İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

2015 AK Türkiye İlerleme Raporu Ve Azınlıklar III / Azınlık Sorunları Değerlendirme ve Azınlıklar

Görevi, “Lozan Antlaşması ve ikili antlaşmalarla ülkemiz tabiiyetinde kalmaları kabul edilen Ermeni, Rum, Yahudi asıllı gayrimüslim vatandaşlarımızın başta Lozan Antlaşması olmak üzere, uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının korunması ve bu yöndeki taleplerinin değerlendirilmesine yönelik iş ve işlemleri yürütmek ve azınlıklara ait dini, hayri, sıhhi, içtimai ve kültürel müesseseler ile bunların kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgili iş ve işlemlerini yürütmek” olarak tanımlanan Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurumunda maalesef azınlık temsilcisi yoktur. Çağdaş katılımcı demokrasilerde böyle bir sonucu kabul etmek mümkün değildir. Toplam nüfusu, ülke nüfusunun binde bir buçuğu civarında olan Müslüman olmayan toplulukları hala potansiyel iç düşman olarak görmek ve “yurt güvenliği açısından” kontrol altında tutmak ne hukukla ne mantıkla ne de demokrasi ile bağdaşır.

Tarihe Bakış
Lozan Anlaşmasından günümüze azınlıklarla ilgili sorunların çözümü çağdaş ve demokratik bir çizgiye gelememiş, Anlaşmanın uygulanması hükumetlerin görüş ve insafına bırakılmıştır.
Lozan Anlaşmasında, Müslüman olmayan azınlıkların aile ve şahıs hukuku ile ilgili sorunların çözümü için çağına göre çok gelişmiş ve bu gün bile demokratik sayılabilecek bir çözüm önermiştir. Lozan Anlaşmasının 42. Maddesinin[i]ilk fıkrasında Türk hükumetinin Müslüman olmayan azınlıkların aile ve şahıs hukukun azınlıkların gelenek ve göreneklerine göre çözülmesine elverecek bütün tedbirleri almayı kabul ettiği belirtilmektedir. 42. Maddenin ikinci fıkrasında ise bu tedbirlerin ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerden kurulu özel komisyonlarca düzenleneceği ve anlaşmazlık halinde, Türk hükumeti ile Milletler cemiyeti meclisi, Avrupalı hukukçular arasından seçecekleri bir üst hakem atayacaklardır.
Ancak hükumet 42. Maddenin bu fıkralarının kendi hükümranlık haklarına karşı olduğu düşüncesi ile olacak, Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden önce söz konusu özel komisyonların çalışmasını engellediği gibi tamamen hukuksuz olarak bu fıkra hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır.  “1926 Yılında yürürlüğe girecek olan Medeni Kanun hazırlanırken, hükumet Medeni Kanuna aykırı olduğunu düşündüğü Lozan Antlaşmasının 42. Maddesinin ilk fıkrasında yer alan hakları geri almak için gizli açık girişimler başlatmıştı.  Lozan Antlaşması’nın 42.maddesinin kurulmasını emrettiği üç komisyon 1925 yılının Mayıs ayında kurulmuştu. “Bu komisyonların Rum, Ermeni ve Yahudi üyeleri hükumet tarafından tayin edildi. Uzun tartışmalar ve hükumet çevrelerinden gelen yoğun baskılardan sonra, 10 Eylül 1925 tarihinde Yahudi üyelerin bulunduğu komisyon, Yahudi cemaatinin Lozan Anlaşması’nın 42. Maddesinin verdiği haklardan vazgeçildiğine dair kararını açıkladı. Bunu Ermeni cemaatinin aynı yönde aldığı karar takip etti. Rum cemaati de bir miktar direndi ama sürekli olarak “tasfiye kararı alacak” alt komiteler kuruldu. Bazen alt komitenin de üyeleri değiştirildi ve yönetim açısından daha “mülayim” üyeler atandı. Nihayet alt komite içinde oylamanın yapılacağı günden bir gün önce 42. Maddenin sağladığı haklardan vazgeçilmesine açıkça karşı olan üç delege polis tarafından gözaltına alındı. Ve sonunda, 27 Kasım 1925 günü, alt komitedeki 72 üyeden 55’inin oyu ile Rumlar da aynı haklardan vazgeçtiklerine dair belgeyi imzaladı”([ii]) Uluslar arası bir analaşmanın azınlıkların kabulü ile yürürlükten kakması ne hukukla ne de mantıkla bağdaşır.
1962 yılına kadar, Müslüman olmayan azınlıkların bütün sorunları devletin iç potansiyel düşman paradigmasına uygun olarak, MİT’in, askerin ve de dış işlerinin de katıldığı milli güvenlik ışığında günlük hükumet politikalarına göre belirlenmiştir.
27 Mayıs ihtilali sonrası bu paradigma geliştirilerek azınlıkların sorunlarının çözümü gizli kararname ile kurulan Azınlık Tali Komisyonuna bırakıldı. Başbakanlığın 07.11.1962 tarih ve 28-4869 sayılı kararı ile kurulan Azınlık Tali Komisyonu İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları, MİT, Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu temsilcilerinden oluşuyordu. İstanbul’da ise azınlık sorunları Emniyet Müdürlüğü bünyesinde kurulan Azınlık Masası tarafından yürütülüyordu. Bu komisyonun görevlerini tam bilmiyoruz ama temel görevinin azınlıkların “yurt güvenliği” bakımından kontrolü olduğu açıktır. Nitekim bu komisyonun azınlıklarla ruhban okulu açılması gibi pek çok konuda her türlü iyileştirmeye karşı çıktığı da biliniyor. Böyle gizli kararname ile kurulan gizli bir komisyonda elbette azınlıkların temsili söz konusu olmayacaktır.

2004 yılında Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığının yazısı ile bu komisyon kaldırılmış ve yerine yeni bir komisyon kurulmuştur.

“ Ülkemizde azınlıkların yurt güvenliği bakımından kontrolü amacıyla 07.11.1962 tarih ve 28-4869 sayılı talimatı ile kurulan ‘Azınlık Tali Komisyonu’ günün değişen ve gelişen şartlarına paralel olarak, Başbakanlığın 05.01.2004 tarih ve 3530 sayılı yazı ile adı ‘Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurulu’ olarak değiştirilmiştir. Kurulun koordinatörlüğü İçişleri Bakanlığına verilmiş olup; Bakanlık makamının 27.02.2004 tarih ve 286 sayılı onayı ile Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurulunun sekretarya görevi de İller İdaresi genel Müdürlüğüne verilmiştir. Kurul içişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanlığı, Dışişleri bakanlığı ve Milli Eğitim bakanlığının temsilcilerinden oluşması uygun görülmüştür.([iii])

Görüldüğü gibi her iki kararnamenin temel amacı da yurt güvenliği bakımından azınlıkların kontrolüdür. Yani paradigma değişmemiştir. Ancak Avrupa Birliğinin taleplerine uyulmak amacıyla, kurul üyeliğine Milli Eğitim bakanlığı eklenirken, MİT, genel Kurmay ve MGK temsilcisi kuruldan çıkarılmıştır. Azınlık Değerlendirme kurulunun kurulmasından sonra İstanbul’da azınlık işleri Emniyet Müdürlüğünden alınarak Vilayet içinde oluşturulan Azınlık İşlemleri Bürosuna devredilmiş, daha sonra bu büro da kaldırılarak, azınlık işleri Valilik Hukuk İşleri tarafından yürütülmeye başlanmıştır.
Azınlık Değerlendirme Kurulunun görevleri ilgili şube müdürlüğünde şöyle sıralanmaktadır.([iv])
a)Bakanlık Makamının 27/02/2004 tarihli ve 286 sayılı onayı ile oluşturulan Azınlık Sorunlarını Değerlendirme Kurulunun sekretarya hizmetlerini yürütmek,
b)Lozan Antlaşması ve ikili antlaşmalarla ülkemiz tabiiyetinde kalmaları kabul edilen Ermeni, Rum, Yahudi asıllı gayrimüslim vatandaşlarımızın başta Lozan Antlaşması olmak üzere, uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının korunması ve bu yöndeki taleplerinin değerlendirilmesine yönelik iş ve işlemleri yürütmek,
c)Azınlıklara ait dini, hayri, sıhhi, içtimai ve kültürel müesseseler ile bunların kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgili iş ve işlemlerini yürütmek,
ç)Ülkemizin maruz kaldığı asılsız soykırım iddiaları ile mücadele kapsamında Bakanlığımızı ilgilendiren iş ve işlemleri yürütmek,
d)Şubenin görev alanına giren konularla ilgili yazılı ve sözlü soru önergeleri ile bilgi edinme ve diğer başvuruları cevaplandırmak,
e)Şube Müdürlüğünde iç kontrol sisteminin etkin bir şekilde işlemesini sağlayacak tedbirleri almak ve stratejik planlamayla ilgili iş ve işlemleri yapmak,
f)Şubenin görev alanına giren konularla ilgili ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemelerine ilişkin çalışmaları yürütmek ve bu konulara ilişkin görüş bildirmek,
g)Standart dosya planı dâhilinde şubenin yazışmalarına ilişkin evrak kayıt, dağıtım, dosyalama, gönderme ve arşivleme iş ve işlemlerini yürütmek,
ğ)Genel Müdür tarafından verilen diğer görevleri yapmak.
SONUÇ
Kuruluş ile ilgili başbakanlık ve bakanlık yazılarında görüleceği gibi Müslüman olmayan azınlıkların her sorununu çözmekle görevli kurul, azınlıkları potansiyel iç düşman olarak gören ve temel amacı yurt güvenliği açsından azınlıkların kontrolü olan bir kuruldur. Yetmiş sekiz milyonluk bir ülkede toplam nüfusu yüz bin kişiyi geçmeyen Müslüman olmayan Azınlıkları potansiyel iç düşman olarak görmek bir paranoya değilse, olsa olsa homojen bir ulus devlet kurmak için Müslüman azınlıkları asimile etmek, Müslüman olmayan azınlıklardan kurtulmak isteyen ırkçı, şoven arkaik düşüncenin bir devamıdır. Böyle bir kurulda azınlıkların temsil edilmesi de, kurulda İrlandalı bulundurmak anlamına geleceğinden düşünülmemiştir.
Avrupa Birliğine girmeyi hedefleyen, hukuk devleti olma iddiası taşıyan hükumetin bu kurulun yapısını değiştirmesi gerekir.  Öncelikle azınlıkların  ‘ülkemiz tabiiyetinde kalmaları kabul edilen’ topluluklar değil, bu toprakların otokton halkı ve T.C. vatandaşı olduğu belirtilerek kurul yeniden yapılandırmalıdır. Lozan Anlaşmasında belirtilen komisyonlar gibi komisyonlar kurulabileceği gibi daha farklı komisyonlar da kurulabilir. Bu kurul ya da komisyonlarda her Müslüman olmayan cemaat kendilerini ilgilendiren konularda temsil edilmelidir. Bu kurul varlığını aynen sürdürse bile çağdaş demokrasiyi hedefleyen hükumet tarafından bu kurula azınlıkların katılması sağlanmalıdır.
Uluslararası sözleşmeler de devlete bu görevi vermektedir.
“BM “Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Ait Bireylerin Hakları Bildirisi”
Madde 2. 3. Azınlık mensubu kişilerin ulusal düzeyde ve gerektiğinde bağlı bulundukları azınlıkla ilgili veya yaşadıkları bölgeler hakkında alınan kararlara, bölgesel düzeyde ve ulusal yasalara ters düşmeyecek bir biçimde etkin olarak katılma hakları vardır.
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme
Madde 15.- Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik yaşama ve özellikle de onları ilgilendiren kamusal işlere etkin katılımı için gerekli koşulları yaratırlar.[v]
Uluslar arası sözleşmelerin ve Başbakanlığın 13 Mayıs 2010 tarih ve 13 sayılı genelgesi([vi] ) dikkate alınarak Azınlık Değerlendirme Kurulu yeniden yapılanmalıdır.  Genelgeye göre, “Anayasamızın eşitlik ilkesi çerçevesinde; ülkemizde yaşayan gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşları, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi, ayrılmaz parçası oldukları ulusal kültür ve kimlik yanında, kendi kimlik ve kültürlerini yaşama ve yaşatma imkanına sahip” olabilmesi için Vakıflar Meclisinde (yetersiz de olsa ) olduğu gibi azınlıkların her türlü sorununu çözmekle görevli Azınlık Değerlendirme Kurulunun yapısının değiştirilmesi, azınlıklarla ilgili konularda alınacak kararlarda seçilmiş ilgili azınlık temsilcilerinin bulunması sağlanmalıdır.
Murat Bebiroğlu
Aralık 2015

 



[i] MADDE 42.- Türk Hükümeti, Müslüman olmayan azınlıkların aile durumlarıyla [statüleriyle, aile hukukuyla] kişisel durumların [statüleri, kişi halleri] konusunda, bu sorunların, söz konusu azınlıkların gelenek ve görenekleri uyarınca çözümlenmesine elverecek bütün tedbirleri almağı kabul eder. 
Bu tedbirler, Türk Hükümetiyle ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden kurulu özel Komisyonlarca düzenlenecektir. Anlaşmazlık çıkarsa, Türk Hükümetiyle Milletler Cemiyeti Meclisi, Avrupalı hukukçular arasından birlikte seçecekleri bir üst-hakem atayacaklardır. 
Türk Hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların Türkiye’deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiç birini esirgemeyecektir. 

./.
[ii] Ayhan Aktar- Varlık Vergisi ve “Türkleştirme’ Politikaları- İletişim yayınları Sayfa 113

Yorumlar kapatıldı.