İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Erdoğan’ın mesajı : Bundan sonra neler yapılabilir?

Raffi Bedrosyan / rb@gmail.com
 23 Nisan 2014 tarihinde Başbakan Erdoğan dünyadaki tüm Ermenilere 1915’te ölen atalarının hatırasına sekiz dilde yayınlanan bir taziye mesajı yolladı. Tarihte ilk defa gerçekleşen ve beklenmedik bu jesti Ermenistan, Diyaspora ve Türkiye’deki Ermeniler karmakarışık duygu ve düşüncelerle karşıladılar. Bazıları bunu süregelen inkar politikasının değişmiş bir hali olarak küçümsedi, kimisi bunu gelecek yıl 100. yıldönümü anılacak olan soykırım etkinliklerine karşı kurnazca bir oyalama taktiği olarak gördü; bazılari iyimser bir şekilde bunu Türkiye’nin tarihiyle yüzleşme konusunda yeni bir adım olarak görüp diyalog ve çözüm için ümitlendi. Birkaç kişi de işi,  gazetelere teşekkür ilanları verip Erdogan’ı Nobel Barış Ödülüne aday gösterecek kadar dalkavukluğa götürdü. Simdi bu mesajdan sonra neler yapılabilir?

Erdoğan’ın mesajında kusurlar bulmak kolay. Bu mesaj, devlet tarafından katledilmiş kurbanlarına hitap etmek yerine, deprem veya tren kazasında ölmüş insanlara yönelik bir mesaj gibi okunabilir. Bu mesajın niçin şimdi verildiğine dair fikirler yürütülebilir: Gayri samimi veya Obama ‘soykırım’ sözcüğünü kullanmasın diye planlanmış bir adım olabilir. Fakat eninde sonunda, maksat ne olursa olsun, hakkını vermek gerek, bu bir Türk devlet adamının 1915 kurbanları hakkında 99 yıldan beri ilk defa dile getirdiği insani bir mesaj. Mesajda kullanılan bazı söylemler gerçekten cesurca ve geri dönüşü olamayacak ifadeler – örneğin, 24 Nisan tarihinin tüm dünyadaki Ermeniler için önemi veya tehcirin gayri-insani sonuçlar doğurduğunun kabul edilmesi gibi. Mesajın doğru yolda atılmış bir adım olduğunu görebilmeliyiz – eğer bu adımın hemen arkasından elle tutulur kararlarla devletin yeni bir yola girdiği ortaya konulabilirse.
Bir devlet adamının inkara dayalı yüzyıllık bir tutumu aniden değiştirebilmesi beklenemez . Fakat her uzun yolculuk küçük bir adımla başlar.  Eğer gerçekten tarihle yüzleşmek ve geçmişteki hataları düzeltmek konusunda bir iyi niyet varsa, Türkiye’nin kısa zamanda atabileceği bir kaç adım öneririm:
Ermenistan sınırını koşulsuz açmak, hudut kapısına Hrant Dink’in  adını vermek. 
Osmanlı vatandaşı Ermenilerin torunlarına vatandaşlık vermek.
Tarih ve ders kitaplarını, Ermenilere karşı nefret söylemlerinden, asılsız ve yalan tarih bilgilerinden ayıklamak, 1915 tarihini gerçeklere oturtmak.
Anadolu’daki 2000’den fazla yıkık Ermeni kiliseleri restore etmek, restorasyonlar tamamlandığında bu kiliseleri gerçek sahibi olan Ermeni Patrikhanesine devretmek.
1915’in acılarını ve kayıplarını Ermeni halkına unutturmak icin sembolik bir özür olarak Ani ve Ağrı Dağ’ını, Ermenistan ile  küçük bir sınır değişikliğiyle aynı yüzölçümünde toprak karşılığında  takas etmek
Osmanlı Ermenilerinin 33 vilayetten tehciriyle ilgili, tehcir tarihi, nüfus miktarları, geride kalan mallar gibi hayati öneme sahip kayıt ve belgeleri içeren 33 dosyayı açmak. Genelkurmay Başkanlığınca halka açılması yasaklanmış Osmanlı zamanından kalma tapu belgelerini açmak.
Osmanlı Ermenileri varislerinin geride kalan mallarının tazmini konusunda Türkiye’de dava açmalarına izin vermek.
Osmanlı Ermenilerinin geçmişteki ekonomik kayıplarına karşı kısmi bir telafi olarak Ermenistan’a Karadeniz’de Trabzon veya Rize limanlarına serbest transit ve gümrük ayrıcalıkları tanımak.
Mesajın samimiyeti, birçok cadde, okul ve mahalleye verilmiş olan Ittihat Teraki  liderleri Talat, Enver ve  Cemal isimlerinin kaldırılmasıyla belli olacak. Fakat maalesef  Talat Paşa Komiteleri kurmuş, azılı katil Topal Osman’ın heykelini dikmiş ve İttihatçıları kahraman yapmış olan ‘derin devlet’ içinde yer almış kişiler hapisten serbest bırakılmıştır.
Erdoğan’ın samimiyetine başka bir ipucu da Başbakanlığa bağlı Türk Tarih Kurumu’nun faaliyetleri olacak. Bu kurumun en son çıkardığı kitapta 1915 Ermeni kayıpları sadece 8.000 ve ‘hastalık’ yüzünden olduğu açıklandı. Erdoğan’ın mesajının yayınlandığı gün, Van’daki bir konferansta 24 Nisan 1915’te İstanbul’dan alınarak Ayaş ve Çankırı’ya götürülen  235 Ermeni aydınının gayet iyi ağırlandığı ve birkaç ay sonra ‘burunları bile kanamadan’ İstanbul’a geri yollandığı anlatılıyordu.
Erdoğan’ın ortak tarih komisyonu konusundan da artık vazgeçmesi gerekiyor, zira 1915’e dair gerçekler, Osmanlı ve diğer devlet arşivlerinden belgelerle zaten tüm dünya tarihçileri tarafından ortaya dökülmüştür. Erdoğan’ın sadece Türk tarihçilerle, Türkiye içinde bir tarih komisyon kurması yerinde olur; zira artık  gerçekleri ifşa edebilecek sorumlu, ilkeli, objektif Türk tarihçileri de mevcuttur. Tarih konusunda atılacak ilk adım, Osmanlı Ermenilerinin 33 ayrı vilayetteki tehcirini detayıyla kanıtlayan 33 dosyayı ve Genelkurmay Başkanlığının hâlâ açıklanmasını yasakladığı Osmanlı tapu kayıtlarının arşivlerini halka açmak olmalıdır. Uluslararası bir komisyonun kurulması 1915 gerçeklerini araştırmak için değil, bu gerçeklerin sonuçlarını ve telafisini tartışmak için gereklidir.
Erdoğan’ın 1915 kurbanlarını ‘Ölü’ değil de ’öldürülmüş’ olarak adlandırması önemli, ama daha önemli bir konu var. Ortada muazzam bir hırsızlık ve soygun var. Bir halkın zenginliğinin, toprak ve mallarının transferi de söz konusu. T.C. Cumhurbaşkanı bugün Çankaya’da Kasapyan ailesinin evinde oturuyor. Van’da Varakavank – Yedi Kilise dini binalar kompleksi  ve Ermeni köyü  bir şahsın mülkiyetinde. Bu şahıs Türkiye’nin tanınmış bir gazetesinin başyazarı.
Türk Devleti Anadolu’da Ermenilerden kalma 4000’den fazla kilise, okul ve bunların topraklarına el koymuş durumda. Türk ve Kürt ileri gelenleri 1915’te yüzbinlerce ev, dükkan, tarla, bağ, bahçe, depo, fabrika, maden gibi malları sahiplenmis  ve bunları hâlâ ellerinde tutmaktalar. Bu el koyma ve sahiplenme, savaşta devletin diğer bir devleti işgali sırasında değil, devletin kendi vatandaşlarını öldürdükten sonra onların mallarına konması ve bunun için gerekli kanunları çıkararak bu soygunu hukukileştirmesiyle oldu. Bu konu, 1915 soykırım mı, değil mi tartışmasından ziyade, Türkiye Devletinin el konulmuş malları ve toprakları gerçek sahiplerine geri vermesiyle ancak çözülebilecek.
Türkiye Devletini geçmişle yüzleşmeye davet ederken, Ermenilerin sadece üçüncü devletlerden  medet ummaları kabul edilir bir durum değildir. İhtilaflı halkların  birbiriyle direkt diyaloga girip anlaşmaya çalışmasının elzem olduğuna inanmış biri olarak, karşılıklı güven, empati ve ‘ortak hafiza ve gerçekler’ gün ışığına çıkıncaya kadar Ermenilerin Türklerle, Kürtlerle ve yeni bir gerçek olarak ortaya çıkmaya başlayan İslamlaş(tırıl)mış Ermenilerle her fırsatta buluşup konuşmalarını gerekli buluyorum. Bunun için medya, akademi, eğitim, hukuk, sanat, sinema, mimari ve mühendislik alanında yetişmiş Ermeniler ve STK’lar, Türkiye’deki meslektaşlarıyla ortak projeler, konferanslar, kültürel etkinlikler, medya ve öğrenci değişim programları, restorasyon çalışmaları gerçekleştirmeli ve birbirleriyle temas kurmalıdır. Bu yola çıkmış birkaç şahıs ve kuruluş sayesinde, geçmiş tarih ve gelecek barış konusunda gerçekleri görebilen demokratik düşünceli insanlar Türkiye’de hızla çoğalmaktadır. Sorunlar Türkiye içinde, ama çözüm ve barışın da Türkiye içinden doğacağını bilmeliyiz. Erdoğan’ın mesajının doğru yolda atılmış bir ilk adım olduğuna inanıyorum, ardından yukarıda saydığım adımların da atılması şartıyla.
http://t24.com.tr/yazarlar/raffi-bedrosyan/erdoganin-mesaji-bundan-sonra-neler-yapilabilir,9234

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: