İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenilerden kim özür dilemelidir.

1915’teki büyük acının her yıldönümünde aydınları sorumluluk tutar, kayığından bir türlü inemediği devletin bulaşan geçmiş günahlarından arınsın, vicdanı temizlensin, ama sistemin katı savunucularını da cepheden karşısına almasın bir tutum bulmaya çalışır… Özür bir hata kabulüdür, uygar bir tutumdur, kişilikliliktir. Kişiliksizlere özür, bir züldür. Sırf cezadan kurtulmak için işlemediği suçları da ekleyen itirafçıların itirafı da kişiliksizliktir. Peki sınıftan, devletten yalıtılı özürler hangi türdür? Nedeni ortadan kaldırmayı ertelemek değil midir? Suçu üreten iyelik, egemenlik, egemenlik ideolojisi ve türevleridir. Özür dilemesi gereken, milliyeti önemsiz, tüm egemenlerdir. Bu tesbit yapılmadan dilenenler hep sözde özürdür.

***
1915’teki büyük acının her yıldönümünde aydınları sorumluluk tutar, kayığından bir türlü inemediği devletin bulaşan geçmiş günahlarından arınsın, vicdanı temizlensin, ama sistemin katı savunucularını da cepheden karşısına almasın bir tutum bulmaya çalışır.
Tabi her kesimin aydını kendine.
“.. çok milliyetçi”, “çok Ermenici”, “.. sözde özür”, “.. ama onlar da” vb.
Vicdanen evetlenenler, kesimin ideolojik ve psikolojik baskısına ya da egemen ekonomik çarktaki paya takılabilir, imzasız veya şerhli kalabilir.
Esasında ayrılık paydır ama çözüm paydada aranır.
Ortak payda, ne Ermeni, ne Türk, ne Hıristiyan, ne Müslüman’dır.
Payda acıdır. Her tür milliyetçilik şiddet üretir. Millet öznesi, ne kadar tanım farklılıkları, ne kadar duygusal, tarihî ve sosyolojik bakımdan elimine edilirse edilsin, diğer milliyetçiliğe çağrıdır ve pratiği de acıdır.
Ancak acıyı millete indirgememek, sebebin egemenlik için devlet ve devletin ayrı milliyet ve din olgusunu kışkırttığını görmek gerekir.
Tabii bunu üreten de mülkiyet, sistem.
Özne ve yüklem doğru, analiz evrensel olmalıdır.
Burada ortak acı, 1915’te aidiyetin Ermenilere çektirdiğidir.
Acılara duyarlılık yadsınamaz ama ondan önemlisi, Ermenilere yapılan zulmün nedenleridir. Nedensiz karşı duruş, omurgasız kalır, sorunu ve geleceği aydınlatmaz.
Amaç, tarihte yaşanan insanlık dışı zulümlerin nedenini bulup halkların barış içinde yaşamasını hazırlamaktır, ulusal hapishanelerin ve müdürlerinin daha iyiliği ya da kötülüğü değildir.
Türkiye’de Marksist olmayan sol, liberal, hümanist ve aydınlar, konuları genellikle derinlemesine bilmez. Uzmanlığı aidiyetine zincirli proflar ve 80’den sonraki YÖK yetiştirmelerinin uzmanlıkları sadece bir ‘rütbe’den ibarettir, köşe kapmaya, iyi geçinmeye yarar.
Mesela ulus denen hapishanenin, egemen devletçi profların halka dayattığı gibi sınıfsız kaynaşmış bir toplum değil, sınıf ve tabakalardan oluştuğunu dünyadaki sol, üniversite çevresi bilir Türkiye’dekiler bilmez. Özneyi doğru koyamazlar, yüklemi boşa yorarlar.
1915’te özne kim? O öznelerin ardılları kim, yönetimde mi? Bugünkü hükümet, İttihat-Terakki ve Osmanlı’nın devamı mı?
Özrü Türk, Kürt emekçi halklar dilemeyecek elbette. Ama bunlar mesela eski Alman Sosyal Demokrat Partisi ve Enternasyonal Başkanı, Hitler faşizmine karşı savaşmış, çeşitli ülkelerde sürgün yaşamış direnişçi Willy Brand kod adlı Herbert Ernst Karl Frahm, başbakan olduktan sonra Yahudilerden özrünü örnek gösterir. Özrü örnek bir tutumdur ancak o başbakan olduktan sonra artık eski direnişçi halktan biri değil devletin bir öznesidir.
Sözcük, kavram ve muhakeme, devlet- millet- gümrük hâkimiyetinden kurtulmalıdır. Bu aidiyet esaretinin dışında bir dünya vardır, mümkündür ve orası özgürlüktür.
Ermeni kıyımına bulaşmış gariban köylülerin, emekçi halkların kusuru yoktur.
Hele ‘sanki doğduk bir anadan’ diyen komünistlere geleceği aydınlatan perspektifleri için teşekkür edilmeliyken onlardan kim özür bekleyebilir.
Ve yaşanan sistemde kimse din ve milletini özgürce seçemiyorken beklenti doğru adresten olmalıdır.
Hüviyet zorunluluğu, aidiyet mahkûmiyeti olmamalıdır.
Suç son tahlilde şahsi, toplumun da etkisi vardır diye toplu ceza, önceki yüzyılların icraatıdır.
Özür bir hata kabulüdür, uygar bir tutumdur, kişilikliliktir.
Kişiliksizlere özür, bir züldür.
Sırf cezadan kurtulmak için işlemediği suçları da ekleyen itirafçıların itirafı da kişiliksizliktir.
Peki sınıftan, devletten yalıtılı özürler hangi türdür? Nedeni ortadan kaldırmayı ertelemek değil midir?
Suçu üreten iyelik, egemenlik, egemenlik ideolojisi ve türevleridir.
Özür dilemesi gereken, milliyeti önemsiz, tüm egemenlerdir.
Bu tesbit yapılmadan dilenenler hep sözde özürdür.
il_demir@hotmail.com

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: