İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni Türkiye’nin ‘Yeni 24 Nisan’ı

Alin Özinian
Başbakan Erdoğan, bu yıl 24 Nisan tarihlerine “kaydırılan” Çanakkale Savaşları’nı anma törenlerine Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın da davet edildiğini açıkladı. Bu 1915’te yaşananları görmezden gelmek, sonuçlarının getirdiği sorumluluktan kaçmaktan daha ileri bir nokta. Yapılan, cenazesini 100 yılıdır defnedememiş bir halkın liderine “düğün davetiyesi” göndermek demek. Acıları alaya almak, tüm dünyada bir yas günü olan 24 Nisan’ı yeniden “kendince” tasarlamak, anlamını boşaltmak demek.

Tepkilere cevap çoktan düşünülmüş: “Çanakkale’de Ermeniler de savaştı” denilecek. İkinci soruya sanıyorum hazırlıklı değiller. Bunca yıl 18 Mart’ta kutlanan bu törenlerde bugüne kadar neden Ermeni askerler hiç yâd edilmedi, neden bugün aklınıza geldi?
Aslında, 2015’in “acıların yarıştırılması” ile geçiştirme siyaseti hiç de yeni değil. Cumhuriyet tarihinde şahit olduğumuz inkar politikası, bugün Ahmet Davutoğlu’nun Ermeni sorununa geliştirdiği “çözüm” politikasının yani “Adil hafızanın” temeli. AKP bu politikayı, yeni bir “açılım” olarak ortaya atıp, tarihi deforme etmeye devam ederek “yeni bir inkâr” politikası tasarımına soyunuyor.
Bugün AKP’nin Ermeniler konusundaki tüm çağrıları, ne kadar iyi niyetle okumaya çalışsanız da mütemadiyen içerik ve samimiyet açısından şüpheler uyandırıyor. Niyeti eleştirmeye zaman bırakmayan bir adaletsizlik, boş vermişlik ve muktedir pişkinliği var tüm yapılanlarda. Soykırım’ın artığı olan halkın halihazırdaki hafızanın beğenmeyen ve onu yeni hatta “adil” bir hafıza ile nasıl değiş dokuş edebileceğimizin metotlarını öğreten bir parti, son 8 yıllık hafızalarımızda bile olumlu bir yere oturmuyor. İlk günden şu ana kadar hâlâ Dink cinayetinin failleri diğer ortakları ile beraber korunurken, 100. yılda Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde bir taziye yayınlama ihtiyacı hissediyor. Dink’in gecikmiş taziyesi, 100. yıl politikalarına alet ediliyor.
Tüm vazifelerini yerine “getirmiş” bir tarafın suçlayıcı vurguları da ekleniyor mesaja. Kısacası olanları fazla deşmeden, bu iki-üç mesajla yolumuza devam edelim, “Kötü Diaspora”yı dinlemeyelim, “Fakir Ermenistan” kendi derdine yansın, Türkiye’de içimizde yaşayan “iyi Ermeniler” bize yardım etsin deniliyor. Hiçbir yapıcı yanı olmayan bu metinle aynı zamanda Dink’in hatırasına da saygızlık ediliyor. “Yaşasaydı, o da böyle isterdi” anlamı taşıyan tehlikeli bir iddia ortaya atılıyor.
AKP, Ermenilerin 1915’te imha edilmelerinin emrini veren, terk ettikleri taşınmazların, ellerinden alınan her şeyin geri döndürülememesi için kanunlar hazırlayan, ayrıca, Birinci Dünya Savaşı sırasında sivil ve asker kayıplarının da müsebbibi olan, akabinde 1919 yılında İttihatçılara yönelik yargılamalarda suçlu bulunanların günahlarından bahsedilecekken, “suç” yok; “suçlu” yok hatta “kurban” yok yaklaşımı ile hepimiz aynı durumdayız; “hepimiz çok acı çektik” söylemi pek tutacak cinsten değil.
Tuhaf olan sadece AKP’nin İttihatçıları sahiplenmesi değil. Konu Ermeni ve 1915 olduğunda Türkiye’deki tüm siyasi güçlerin tabir yerinde ise tek yumruk olabilmesi. Bunun en güzel örneğini geçen hafta, Doğu Perinçek’in, “Ermeni soykırımı yalandır” sözleri üzerine davalık olduğu İsviçre ile AİHM’deki davasında gördük. Egemen Bağış ve Deniz Baykal Perinçek’i yalnız bırakmamışlardı.
Cumhuriyet tarihi diğer azınlıklar gibi Ermenilere de “CHP’nin kendileri için ne düşündüğünü” anlatan fiili ve sözlü örnekler ile dolu, öyle ki, Perinçek’e yapılan CHP desteği şaşırtıcı değildi.
Peki Ermenilerin acısını anlamaya çalışan, mütemadiyen CHP’yi yerden yere vuran bir hükümetin Dışişleri Bakanı, kökünü kazıyacağız dedikleri Ergenekon davasında “yurtdışına çıkamaz” kararı alınan Perinçek için “Strasbourg’daki duruşmaya katılmasını ben de arzu ediyorum, biz Türkiye olarak bu davaya tarafız ve tezlerimizi en iyi şekilde savunuyoruz.” demesini nasıl yorumlamalıyız?
Mevlüt Çavuşoğlu’nun destekliyoruz dediği “Talat Paşa Komitesi”nin kurucusu Perinçek, Strasbourg’da savaş suçlusu ilan edilen Talat Paşa için “Hürriyet kahramanıdır” dediğinde onu destekleyen, onunla övünen AKP milletvekili Egemen Bağış’ın Ermenilerin acılarını anladığına kim inanabilir?
Devlet sisteminde “önemli yerlere” atanan ya da atanması planlanan Türkiyeli bir iki Ermeni ne yazık ki, pansuman görevi yapamıyor. Basında “AKP ile bugün dünden de güzel” tarzında yazıları yayınlayan Ermenilerin varlığı ya da “AKP ile ilişkilerimiz çok iyidir, var olsunlar” diyen Ermeni cemaatinin bazı dini ya da sivil temsilcilerinin sözleri de inandırıcı değil.
Ermenilerin katili, hükümetin kahramanı olduğunda ve bundan hiç gocunulmadığında acıların paylaşılmadığı ve devlet hafızasının hâlâ adil olmadığı belli oluyor. Gerçekten acıyı anlamak için, ilk önce samimiyet ve cesaret daha sonra konuşmak yerine dinlemek gerekiyor. Tüm bunlar yan yana gelirse, 100 yıl sonra bile acıları sarmak mümkün, geç değil…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: