İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Üç millet dışlandı, diğerleri Türklük çatısında toplantı

Yrd. Doç. Dr. Şener Aktürk, ‘Türkiye’nin Kimlikleri’ adlı kitabı ile dini ve etnik grupları büyüteç altına aldı… “Osmanlı’nın çöküşü ile fiilî olarak tek dinli fakat pek çok etnik kökeni içeren bir Türklük tanımı yapılmıştır. Mecazi olarak gözümüzde canlandırmamız gerekirse Osmanlı kimliğinin dört ayağı olan dört ana millet arasından, Türkiye Cumhuriyeti sadece İslâm milletini ulusu olarak kabul etmiş fakat o ayağa da İslâm milleti yerine laik Türk ulusu demiştir. Osmanlı’nın diğer üç ana milletine (Rum, Ermeni, Musevi) Türklük kapısını kapatmış ve ancak ikinci sınıf vatandaşlar olarak yaşamalarına bir süre tahammül edilmiştir. Bu üç grubun ‘resmî azınlıklar’ olarak tanınmasının fiilî karşılığı bir çeşit geçici ikinci sınıf vatandaşlıktır.” “Türklükten dışlanan üç gayrimüslim millet bu durumdan şikâyetçi olduğu gibi, kendisine ‘Türk’ denilen İslâm milletinin bazı unsurları da durumlarından pek memnun olmamıştır.”

***
Yrd. Doç. Dr. Şener Aktürk, ‘Türkiye’nin Kimlikleri’ adlı kitabı ile dini ve etnik grupları büyüteç altına aldı. Şener Aktürk, Etkileşim Yayınları’ndan çıkan kitabında Alevi, Kürt, Arap gibi pek çok kimliği 1950-1980 dönemine değinerek; Rusya, Çin, İspanya ve ABD örnekleri ile karşılaştırarak inceledi.
Dini ve etnik yapılara karşılaştırma ile eğilen bir kitap yazmayı amaçladığını aktaran Aktürk, “Yapıtı incelemenin karşılaştırmalı olmasına yaptığım vurgu, alanımın karşılaştırmalı siyaset olmasından ve maalesef karşılaştırmalı siyasetin Türkiye’de göz ardı edilmesinden, ilerlememesinden kaynaklanıyor.” ifadesini kullandı.
Aktürk, medeniyet kavramının çokça kullanıldığı bir dönemde karşılaştırmaların nadir olduğunu belirterek, “Fernand Braudel’den Samuel Huntington’a kadar medeniyetler için yazmış bir düzine (çoğu Batılı) yazarın medeniyet tanımlarını karşılaştırmalı olarak ele alıp ayrıldığı yönleri ortaya koyarak, medeniyete yeni ve ortak bir tanım gayretine girişiyor ve bu tanımla da İslâm medeniyeti kavramını sorguluyorum. ” dedi.
Yrd. Doç. Dr. Aktürk, kitabında Marx’ın yapıtlarından ‘Yahudi Sorunu Üzerine’de laik devlet, sivil toplum ve dindarlık bağlantısı ile ilgili fikirleri tarihin ve karşılaştırmalı siyasetin deneyimine tabi tuttuğunu da dile getirdi.
Kürt açılımında İslâmcı ideolojinin önemli rolünü olduğunu vurgulayan Aktürk, “Yazılarım da bu tezi dolaysız olarak dile getiren nadir akademik yayınlardandır.” dedi.
Cumhuriyet’in kimlik algısına da değinen Aktürk, şunları ifade etti:
“Osmanlı’nın çöküşü ile fiilî olarak tek dinli fakat pek çok etnik kökeni içeren bir Türklük tanımı yapılmıştır. Mecazi olarak gözümüzde canlandırmamız gerekirse Osmanlı kimliğinin dört ayağı olan dört ana millet arasından, Türkiye Cumhuriyeti sadece İslâm milletini ulusu olarak kabul etmiş fakat o ayağa da İslâm milleti yerine laik Türk ulusu demiştir. Osmanlı’nın diğer üç ana milletine (Rum, Ermeni, Musevi) Türklük kapısını kapatmış ve ancak ikinci sınıf vatandaşlar olarak yaşamalarına bir süre tahammül edilmiştir. Bu üç grubun ‘resmî azınlıklar’ olarak tanınmasının fiilî karşılığı bir çeşit geçici ikinci sınıf vatandaşlıktır.”
“Türklükten dışlanan üç gayrimüslim millet bu durumdan şikâyetçi olduğu gibi, kendisine ‘Türk’ denilen İslâm milletinin bazı unsurları da durumlarından pek memnun olmamıştır.” diyen Aktürk, o dönemde vukubulan olayları şöyle anlattı:
“1919-1922 dönemini kapsayan ‘Millî Mücadele’de esasında dinsel anlamıyla millî bir mücadeleydi; yani İslâmî mücadele. Yoksa 1919-1922’de yapılan mücadeleye, gerek söylemi gerekse katılımcıları bakımından kesinlikle Batı Avrupalıların anladığı ve şu an pek çok kimsenin sandığı gibi laik ulusal (nasyonel) bir mücadele denilemez. Öyle olsaydı Millî Mücadele muhtemelen zaten kazanılamazdı. Türkiye Cumhuriyeti yerine Anadolu’da laik ulusalcı Çerkez, Gürcü, Laz, Arap, Kürt ve Türkmen devletçikleri veya Avrupa devletlerinin himayesinde otonom bölgeleri kurulurdu. Buna benzer bir girişimi deneyen Çerkez ve Kürt milliyetçileri oldu. Bilhassa Çerkezler Millî Mücadeleye karşı pek çok isyanın da belkemiğini oluşturdu. Ama sonuçta Ankara merkezli İslâmî mücadele hükümetinin çekim gücü tüm Müslüman unsurların büyük oranda ortak bir kurtuluş mücadelesine katılmasını mümkün kıldı.”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: