İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bu kez Şükrü Saracoğlu üzerinden Cumhuriyet’e saldıracaklar

Fenerbahçe’nin stadyumu olan Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın adının değiştirilmesi yönünde başlatılan kampanya, atılan adım ve yapılan tartışmalar, belli ki önümüzdeki günlerde yine Cumhuriyet’e saldırılmasına neden olacak. Cumhuriyet kadrolarının ne ırkçılığı kalacak, ne kafatasçılığı, ne de faşistliği. O yüzden, Varlık Vergisi konusunda en ayrıntılı çalışmalardan birini yapan, o dönem genç bir uzman olarak uygulamada bulunan ve ileri yaşına rağmen adeta bir üniversite gibi çalışan Cahit Kayra’nın bu konudaki tanıklığı önemli. Kısa süre önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Ödülü’nü alan ustamız, hocamız ve maliye müfettişlerinin deyimiyle üstadımız Cahit Kayra’nın eserinden yararlanarak, birkaç anımsatma yapmak yerinde olur.   ( Bu zihniyet hiç değişmiyor. Bu konuda İstanbul Defterdarı Faik Öktem’in ‘Varlık Vergisi Faciası ve Ali Sait Çetinoğlu’nun Varlık Vergisi 1942-1944 kitaplarını incelemek yeterli olacak, bu faşizan uygulama açıkça görülecektir. HYETERT)

 VARLIK VERGİSİ
Birincisi; Varlık Vergisi, 1942’de yürürlüğe girmiş, 1943’te kaldırılmıştır. O yıllar İkinci Cihan Harbi’nin en sert ve hassas yıllarıdır. Türkiye’nin savaşa girmemek için bıçak sırtında bir tarafsızlık siyaseti izlediği, buna rağmen açlığın, kıtlığın, yoksulluğun halkı kasıp kavurduğu dönemdir. Adını Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’tan alan ve “Çakmak Hattı” olarak bilinen Türkiye’nin savunma hattı zayıftır. İstanbul ancak Çatalca’dan savunulabilecek durumdadır. Ekonomi çok kötüdür, kayıt altında değildir. Fiyatlar yüzde 93 artmıştır. Para basmak enflasyonu azdırmıştır. Merkez Bankası’nın matbaası olmadığından banknotlar İngiltere’de basılıp gelmektedir.
İkincisi; 1942, savaşın en kritik yılıdır, Almanların inişe geçtiği yıldır. Dolayısıyla Varlık Vergisi’nin konulmasının, Yahudi tüccarların da vergi mükellefi yapılmasının, Türkiye’nin Almanya’ya şirin görünme çabasıyla ilgisi yoktur. Tersine, Almanlara karşı savaşan ABD’nin yaptığı baskıların etkisi olmuştur bu verginin kaldırılmasında. Maliye uzmanları, vergi kaldırılmasa, 100 milyon lira daha gelir beklemektedir.
Üçüncüsü; Varlık Vergisi konusunu “Varlık Vergisi Faciası” (Nebioğlu Yayınevi, İstanbul, 1951) adlı kitabında ayrıntısıyla işleyen dönemin İstanbul Defterdarı Faik Ökte, verginin bürokratik olarak en tepedeki uygulayıcısıdır. Kitabında, kendisinin birinci dereceden görevli ve sorumlu olduğu bu vergiye saldırması, Cahit Kayra’nın belirttiği gibi, ön alma çabasıdır. Ökte bu yolla, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin kendisine bir şey yapmasına karşı önlem almıştır.
 VARLIK VERGİSİ SADECE GAYRİMÜSLİMLERE UYGULANMADI
Dördüncüsü; Varlık Vergisi, kimi cahiller tarafından öne sürülenin, numaracı cumhuriyetçilerin, günümüz resmi tarihçilerinin, The Taraf’ın derin tarihçilerinin iddialarının aksine, sadece gayrimüslim vatandaşlara uygulanmamıştır. Müslüman vatandaşlara da uygulanmıştır. Müslüman mükellefler, kişi başına 6 bin 102 lira, gayrimüslim mükellefler 5 bin 326 lira ödemiştir. Yani, daha fazla vergi tahsil edilen Türkler, ödemeleri gereken verginin tamamını ödemiştir. Gayrimüslim mükelleflerde ise bir süre sonra vergi indirimine gidilmiştir. Varlık Vergisi’nin dörtte biri tahsil edilememiştir. Tahsil edilen 315 milyon liranın, 130 milyon lirası yabancılardan, 30 milyon lirası gayrimüslimlerden alınmıştır.
Beşincisi; o dönemde İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) kayıtlı üyelerin yüzde 87’si gayrimüslimdir. Ayrıca, kayıtlı olmayan tüccarlardan da vergi alınmıştır. İTO’ya kayıtlı 10 bin işadamı vardır. Sanayiyle değil, ticaretle uğraşmaktadırlar. Vergisini ödeyemediği için Aşkale’ye gönderilenler arasında sadece Yahudiler yoktur, Ermeniler de vardır. Aşkale’ye bin 800 kişi gidecekken, 600 tanesi vergisini ödemiş ve gitmemiştir. Bin 200 kişi gitmiştir. Orada 8 ay kalmışlardır. Bu sürede 21 tanesi ölmüştür. Aşkale’de onlara kötü davranılmamıştır. Kayra, kışı kahvede geçirdiklerini belirtir.
 KEYFİ BİR UYGULAMA DEĞİL
Altıncısı; bu vergi, keyfi bir uygulama değildir. Nesnel şartların, savaş koşullarının ürünüdür. Türkiye, savaşa girmediği halde, bir milyon erkeğin silah altına alınması, onların üretimden, ticaretten, tarladan, çiftten, çubuktan kopmasına neden olmuştur. Ordunun donanımı zayıftır. Uçak ve tank sayısı çok azdır. 18 milyonu bulan nüfusta, çalışabilecek durumdaki her dört erkekten biri askerdir. O dönemde Varlık Vergisi’nden başka Toprak Mahsulleri Vergisi de konmuştur. Onda bir oranındadır. İlk yıl ayni alınmış, ikinci yıl bir kısmı ayni bir kısmı nakdi alınmıştır. Bu verginin köylüyü çok zorladığı bilinir. Vergisini veremediği için çalışmak zorunda kalan 419 köylü genç, kömür madeninde çalışırken ölmüştür. 1939 – 1945 arasında askere alınan 1 milyon erkeğin 57 bini hayatını kaybetmiştir. 
Yedincisi; bu tür vergilerin tek örneği ve en ağırı değildir Varlık Vergisi. Savaş yıllarında vergiler artırılır. O dönemde ABD ve Avrupa ülkeleri çok ağır vergiler koymuşlardır. Balkan ülkelerinin koydukları vergiler Varlık Vergisi’ne benzer. Varlık Vergisi’ni, Milli Mücadele dönemindeki Tekâlif-i Milliye’ye benzeten Cahit Kayra, dünyadaki tüm maliyecilerin bildiği şu yalın gerçeğe dikkat çeker: “Hiçbir vergi güzel değildir. Ama gereklidir. Dünyanın her tarafında vergi zorla alınır. Kimse gönüllü olarak gidip vergisini vermez”.
Sekizincisi, Varlık Vergisi mali bir uygulamadır, güvenlik tedbiri değildir. Aynı dönemde ABD’nin kendi yurttaşı olan 100 bin Japon kökenli ABD’liyi, ülkeye ihanet ederler endişesiyle ABD’nin iç kısmındaki çöllerde kampa alması veya İngiltere’nin ülkesindeki 80 bin Alman ve İtalyan kökenliyi Kanada ve Avustralya’ya yollaması ise ırkçı güvenlik tedbirleridir. 
 ŞÜKRÜ SARACOĞLU KENDİ PARASINI KULLANDI
Dokuzuncusu; Şükrü Saracoğlu, Cenevre’de okurken, Milli Mücadele’nin başlaması üzerine yurda dönüp, Kuvayı Milliye’ye katılmış, Kuşadası’nda elinde silahla savaşmıştır. TBMM Başkanlığı, milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık yapmıştır. Hastalığı nedeniyle, devlet bütçesinden yurt dışına gitmesi önerilince, şiddetle reddetmiş, Ödemiş’te babadan kalma evini ve arsasını satarak, kendi parasıyla yurtdışına tedaviye gitmiştir.
Kıssadan hisse:
Elbette her vergi uygulamasında olduğu gibi Varlık Vergisi’nde de yanlışlar, haksızlıklar söz konusu olabilir. Ancak barış zamanındaki kurallar, yasalar, işleyişler savaş zamanında geçerli olmazlar. Sulh döneminde adam öldürene katil, harp döneminde ise kahraman denir. Ve barışta oğullar babalarını, savaşta ise babalar oğullarını toprağa verirler.
Barış Doster
Odatv.com
NOT / Varlık Vergisi’yle ilgili ayrıntılı bilgi için:
Savaş, Türkiye, Varlık Vergisi, Cahit Kayra, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2011.
Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü (2 cilt), Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2013.
Efe Başvekil Şükrü Saracoğlu’nun Romanı, Gürkan Hacır, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2006.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: