İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

PKK Terörünü Bitirmek İçin

Mehmed Şevket Eygi
PKK terörünü bitirmenin bir yolu şudur: Türkiye ile Ermenistan anlaşırlar ve bütün problemleri sıfırlarlar Her iki devlet bugünkü sınırları kabul eder. Birbirlerinden toprak istemezler. Her iki ülkenin vatandaşları, önce vizesiz, sonra (gereken tedbirler alınmak şartıyla) pasaportsuz seyahat ederler. İki ülke arasında en yüksek seviyede ticarî, iktisadî, kültürel, turistik ilişkiler olur. Adeta iki devlet (bağımsız kalarak) sanki birleşmiş olur… PKK bir Kürt hareketi değil, esas itibarıyla bir Ermeni ve Siyonist hareketidir. Bu gerçeği bilmez ve kabul etmezsek PKK terörünü anlamamız ve önlememiz mümkün olmaz. Gerçek hâlis Kürtlerle Kripto Ermeni ve Kripto Yahudi Kürtleri birbirinden ayırmamız gerekir.. Başta İngiltere olmak üzere, PKK terörü ile heyecanlı ve sinirli şekilde ilgilenen bazı Avrupa devletlerini dikkatten kaçırmamalıyız. Bu konuda istihbarat çalışmaları ve ilmî araştırmalar yapılması şarttır, zarurettir. Türkiye’yi parçalamak isteyen Avrupalılar bilsinler ki, yirmi beş sene içinde bazı Avrupa ülkeleri Müslüman olacaktır. Bunu düşünseler, buna hazırlansalar daha iyi ederler. . (!!! HYETERT)

***
PKK terörünü bitirmenin bir yolu şudur: Türkiye ile Ermenistan anlaşırlar ve bütün problemleri sıfırlarlar Her iki devlet bugünkü sınırları kabul eder. Birbirlerinden toprak istemezler. Her iki ülkenin vatandaşları, önce vizesiz, sonra (gereken tedbirler alınmak şartıyla) pasaportsuz seyahat ederler. İki ülke arasında en yüksek seviyede ticarî, iktisadî, kültürel, turistik ilişkiler olur. Adeta iki devlet (bağımsız kalarak) sanki birleşmiş olur. Ermenistan küçük bir devlettir. Hayalperest Ermeniler, Türkiye’den, Ermenistan’ın bugünkü yüz ölçümünün dört beş misli toprak istemektedir. Gerçekçi olmak, tehlikeli hayallere son vermek gerekir. Ermenistan nüfus bakımından kan kaybına uğramaktadır. Türkiye ile anlaşması, bağımsızlığını yüzde yüz koruyarak birleşmesi Ermenistan’ın kurtulması ve yükselmesi için en realist çare ve çözümdür.
(Ermenistan hakkında bu yazdıklarım Yunanistan için de geçerlidir. Yunanistan ile de, iki devlet bağımsız ve ayrı kalmak, istiklallerine gölge düşmemek şartıyla birleşilmelidir.)
**
PKK bir Kürt hareketi değil, esas itibarıyla bir Ermeni ve Siyonist hareketidir. Bu gerçeği bilmez ve kabul etmezsek PKK terörünü anlamamız ve önlememiz mümkün olmaz. Gerçek hâlis Kürtlerle Kripto Ermeni ve Kripto Yahudi Kürtleri birbirinden ayırmamız gerekir. Ülkemizde 60 bin kadar tek kimlikli Hıristiyan Ermeni vatandaşımız vardır. Bendeniz şahsen onların kılına bile dokunulmasını istemem. Bu ülkenin çocuklarıdır. Lakin iki kimliklilere şüphe ve korku ile bakarım ve deşifre edilmelerini isterim.
**
Kur’ana, Sünnete, Cemaate bağlı gerçek İslam devletinde, ehli zimmetin, yani gayr-i müslim tebaanın din hürriyeti, kimliği, kültürü koruma altındadır. İslam devletini ve nizamını yıkmamaları ve isyan etmemeleri şartıyla can, mal, ırz, din hürriyetine sahiptirler. Güneyimizde kurulan Vehhabi-Selefi devletin gayr-i Müslimlere karşı islamî değildir. Ehl-i sünnet İslam devleti ehl-i zimmetin kurdu değil, meleğidir.
**
PKK terörünün yüzde yüz yerli malı, ülkenin kendi ürettiği bir hareket olduğunu sanmak büyük bir gaflet olur. Bu hareketle, hangi dış güçlerin hırsla, heyecanla, dikkatle ilgilendiklerine bakılmalıdır. Dünyaca meşhur bir İngiliz haber ajansı, PKK teröristlerine niçin “savaşçı” demiştir? Terörün son patlamasında, bazı İngiliz gazetecileri niçin terör yangını bölgesinin kalbine apar topar gitmişler ve tutuklanmalarına sebep olan aşırılıklar ve provokasyonlar yapmışlardır? Arap, Türk milliyetçiliğinde olduğu gibi, Kürt milliyetçiliğinde de yabancıların rolünü araştırmalıyız. Asıl ismi Moiz Kohen’i gizleyip, buram buram mis gibi Oğuzluk kokan Tekin Alp takma ismiyle Türk milliyetçiliği yapan Yahudi, bunu Türklerin kara gözleri için mi yapmıştı? Başta İngiltere olmak üzere, PKK terörü ile heyecanlı ve sinirli şekilde ilgilenen bazı Avrupa devletlerini dikkatten kaçırmamalıyız. Bu konuda istihbarat çalışmaları ve ilmî araştırmalar yapılması şarttır, zarurettir. Türkiye’yi parçalamak isteyen Avrupalılar bilsinler ki, yirmi beş sene içinde bazı Avrupa ülkeleri Müslüman olacaktır. Bunu düşünseler, buna hazırlansalar daha iyi ederler.
**
İstanbul’da birkaç yıldan beri deniz doldurularak meydanlar kazanılıyor. Bu dolgu meydanların bazısında bir milyon kişilik mitingler yapılmıştır. Bendeniz bunları hiçbir zaman sıcak bakmadım. 1999 büyük zelzelesinde, Gölcükte, deniz kenarındaki hayli bina birkaç saniye içinde sulara gömülerek yok olmuş, facialar içinde facialar meydana gelmişti. İstanbul’da rant hırsları kontrolsüz şekilde şaha kalkmış bulunmaktadır. Rantçılık psikolojisi hakkında ilmî bir araştırma yapılsa iyi olur. Hadis-i şerifte “İnsanın gözü doymaz, ona bir vâdi dolusu mal servet verilse, ikincisini ister, onun gözünü toprak doyurur” buyrulmaktadır. Rantçılar böyledir. Birkaç milyon devşiren küçük rantçı vardır, yüz milyon devşiren orta rantçı, milyar devşiren iri kodaman rantçı. Hangisinin yeter artık, burada durayım dediği duyulmuştur? Daha fazla daha fazla daha fazla… Ne zamana kadar? (Haram rant yiyenler için söylüyorum) Geberip toprağa girinceye kadar.
**
Havaalanından dönerken bir levha gördüm. İstanbul diye yazıyordu, altında 12 milyon küsur rakamı vardı. 30 milyonu geçmiş olan dev şehrin nüfusunu niçin bu kadar küçük gösteriyorlar? Buna hakları var mıdır? Nüfus rakamı ile oynamak onlara ne kazandırmaktadır. Uzmanlardan, bilenlerden oluşan bir heyet kurulsa ve bunlar yeminli olarak İstanbul nüfusunu inceleseler, araştırsalar, gerçek rakamı bulsalar ve ilan etseler ne iyi olur. Bendeniz şehrin nüfusunun 12 milyon olduğu yılları biliyorum. O tarihte Sultanahmet meydanında rahat gezilebiliyor, parkta bir sıraya oturulabiliyordum. Türkiye’nin on kadar büyük, yüz kadar orta, binlerce küçük problemi vardır. İstanbul’un çok ama çok anormal şekilde büyümesi ve büyütülmesi büyük problemlerimizden biridir ve tek başına ülkeyi sarsmaya, batırmaya yeterlidir. Bu şehir 4-5 milyondan fazla nüfus kaldırmazdı, rantçılar bunu en az altı misline katladılar. Bazı tarihî mezarlıkların üzerine bile çok katlı cehennemî binalar diktiler. Şehrin bazı bölgelerinde nefes alacak açık mahal, ağaçlı yeşil saha bırakmadılar. Mega kent depremini bekliyor. Depreme karşı ne gibi tedbirler alındı? Şiddetli bir kış günü deprem olsa, milyonlarca halk hangi meydanlarda çadır kuracak barınacak? Nasıl ısınacak? Ölüler nereye gömülecek? Yaralılar nasıl tedavi edilecek? Yeterli ekmek, yiyecek, su nasıl tedarik edilecek? En önemlisi: Yağmacılık nasıl önlenecek?.. Bu fakir deprem uzmanı değil, keşke on kadar uzmanımız bu konuda öncelikle idarecilere, sonra İstanbul halkına ve bütün millete hitap eden bir beyanname yayınlasalar. Japonya gibi medenî ülkeler zelzeleye hazırlıklı da, biz niçin hazırlanmıyoruz? Niçin tedbir almıyoruz?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: