İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bu kadar olur muhafazakarın demokratı: Ahmet Kekeç ırkçılığa kılıf buldu

İşte Ahmet Kekeç’in o yazısı: “Milli güreşçi Rıza Kayaalp’e tepki gösterenler haklıdır. Bu sporcu terbiyesizlik yapmıştır. Dahası, suç işlemiştir. Bu suçun adı, nefret suçudur. Üstelik bu suç, İsmet Paşa mamulü Rum Masasının yaptıklarını temizleyen, Gayrimüslimin gasp edilen mallarını iade eden bu hükümet döneminde işlenmiştir. Bu, mevcut hükümet için de züldür. Üzülerek söylemek gerekirse, eskiden bu topraklarda, kimi mahfillerde, Ermeni, Rum ve Yahudi sözcükleri, hakaret yerine kullanılırdı. Böyle ayıplı dönemlerimiz oldu. Kimi cühela takımı da, Ermeni dendiğinde Ermenistan’ı, Rum”dendiğinde Yunanistan’ı, Yahudi dendiğinde İsrail’i anlardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu büyük milli devletimiz, bu ülkeleri resmi düşman ilan etiği için, Ermeni, Rum ve Yahudi vatandaşlarımız düşman  sayılırdı. En hafif ifadesiyle, içimizdeki hain…”


***

Star yazarı Ahmet Kekeç attığı ırkçı tweetler nedeniyle güreşçi Rıza Kayaalp’i eleştirenleri hedef aldı. Kayaalp’in ırkçılığı ile Erdoğan’a “lan” denilmesini karşılaştıran Kekeç, bir yandan da CHP’ye sataşmak için bahane bulmakta zorlanmadı!
Ahmet Kekeç bugünkü yazısında Ermenilere yönelik attığı ırkçı tweetler sebebiyle Rıza Kayaalp’e yapılan eleştirileri konu aldı. Kekeç yazısında Ermenilere hakaret eden Kayaalp ile, Erdoğan’a “lan” dediğini iddia ettiği Emrah Serbes’i eşitledi!
Bir insanlık suçu ile Erdoğan’a “lan” demeyi nasıl karşılaştırdığını anlamadığımız Kekeç’in, Erdoğan’ın da “lan” demeyi çok sevdiğini unuttuğu anlaşılıyor. Zira bir çiftçiye “Artistlik yapma lan…” diye çıkışmasının görüntüleri hala hafızalarda! Kekeç’in Erdoğan’ın kabalıkları için bir eleştiri yazdığını hatırlamasak da, sorsak “ama o ne de olsa seçilmiş Başbakan, küfür etme, kabalık yapmak hakkı var” demesi de çok muhtemel…
Asıl dikkat çekici olansa, demokratlık oynamayı çok seven yandaş medyanın AKP’nin sahip çıktığı ırkçı sporcuyu eleştirirken bile, “topu kendime nasıl çeviririm” buradan “CHP’ye, direnişçilere nasıl saldırırım” çabası. Diyecek daha fazla söz bulamıyoruz.
İşte Ahmet Kekeç’in o yazısı:
“Milli güreşçi Rıza Kayaalp’e tepki gösterenler haklıdır. Bu sporcu terbiyesizlik yapmıştır.
Dahası, suç işlemiştir. Bu suçun adı, nefret suçudur. Üstelik bu suç, İsmet Paşa mamulü Rum Masasının yaptıklarını temizleyen, Gayrimüslimin gasp edilen mallarını iade eden bu hükümet döneminde işlenmiştir. Bu, mevcut hükümet için de züldür. Üzülerek söylemek gerekirse, eskiden bu topraklarda, kimi mahfillerde, Ermeni”, Rum ve Yahudi sözcükleri, hakaret yerine kullanılırdı. Böyle ayıplı dönemlerimiz oldu. Kimi cühela takımı da, Ermeni dendiğinde Ermenistan’ı, Rum”dendiğinde Yunanistan’ı, Yahudi dendiğinde İsrail’i anlardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu büyük milli devletimiz, bu ülkeleri resmi düşman” ilan etiği için, Ermeni, Rum ve Yahudi vatandaşlarımız düşman  sayılırdı. En hafif ifadesiyle, içimizdeki hain…”

İsmet Paşa’nın “içimizdeki hainler” için çıkardığı Varlık Vergisi Kanunu’nun yol açtığı faciayı biliyorsunuz. Bilmeyenler, kitaplardan ve filmlerden öğrendi.
Diyorum ya, böyle ayıplı dönemlerimiz oldu.

Kulakları çınlasın, Murat Belge, “Genesis” adlı kitabında, bu ayıplı alışkanlığın kökenlerine iniyor, “milli edebiyat” ve “büyük ulusal anlatı” adı altında sergilenen kepazeliklerin bir nesli nasıl zehirlediğini anlatıyordu.
Dolayısıyla, milli güreşçi Rıza Kayaalp, geçmişte kalan, geçmişte kalması çok çok hayırlı olacak bir alışkanlıkla, kafa kağıdında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” yazan Gayrı Müslim” vatandaşlarımızı üzmüş, derinden yaralamıştır. Kendisini kınıyoruz.
Burada anlaştık mı?
Bakalım ilerleyen bölümlerde anlaşabilecek miyiz?
Rıza Kayaalp’in Akdeniz Olimpiyatları’nın açılışında, milli takımımızın bayrağını taşıması, haklı olarak Hürriyet gazetesi yazarlarının tepkisini çekti.
Birbirinden müthiş yazılar yazdılar.
Durumu anlatıp bir ayıbı teşhir ettiler.
Üzüldük. Utandık. “Rıza Kayaalp çok ayıp etmiş” dedik.
Fakat, aynı zamanda haksız, maksatlı ve kötü niyet ürünü”yazılardı bunlar.
Meğer hükümet, ettiği küfürlerin mükafatı” olarak bayrağı Rıza Kayaalp’e taşıtmış.
Böyle yazdılar.Hiç utanmadılar. Hemen isim de vereyim:
Bu iddianın en coşkun ismi, Ahmet Hakan Coşkun’du.
Bu arkadaşın yazısını okuyanlar şu sonucu çıkardılar:
Rıza Kayaalp gizli bir kararla”(muhtemelen hükümetin özendirmesiyle) internet ortamına salınıyor, oradan birilerine küfretmesi ve Ermeni vatandaşlarımızı aşağılaması sağlanıyor, bu işte muvaffak olduğu görülünce, Gel bakalım buraya Rıza. Sen bu görevi hak ettin. Olimpiyatlarda milli takım kafilesinin bayrağını sen taşıyacaksın” deniyor.
Bildiğimiz kadarıyla, bayrağı Rıza Kayaalp’e taşıtanlar, böyle bir suçun işlenmiş olduğu bilgisini gazetelerden öğrendiler.
Bunu Ahmet Hakan Coşkun bilmez mi? Bilmez olur mu hiç? Benzeri bir yazıyı Mehmet Yakup Yılmaz da yazdı. Haksızlık etmeyelim, Ahmet Hakan Coşkun kadar coşkun değildi.
Rıza Kayaalp’in ödüllendirildiğini zımnen yazdı.
Daha doğrusu, bu sonucu çıkarmayı okurlarının ferasetine bıraktı.
Maksat, elbette bir suçu teşhir etmek değil.
Maksat hükümete vurmak, Gezi Parkı eylemleriyle köşeye sıkıştırılan Başbakan’ı iyice köşeye sıkıştırmak… Ve elbette itibarsızlaştırmak…
Maksat bu olunca, her yol meşru”sayılıyor.
Bu iki aslan parçasına soralım o zaman:
Rıza Kayaalp’in ayıbı için destansı yazılar yazdınız. İyi de ettiniz.
Emrah Serbes adlı yazarın “terbiyesizliği” için de iki satır karalamayı düşünmez misiniz?
Düşünün…
Emrah Serbes, mütemadiyen reklamını yapıp durduğunuz Behzat Ç. adlı dizinin yazarıdır. Bir “Gezi Parklı eylemcisi”dir ve kendisinde bu ülkenin seçimle gelmiş Başbakanına lan deme hakkı görebilmektedir.
Bunu yazın, bir de Hilton’dan sınava çekeceğim sizi.”


Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: