İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

6/7 EYLÜL OLAYLARI VE SALKIM SALKIM ASILACAK ADAMLAR

Yervant Özuzun / yervanto@gmail.com
“Salkım salkım asılacak adamlar”: Aziz Nesin’in bir anı kitabının adı bu. Asılacak adamlar kim mi? Aziz Nesin, Asım Bezirci, Kemal Tahir, Nihat Sargın, Hulusi Dosdoğru, Hasan İzzettin Dinamo, Can Boratav ve diğerleri. Yani yazarı, çizeriyle, emekçisi, öğrencisiyle 47 kişilik bir liste. Ortak yanları mı? Siyasi şubece fişlenmiş birer solcu olmaları. Bu nedenle defalarca içeri girmiş çıkmışlıkları bulunmaları…Tarih 7 Eylül 1955’di. Azınlıklara yönelik 6/7 Eylül tertibinin ertesi günüydü. Başbakan öğleden sonra yaptığı radyo konuşmasında olayları fişli solcuların üstüne atmıştı. Ama hiçbirinin de olaylarla ilgileri yoktu. 
***
“Salkım salkım asılacak adamlar”: Aziz Nesin’in bir anı kitabının adı bu. Asılacak adamlar kim mi?
 Aziz Nesin, Asım Bezirci, Kemal Tahir, Nihat Sargın, Hulusi Dosdoğru, Hasan İzzettin Dinamo, Can Boratav ve diğerleri. Yani yazarı, çizeriyle, emekçisi, öğrencisiyle 47 kişilik bir liste.
Ortak yanları mı? Siyasi şubece fişlenmiş birer solcu olmaları. Bu nedenle defalarca içeri girmiş çıkmışlıkları bulunmaları.
Bu kez nedenini bilmedikleri bir suçlamayla evlerinden, bulundukları yerlerden tutuklanmışlar, önce Sirkeci’deki Sanasaryan handa (Siyasi Şube’de) toplanmışlar sonra Harbiye’de hücreye atılmışlardı.

BU AYDINLARIN SUÇU NEYDİ?
Tarih 7 Eylül 1955’di. Azınlıklara yönelik 6/7 Eylül tertibinin ertesi günüydü. Başbakan öğleden sonra yaptığı radyo konuşmasında olayları fişli solcuların üstüne atmıştı. Ama hiçbirinin de olaylarla ilgileri yoktu. 
Peki, neden tutuklanmışlardı? Onu, bulundukları hücrede haftalar sonra öğrendiler. Tutuklulardan Dr. Hulusi Dosdoğru (6/7 Eylül Olayları isimli) anı kitabında şöyle yazıyor:
“İlk toplu tevkif müzekkeresi tutuklanmamızdan 22 gün sonra, 28.9.1955 tarihinde bizlere tebliğ edildi: Suçlama: 6/7 Eylül Olaylarını, tahrik ve teşvik.”
“Bu tutuklama yazısından 38 gün sonra 5.11.1955 de Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce ikinci tevkif müzekkeresi (tutuklama yazısı) yine hepimize toptan bildirildi. Bu ikinci müzekkerede şunlar yer alıyordu. 6/7 Eylül hadiselerinde tahrik, teşvik ve iştirakten maznun (sanık) 47 mevkuf (tutuklu) hakkında, mahkumiyetlerinin devamına karar verildiğinin kendilerine tebliğini bildirmenizi…(2 numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi esas kararı:55/638)”
Yani bu aydınlar “6/7 Eylül 1955 Olayları” olarak bilinen azınlıklara yönelik ayıplı, tertibin sanıklarıydı ve bu nedenle de Harbiye’de hücreye kapatılmışlardı. Gerçekten suçlu olabilir miydi?
Ama bir suçlu olmalıydı. Suçu, siyasi şubenin fişlilerine yüklemeye çalışırsın bunun ayıbından da suçundan da kurtulursun. Aynen öyle olur.

6/7 EYLÜL SANIKLARININ CEZALARI MI ?
Aziz Nesin’den okuyalım: “6/7 Eylül faciasında (…) dürtüleri baskı altında tutulan ve bu yüzden ezilen bireylerdeki saldırganlık gizli gücünün subapı devlet eliyle açılmış ve o facia ortaya çıkmıştı (…) 6/7 Eylül faciasının gerçek sorumlu ve suçlusu hükümetti. O olayın çapulcu, talancı ve yağmacıları da hükümetin el altından kışkırtıp sonradan dizginleyemediği ayak takımı (lümpenler) idi. Peki biz neydik? Hücreye atılanlardan hiç birimizin bu olayla uzaktan yakından en küçük bir ilişkimiz yoktu…Sıkıyönetim Komutanının emri şuydu: Solcular 6/7 Eylül suçlusu olarak salkım salkım asılacak…”
Bu nedenle aylarca hücrelerde kalıp yargılanmışlardı. Olayların hükümet tertibi olduğu anlaşılmaya başlayınca iç ve dış baskılar sonucunda verilen kararlar şöyleydi: “Gereği düşünüldü. Sanık …’a isnat edilen 6/7 Eylül Olayları teşvik ve tahrik suçunun varit olmadığı ortaya çıktığından beraatına oy birliğiyle karar verildi…”.
Yani, salkım salkım asılacak adamlar takriben 9 ay sonra beraat etmişlerdi.

6/7  EYLÜL NEYDİ?
Hiç kuşkusuz, azınlık karşıtı politikaların bir halkasıydı. Osmanlıdan Cumhuriyete geçişte birçok konuda değişiklik olduğunu söyleyebiliriz ama İttihat ve Terakki’nin izlediği Müslüman olmayanlarla ilgili politikasında bir değişiklik olduğunu söyleyemeyiz..
Dönem, imparatorlukların bittiği ulus devletlerin kurulduğu dönemidir. Temel mesele öncelikle Anadolu’nun ve Trakya’nın Müslüman olmayan kimliklerden arındırılıp Türk/Müslüman kimlikli bir ulus/devlet kurmaktı.
Gayrimüslimlerin, yani Lozan’dan bu yana nüfus kayıtlarında 1, 2, 3 “kod” numaralı farklıların (Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin) bu yeni devlette yeri yoktu. Devletin politikası bu gruplara yönelik baskı, asimilasyon, şiddet ve yok etme uygulamaları olarak şekillenmişti.
Bu sürede İstanbul dışında Müslüman olmayan unsurların cemaatleri kalmadı. Sıra İstanbul’u da arındırmaya gelmişti. Azınlık politikalarının türlü/çeşitli versiyonlarına rağmen İstanbul azınlıkları köklerinden tamamen kopamıyorlardı. Eee kolay değildi tabii bir insanın kök saldığı topraklardan kopması.
Fırsat bu fırsattı. Bir taşla iki kuş vurulabilirdi. Londra’daki Kıbrıs görüşmeleri nedeniyle hem Yunanistan’a gözdağı verilir hem de İstanbul azınlıklarına kendilerine gelemeyecekleri bir ders daha verilirdi.
Öyle de oldu. Devletin derini mühendislik hesabıyla start verdi. Selanik’te Atatürk’ün evine bir görevlinin Türkiye’den gönderilen bombayı atmasıyla başlayıp tüm İstanbul’da önceden işaretlenen Rum, Ermeni ve Yahudilerin ev, iş yeri, ibadethane, okul ve mezarlıklarına yönelik, ellerinde tek tip sopalarla, kazma, balta gibi kırıcı ve kesicilerle planlı bir uygulama başlatıldı.
Yakma, kırma, yağmalama, öldürme, yaralama, tecavüzler derken İstanbul’un üzerinden bir kara basan geçti. İstanbul 1453 den bu yana en büyük yağmayı, talanı yaşadı.

6/7 EYLÜLDE NELER OLMUŞ, OLAYLARLA İLGİLİ NELER YAZILMIŞ, SÖYLENMİŞ. BİR GÖZ ATALIM
Metin Toker: “İstanbul alt üst oldu. Varoşlar şehre indi. Eylemlerin ardından yedi göbek Rumlar ülkeyi terk ettiler. İstanbul’un eşsiz kültür mozaiği 6/7 Eylül olaylarıyla birlikte yerle bir oldu. Şehir şehirlikten çıktı. Taşralaştı. (…) Parlayan yangınlar etrafı sardı. 74 Rum Ortodoks kilisesinden 70 inde yangın çıktı. Ortalıkta yangınları söndürecek ne itfaiye ne kargaşayı önleyecek polis vardı. (…) Meryem ana İkonları, yağ kandilleri, gümüş şamdanlar, buhurdanlıklar, haçlar, adak eşyaları, yağ kandilleri, tasvirler, mozaikler, freskler tuz buz olup ortalığa saçıldı. Bu vahşet kasırgası 18.45 sularında Beyoğlu’nda koptu. Çılgınlık tüm İstanbul’a ve Adalara sıçradı. O arada kiliselerden başka, Havra, 8 Ayazma, 2 Manastır, 3584’ü Rumlara ait, toplam 5538 gayrimenkul, yıkıldı yağmalandı. Fatih Sultan Mehmet’le başlayıp 500 yıl süren ‘mala, cana, ırza dokunmama’ geleneği iki saat içinde yok edildi.”
Mete Tuncay: “Aslında 6/7 Eylül 1955 azınlıklara karşı girişilen sindirme, tasfiye hareketlerinin ilki değildi (…) Ama 6/7 Eylül olayları daha öncekilerin hiç birine benzemiyordu. 6/7 Eylül saldırılarıyla başlayan süreç onları ana yurtlarından ayıran süreç oldu..”
Yılmaz Karakoyunlu (Güz Sancısı isimli kitabında): “İstanbul’un kültür mozaiği başlı başına tarihsel bir zenginlik içeriyordu. (…) Ermeni, Rum, Yahudilerin Türk sanat ve estetik değerlerinin ulaşımında büyük payları katkıları vardı.(..)
6/7 Eylül olayları ta Osmanlıdan beri Azınlık sermayesinin Türk kesimine transferi için muhtelif zamanlarda sahneye konulmuş değişik saldırı olaylarında üçüncüsüdür. Bunlardan birincisi İttihat Terakki döneminde yaşanmış…
İkincisi; Cumhuriyet dönemindeki 1942-1943 yılları arasında yaşanmış olan Varlık Vergisidir. Bu da sermayeyi Müslüman kesime zorla aktarma girişimidir.
Üçüncüsü ve en sunturlusu Demokrat Partinin uyguladığı 6/7 Eylül 1955 olaylarıdır. Olay Selanik’te Atatürk’ün evine bomba koyan ve bunun suçunu Yunanlılara atan bugünkü Nevşehir valisi Oktay Engindir.”
O zamanki siyasi iktidarın yargılandığı 1960-1961 yılındaki Yassıada Mahkemelerinde de 6/7 Eylül olaylarının bir hükümet provokasyonu olduğu anlaşıldı.  Anlaşıldı da azınlık politikalarında ve bu tür provokasyonlarda bir değişiklik oldu mu?

6/7 EYLÜLDEN SONRA AZINLIKLAR İÇİN SON KIRILMA TARİHİ: 1964 SÜRGÜNLERİ
 “İstanbul’un Son Sürgünleri” isimli (Hülya Demir ve Rıdvan Akar’ın) kitabından yakın tarihimizin pek bilinmeyen, bir gerçeğini okuyup bir kere daha hatırlıyoruz.
Atatürk ve Venizelos tarafından 1930 yılında imzalanan Türkiye, Yunanistan arasındaki Barış ve Dostluk Anlaşması 1964’de tek taraflı olarak yürürlükten kaldırılır. Yaklaşık 40 bin Türk ve Yunan vatandaşı, Rum 20 kilo eşya ve 22 dolarla 24 saat içerisinde sınır dışı edilirler. 2902’si tapulu mülk olmak üzere diğer tüm varlıkları bloke edilir.
Bu olay, başta Rumlar olmak üzere İstanbul Azınlıkları için son kırılma tarihtir.

DÜNÜN KONTRGERİLLASINDAN GÜNÜMÜZE DEĞİŞEN NE?
Dr.Hulusi Dosdoğru anı kitabında “Son Söz” başlığıyla şunları yazıyor: “6/7 Eylül Olaylarının, Yassıada’da Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanması, 24.10.1960’da gerekçeli kararın verilmesiyle sona ermiştir. Ortaya salkım saçak dökülen, akla, izana sığmaz bu dev çaptaki suçların ardından, ne yazık ki, dağ, fare bile doğuramamıştır.
Bebek, köpek, metres davaları ile havanda su dövenler, asıl suç kovanını çomakladıkça, altından eski deyimle çapanoğlu yeni adıyla kontrgerilla çıktığından ve ucundan kulpundan karıştıranlara bulaştığından suçlar köpürtülüp kazınmadan, olduğu gibi bırakılmıştır.
Bu yüzden 6 Eylül 1955 günü Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalanması olayı, düşman iftirası-Yunan yakıştırması diye yaftalanarak, ört-bas edilmiş Devleti kullanarak işlenen bu zincirleme suçların üzerine sünger çekilmiştir.
Toplumun alnına sıvaştırılmaya çalışılan böyle bir suç kovanından yeterince ibret alınmadığı için, daha sonraki Maraş Pogromu’nda son Sivas Kırımı’nda benzer olaylar tekrarlanıp durmuştur.” (Bildiğiniz gibi 6/7 Eylül Olaylarının sanıkları olan Aziz Nesin’le, Asım Bezirci’nin yolları 1993 de Sivas Madımak Otel faciasında bir kere daha birleşir. Olaylarda Asım Bezirci yanarak ölür, Aziz Nesin’in itfaiye merdiveniyle kurtuluşu ise o günleri yaşayanların belleklerinde hala duruyor. Y.Ö.)
Bunlar bizler için dün de bugün de çok bildik şeyler. Rahip Santoro, Hrant Dink ve Zirve Yayınevi cinayetleri, öldürüleceklerin listesi, Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları sokaklarda (6/7 Eylü’lden hatırladığımız ve tespit ettiğimiz) işaretlenen Ermeni evleri.
6/7 Eylül Olaylarının yıldönümündeyiz. 1955, 2013 aradan 58 yıl geçti. Hiç kuşkusuz, o kara tablo, o kara gün toplumsal belleğimizde ve yakın tarihimizin sayfalarında duruyor.
Biz azınlıklar için 6/7 Eylül öncesi vardır, 6/7 Eylül sonrası vardır. 6/7 Eylül öncesinde azınlıktık, 6/7 Eylül sonrasında azıcık kaldık. Bilirsiniz azıcık kalmak yok olmanın başlangıcıdır.
Ulus-devletten amaç bu sonuç değil miydi? Bunca “azınlık karşıtı politikalar” ın amacı İstanbul’u da gayrimüslimlerden arındırmak değil miydi?

TÜM FARKLILIKLARI ZENGİNLİK OLARAK KABUL EDEN BİR ÜLKEM OLSUN İSTİERDİM
Mevcudumuzu koruma çabasındayız. Bir rengi canlı tutmak istiyoruz. Ama zor oluyor işte.
Ülkem aydınları farklı düşündükleri için, ülkem azınlıkları ise farklı alt kimlik taşıdıkları için; sistemin, resmi ideolojinin, ulus-devlet olgusunun dışında kalan kimselerdi. Bunun haksız bedelini 6/7 Eylülde birlikte ödediler. Ama azınlıkların ödediği bedel kalıcı ve yıkıcı oldu.
Aydınların çoğu aramızdan ayrıldı. 6/7 Eylül Olaylarını yaşayan gayrimüslimlerin çoğu da hayata veda ettiler. Üstelik bunların çoğu kendilerinin ve çocuklarının geleceğini yaban ellerde arayıp, dünyanın dört bir yanına savruldular; bu ülkenin dilini konuşarak, türküsünü çığırıp, şarkısını söyleyerek, rüyasını görerek hayata veda ettiler.
Olayın 58. yılında hepsini saygıyla anıyorum. Tüm farklılıkları zenginlik olarak kabul eden demokratik bir ülkem olsun isterdim.
yervanto@gmail.com
Yervant Özuzun

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: