım sağlık nedenleriyle çok gecikti, bağ koptu, kusura bakmayın. Eğer mümkün olursa bütün yazıları sağlık nedenleriyle eksikleri de gözden geçirerek tekrar yayımlamaya çalışacağım. İzlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Mutlu yıllar dileğiyle. Murat Bebiroğlu.
Örgütlenme ve Patrik Seçimi
Din ve Vicdan özgürlüğü, inanç gruplarının kendi dini geleneklerine göre örgütlenme özgürlüğünü de kapsar. Özellikle azınlıkların din ve vicdan özgürlüğünü özgürce kullanmaları kendi gelenek ve göreneklerine göre örgütlenmesi ile mümkündür.
Birinci Dünya savaşı sonrasında gerçekleştirilen barış anlaşmalarının ortak özelliği azınlık haklarının korunmasına ilişkin maddeler bulundurmasıydı. “yine bu anlaşmaların ortak maddelerinden biri de ulusal azınlıkların kendi yararlarına vakıflar, dini, toplumsal ve eğitim kurumlarını kurabilmeleri, bu kurumları denetlemeleri, yönetmeleri, kendi dini kurumlarında ibadetlerini özgürce yapmaları hakkını tanımadır.[i]
Bizim için en önemli belge Ermenileri dini toplum yani cemaat olarak tanımlayan Lozan Anlaşmasıdır. Çağına göre azınlıklarla ilgili pek çok sorunu çözecek şekilde düzenlenen anlaşma, ne yazık ki Ulus devlet tarafından azınlıkların aleyhinde yorumlanmış ve pek çok hükmü uygulanmamıştır. Daha da önemlisi 24 Temmuz 1923’te imzalanan ve 23 Ağustos 1923’te TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe giren Lozan Antlaşmasının 37. Maddesinde belirtilen bu anlaşma hükmüne aykırı hiçbir kanun, yönetmelik ve hiçbir resmi işlem olmayacağına dair kesin hükmü neredeyse hiç dikkate alınmamıştır. Gerçekte 1923 yılından sonra çıkarılan 1935 tarihli Vakıflar Kanunun, 1937 yılında anayasaya giren laiklik ilkesinin ve okullarla ilgili kanunların ve yönetmeliklerin azınlık statüsüne aykırı hükümlerinin azınlıklara uygulanmaması gerekirken bu hüküm dikkate alınmamıştır. Bir yandan Müslüman olmayan azınlıklar resmen azınlık cemaati olarak tanınır, ana dilde eğitime izin verilirken diğer yandan, neredeyse yüzde doksanı vakıf olarak kurulmamış, vakfedeni ve vakfiyesi olmayan doğrudan patrikliğe bağlı kilise ve okullar, vakfiyesiz ve vakfedeni olmayan garip vakıflara dönüştürülmüş patriklikle bağları koparılmıştır. Yine vakfiyesi olan ve yönetim yoluyla patrikliğe bağlı okul ve hastaneler de patriklikten koparılmıştır.
1927 seçiminde Genel meclisin toplanmasına son defa izin verilmiş ve patrik seçimi 1863 Nizamnamesine göre yapılmıştır. Ancak 1927 seçiminden sonra yapılan her patrik seçimine devlet müdahale etmiş, istediği seçim yönetmeliği ve istediği zamanda seçime izin vermiştir.
1937 yılında Anayasa’ya giren Laiklik ilkesi devlete negatif ve pozitif yükümlülükler getirmektedir. İlke, Devlete, mecbur olmadıkça kişilerin din ve vicdan özgürlüğüne müdahale etmemek görevini verirken, diğer yandan da kişilerin din ve vicdan özgürlüğünü özgürce kullanabilmeleri, uygulamaları için gerekli ortamı hazırlama görevini vermiştir. Halbuki laiklik ilkesi tamamen farklı yorumlanmış ve uygulanmıştır[ii]. “Türkiye’de laiklik, “devletin dinler ve inançlar (ve tabii ki inançsızlık) karşısında tarafsız kalması” anlamındaki liberal tarafsızlık ilkesi olarak değil, devlet eliyle din ve inanç alanının biçimlendirilmesi ve devlete bağlı din kurumu (Diyanet) aracılığıyla din “hizmetleri”nin yürütülmesi olarak anlaşılmış ve öyle uygulanmıştır.”  Bu nedenle de patriklik hukuken yok sayılmış, cemaat varlıkları ile bağları koparılmış, dahası patrik seçimi ve atanması da dolaylı yollardan da olsa devletin kararlarına bırakılmıştır. Laik devletin tarafsız kalması gerekirken eş patrik seçimi talebinde olduğu gibi haksız müdahalelerle karşılaşılmıştır. Laik devletin Ruhani Meclisin talebini kabul etmesi gerekirken, yürürlükte olmayan geçici bir yönetmeliğe dayanarak seçime izin vermemiştir.
Birleşmiş Milletler sözleşme ve bildirgelerinde dini toplulukların kendi gelenek ve göreneklerine ve toplumun ihtiyaçlarına göre örgütlenmeyi ve kendi liderini seçme hakkını da kapsar. Din ve vicdan özgürlüğüne “ancak yasalarla belirlenen ve kamu güvenliğini, düzenini, sağlığını, ahlakını ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli kısıtlamalar getirilebilir.[iii]” Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesinde de din ve vicdan özgürlüğü ancak “Din veya inancını açıklama özgürlüğünün,  kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir,” [iv]denmektedir.
“Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Öktem’e göre, “Avrupa’da geçerli normatif standartlara göre, dini cemaatlerin özerkliği, demokratik toplumlarda çoğulculuğun vazgeçilmez bir unsurunu oluşturmaktadır. Dini toplulukların özerkliği ve iç örgütlenmesine dair meseleler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelmiş ve mahkeme her zaman dini toplulukların daha çok özerklik ve örgütlenme serbestîsi kazanması yönünde tavrını koymuştur”[v]
Anayasa’nın 90. Maddesinde Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınacağı belirtilmiştir.[vi]Kaldı ki, Lozan Anlaşmasına göre anayasa dahil hiçbir kanun azınlıklarla ilgili Lozan Anlaşması hükümlerine aykırı olamaz, laiklik ilkesi azınlıklara uygulanmaz. Nitekim Müslüman olmayan azınlık vakıflarının cemaat vakfı olarak tanınması laiklikle bağdaşmaz. Yine azınlıkların ana dilde eğitim yapması da Lozan’dan kaynaklanan Anayasada yer almayan bir haktır.
Federal Almanya Anayasa Mahkemesi “ Dini örgütlenme özgürlüğünün de din özgürlüğünün parçası olduğunu kabul etmiştir”[vii]
13 Mayıs 2010 tarih ve 2010/13 sayılı Başbakanlık genelgesinde de belirtildiği gibi Müslüman olmayan azınlıkların kendi kimlik ve kültürlerini yaşama ve yaşatabilmeleri için de cemaatin örgütlenmesi gerekir. 
Anayasa’nın 5. Maddesi devlete “ kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” görevini vermektedir. Anayasanın 10. Maddesi ise herkesin kanun önünde eşit olduğunu belirtmektedir. 1982 Anayasasının din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili 14 ve 24. Madde hükümlerinin de cemaatin tüzelkişiliğinin tanınmasına engel olmayacağı düşünülmektedir. Yeni anayasada bu maddelerin AİHM’nin kararları doğrultusunda değişeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. Yine anayasada inkılap kanunları arasında yer alan Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun da sadece Müslümanları ilgilendirmektedir.
Azınlık hakları ile ilgili belgelerde örgütlenme daha çok azınlıkların vakıf, dernek ve sivil toplum kurumları kurmak olarak tanımlanmaktadır. Bizim açımızdan ise en önemlisi cemaatin yaşaması ve varlığını sürdürmesi için merkezi bir yönetim ve denetimi sağlayacak olan, patrik liderliğinde cemaatin tüzel kişiliğinin tanınması ve cemaatin gelenek, görenek ve çağdaş ihtiyaçlara göre patriğini seçmektir. Öncelikle Ermeni cemaatinin gelenek ve göreneklerine ve çağdaş ihtiyaçlara göre yeni bir patrik seçim yönetmeliği hazırlanmalı ve eş patrik, halk tarafından bu yönetmeliğe göre seçilmelidir. Özellikle yeni anayasa çalışmaları yapılırken cemaatin tüzel kişiliğinin gündeme gelmesi ve gündemde tutulması gerekmektedir.
Aslında cemaatin tüzel kişiliğinin tanınması artık bir mecburiyet haline gelmiştir. Mahkeme kararıyla Büyük Ada Rum yetimhanesi tapuda Fener Rum Patrikhanesi adına tescil edilmiştir[viii]. Bu durumda Fener Rum Patrikhanesinin tüzel kişiliği hukuken de kabul edilmiştir. Ancak, elbette bu tanıma patrikliğin tüzel kişiliği sorununun çözüldüğü anlamına gelmez. Bu durumda en kısa zamanda patriklik liderliğinde cemaatin tüzel kişiliğinin kanunla tanınması gerekmektedir. Cemaatin tüzel kişiliğinin tanınması için anayasa değişikliğini beklemek gerekmediği Lozan Anlaşmasının ve çağdaş insan hakları belgelerinin yeterli olacağı düşünülebilir. 
Patrik Seçimi
Ermeni patrikliği günümüzde bile de facto var olan ama de juro olmayan bir kurumdur.
Cumhuriyet balosuna patrik davet edilir, resmi görevliler tarafından ziyaret edilir ama cemaat adına işlem yapamaz, Lozan Anlaşması dahil, yürürlükte olan hiçbir kanun, yönetmelik ve tüzükte patrik sözü geçmez.
Cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak devletin patrikliğe bakış açısına bir göz atarsak gelişmeleri anlamak daha kolay olacaktır. M. K. Atatürk’ün 1919 tarihli yazısında  patrikhaneler devlete karşı ayaklanan çetelerin örgütçüsü ve merkezi gibi görülmektedir.[ix]Nitekim bu yüzden Türkiye Ermenileri Patriği Zaven Deryeğiyayan baskı ile istifaya zorlanmış ve Romanya’ya kaçmak zorunda kalmıştır.[x]Devlet çok uzun bir süre Müslüman olmayan azınlıkları potansiyel iç düşman ve patrikleri bu düşmanlığın örgütçüsü olarak görmüştür. Bu yüzden örgütlenmesine izin verilmemiş patrik seçimi devletin iznine bağlanmıştır.
Seçilen patriğin onayı ise 3 Aralık 1934 tarihli Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanuna göre Patriğin sokakta dini kıyafet giymesine izin vermesi yoluyla devlete bırakılmıştır. Halbuki bireylerin ya da dini görevlilerin dini sembollerin, dini giysilerin kullanma hakkı ancak uluslararası sözleşmelerde belirtilen kısıtlamalar göz önünde bulundurularak yasa ile sınırlanabilir.   
Patrik Seçimleri
Türkiye Ermenileri en az 150 yıldan beri kendi patriğini iki dereceli seçimle seçmektedir. Cumhuriyet döneminde de patrikler halk tarafından iki dereceli seçimle seçilmişlerdir.
1927 seçiminin, 1863 Nizamnamesine uygun olarak halk tarafından seçilen Genel meclisçe seçildiği biliniyor. Ancak 1950 ve sonrası genel meclis ve sivil meclis kaldırıldığından seçimler geçici seçim yönetmeliklerine göre yapılmıştır. Geçici seçim yönetmeliğine göre -görevi seçimden sonra sona ermesi koşuluyla- seçim delegeler meclisine bırakılmıştır. 1960 sonrası seçilen üç patrik seçiminde de 27 Mayıs sonrası hazırlanan geçici yönetmelik uygulanmıştır. Kısacası, hem hükümetlerin hem de cemaatin değişiklikten kaçınması nedeniyle pek çok eksiği olan bu geçici yönetmelik üç patrik seçiminde de kullanılmıştır.[xi]
Eş Patrik Seçimi
Azınlıklar ya da “dini inanç grupları din görevlisi seçme ve atama süreçlerinde özgürdürler. Bu hak ‘kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın ve ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin koruması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla’ sınırlanabilir.”[xii]
Son patriğimiz Mesrob Mutafyan maalesef çaresiz bir hastalığın pençesindedir ve görevini yapamamaktadır. Ermeni Ortodoks kilisesinin kurallarına göre patrikler yaşam boyu görev yapmak üzere seçilirler ve görevleri ancak istifa ya da ölümle sona erer, hastalık nedeniyle görevden alınamazlar. Bu nedenle de Ruhani meclis patriğin yaşam boyu görevinde kalacağını ve ancak eş patrik seçimi yapılacağına karar vermişti. Bu nedenle de Ruhani Meclis eş patrik seçimi için resmi makamlara başvurdu. Seçim için Ruhani Meclisçe görevlendirilen seçim heyeti haksız ve hukuksuz olarak ve görev ve yetkilerini kötüye kullanarak hükümete yeni patrik seçimi başvurusu yaptı. Bu durumda hükümet yetkilileri Ruhani Meclisin kararını dikkate almak yerine orta yolu bulma adına hem eş patrik seçimini hem de yeni patrik istemini reddetti. Halbuki müteşebbis heyet denen seçim heyetini atayan ve atamayı resmi mercilere bildiren Ruhani Meclistir. Hükümet, eş patrik yerine yeni patrik seçimi isteyen seçim heyetinin başvurusunu da dikkate alarak eş patrik seçimini son üç patrik seçiminde kullanılan geçici yönetmeliklerde olmadığı gerekçesiyle kabul etmedi. Diğer taraftan patriklerin yaşam boyu görev yaptıkları dikkate alınarak yeni patrik seçimi de engellendi. Sonuçta patriklerin uzun süreli seyahatleri ya da tatilleri süresince, patrik tarafından belirlenen ve patriğin dönüşüne kadar görev yapan genel patrik vekilliği makamı, devletin de onayı ile Ruhani meclis tarafında seçilen bir makam haline getirildi.
Bu kararda pek çok yanlış bir arada. Öncelikle müteşebbis heyet denen seçim heyetini görevlendiren patrikliğin tek yasal organı Ruhani Meclistir. Bu heyet ise kendini görevlendiren Ruhani Meclisin kararına aykırı olarak, yeni patrik seçimine gitmek istemiştir. Bu heyet kendisini görevlendiren Ruhani Meclisin amacına aykırı hareket etmiş yani görevini kötüye kullanmış hak ve yetkilerini aşmıştır. Diğer taraftan Ruhani Meclis görevini kötüye kullanan bu heyeti derhal görevden alıp yeni bir seçim heyeti görevlendirmesi gerekirken maalesef sessiz kalınmış bu da bu heyete ve destekçilerine yeni girişimlerde bulunma fırsatını vermiştir.
Patrik ve din karşıtlarının da desteğiyle seçim resmi mercilerin tercihine bırakılmıştır. Resmi merciler bir yandan eş patrik seçimini geçici patrik seçim yönetmeliklerinde yer almadığı için kabul edilmezken, 1863 Ermeni Nizamnamesinde ve de 4 seçimde kullanılan geçici yönetmelikte adı geçmeyen Müteşebbis heyetin başvurusunu dikkate almıştır. Görüldüğü gibi yürürlükte olmayan patrik seçimi geçici yönetmelikte yani olmayan bir mevzuatta olmadığı için eş patrik seçimi kabul edilmemiştir. Kısacası eş patrik seçiminin kabul edilmemesinin dayanağı yürürlükte olmayan geçici patrik yönetmeliğidir ve gerekçe dayanaktan yoksundur.
Patrik Seçim Yönetmeliği
Daha önce bu konuda yazmıştım.[xiii]“İlk olarak, yeni, çağdaş ve ihtilal döneminde hazırlanan geçici patrik seçim yönetmeliklerinin eksiklerini gideren ve yanlışlarını düzelten bir Patrik seçim yönetmeliği hazırlanmalıdır. Bu yönetmelikle öncelikle eş patrik seçimi düzenlenmeli,  delege seçimi -adil olmadığı bütün bilim çevrelerince kabul edilen- basit çoğunluk yerine, nispi sistemle yapılması sağlanmalı, seçim kurulunun görev ve yetkileri açıkça belirtilmelidir.”  
Cemaatin tüzel kişiliği tanınana kadar geçerli olmak üzere hazırlanacak yönetmelikte seçimin adil ve demokratik olması için bazı tedbirler alınmalıdır. Örneğin seçim çevresi Apostolik Ermeni kilisesinin bulunduğu her ilçe olmalı, ilçesinde kilise bulunmayan cemaat mensupları oylarını en yakın kiliseli ilçede kullanmalıdır. Seçim basit çoğunluk yerine nispi sistemle yapılmalıdır. Seçmen sayısı belli bir sayının altında olan ilçeler de en yakın kilise bulunan ilçe ile birleştirilir ve seçim çevresi iki ilçe olur. Bu arada Patriklik Kaymakamlığı (Değabah- Locum Tenens)  yerine aynı yetkilere sahip olan patrik genel vekilliği konabilir.
Sonuç olarak, en kısa zamanda yeni bir patrik seçim yönetmeliği hazırlanarak hükümete sunulmalıdır. Son olarak Patrik genel vekili Başepiskopos Aram Ateşyan’ın yaptığı eş patrik seçimi dilekçesi ancak yeni bir seçim yönetmeliği ile anlam kazanacaktır.   
Murat Bebiroğlu
Ocak 2016

 



[i]Uluslar arası Belgelerde Azınlık Hakları Derleyen Zeri İnanç Ütpya Yayınları 2004 Sayfa 19
[iii] İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, fikir, vicdan ve din hürriyetini şöyle tanımlıyor.
“Madde 18.- Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir”.
BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşme’nin 18. Maddesinin 3. Fıkrasında açıkça tarif edilmiştir.
Madde 18-3. Bir kimsenin kendi dinini veya inançlarını ortaya koyma özgürlüğüne ancak yasalarla belirlenen ve kamu güvenliğini, düzenini, sağlığını, ahlakını ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli kısıtlamalar getirilebilir.

BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslar arası Sözleşmesi’nin 27. Maddesi de din ve vicdan özgürlüğü ile ilgilidir.
Madde 27- Azınlıkların korunması Etnik, dinsel veya dilsel azınlıkların bulunduğu bir Devlette, böyle bir azınlığa mensup bulunan kişiler grubun diğer üyeleri ile birlikte toplu olarak kendi kültürel haklarını kullanma kendi dinlerinin gereği ibadeti etme ve uygulama veya kendi dillerini kullanma hakları engellenmez.
Bu madde hükmünde de dinin uygulanması için patriğin varlığı ve seçimi gerekir.
BM Din Yada İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük Ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi
Madde 1.- g) Bir dinin veya inancın gerekleri ve standartları bakımından uygun olan liderleri yetiştirme, atama, seçme ve yerini alacak olanı belirleme;
Ulusal Veya Etnik, Dinsel Veya Dilsel Azınlıklara Mensup Olan Kişilerin Haklarına Dair Bildiri
Ulusal veya Etnik, Dinsel veya Dilsel Azınlıkların Korunmasına dair Bildiri’yi ilan eder:
2. Madde
Azınlıklara mensup olan kişilerin hakları
1. (Bundan sonra azınlıklara mensup olan kişiler şeklinde geçecek olan) ulusal veya etnik, dinsel veya dilsel azınlıklara mensup kişiler, özel veya kamusal yaşamda hiç bir müdahaleye veya hiç bir ayrımcılığa maruz kalmadan ve serbestçe kendi kültürlerini yaşama, kendi dinlerinde ibadet etme ve uygulamada bulunma ve kendi dillerini kullanma hakkına sahiptir.
2. Azınlıklara mensup olan kişiler kültürel, dinsel, sosyal, ekonomik ve kamusal yaşama etkili bir biçimde katılma hakkına sahiptir.
3. Azınlıklara mensup olan kişiler ulusal düzeyde ve uygun olduğu takdirde, mensubu oldukları azınlıklarla veya üzerinde yaşadıkları bölgelerle ilgili olarak bölgesel düzeyde verilen kararlara ulusal mevzuata aykırı olmayacak bir tarzda etkili bir biçimde katılma hakkına sahiptir.
4. Azınlıklara mensup olan kişiler kendi örgütlerini kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
5. Azınlıklara mensup olan kişiler hiç bir ayrımcılığa maruz kalmadan, kendi grubunun diğer üyeleriyle ve başka azınlıklara mensup kişilerle ve ayrıca hudut komşusu diğer Devletlerin ulusal veya etnik, dinsel veya dilsel başlarla bağlı oldukları vatandaşlarıyla serbest ve barışçıl ilişkiler kurma ve bu ilişkileri sürdürme hakkına sahiptir.
5. Devletler, azınlıklara mensup kişilerin ülkenin ekonomik kalkınmasına ve gelişmesine tam olarak katılabilmelerini sağlayacak tedbirleri almayı kabul eder.
[iv] AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
Madde 9
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.
Türkiye’nin henüz imzalamadığı Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme
Madde 5
1. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi kültürlerini yaşatmaları ve geliştirmeleri ve kimliklerinin asli öğeleri, yani dinlerini, dillerini, geleneklerini ve kültürel miraslarını korumaları için gerekli koşulları sağlamayı taahhüt ederler.
Madde 7 
Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin barışçıl amaçla toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına saygı gösterilmesini sağlarlar.
Madde 8 
Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin dinini ya da inancını açıklama ve dini kurumlar, örgütler ve dernekler kurma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt ederler.
Madde 19
Taraflar, bu Çerçeve Sözleşmede yer alan ilkeleri, bu ilkelerden kaynaklanan hak ve özgürlükler için geçerli oldukları ölçüde, gerektiğinde, sadece uluslararası hukuk belgelerinde, özellikle de İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmede öngörülen kayıtlamalar, sınırlamalar ve aykırı önlemleri kullanarak, uygulamayı ve saygı göstermeyi taahhüt ederler.
[v]http://www.salom.com.tr/haber-84447-turkiyede_dini_azinliklar_temsiliyet_ve_kurumlasma_paneli.html
[vi] Madde 90.- D. Milletlerarası Antlaşmaları Uygun Bulma
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.
[vii]Türk-Alman İşbirliği Konusu olarak İslam ve Avrupa X- Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçiliği- Dönmez ofset 2012- Sayfa 33
[viii]http://www.sabah.com.tr/gundem/2010/11/30/buyukadadaki_rum_yetimhanesi_tapuda_patrikhaneye_gecti
BELGE, 1. Çok gizli tutulacaktır Erzurum, 22/8/1919 GENELGE Pek güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre İstanbul Rum Patrikhanesinde Mavri Mira adında bir kurul kurulmuştur… Görevi, Osmanlı illerinde çeteler kurup yönetmek, mitingler ve propaganda yapmaktır. Yunan Kızılhaçı da bu gibi insancıl bir perde altında çete örgütü kurmak, ayaklanma önlemlerini hazırlamaktadır…  İstanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsolosluğu silâh ve cephane deposu halini almıştır ve dahası kiliseler tapınaktan çok askerî ambarlar gibi kullanılmaktadır. Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira kurulu tarafından satın alınmıştır
[xii]http://www.aihmiz.org.tr/files/Turkiyede-Inanc-Ozgurlugu-Hakkini-Izleme-Raporu-2015.pdf
[xiii]http://hyetert.blogspot.com.tr/2015/08/patrik-secimi-2015.html#more

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: