İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Süryani’lere yönelik hukuksuzluk ve hak gaspı hâlâ sürüyor…’

İstanbul- Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Şişli İlçe Örgütü’nce düzenlenen ‘Resmi tarihle yüzleşme atölyesi’ kapsamındaki söyleşide, ‘Soykırıma uğramış bir halk: Süryaniler…’ ana temasıyla sunum yapan ‘İzmir Süryanilerle Dayanışma Platformu’ sözcüsü Zeynep Tozduman “Ermenilere yönelik soykırımından sonra metropollerde yaşayan Ermeni aydınları, bu konuyu dünya kamuoyuna duyurdu. Süryanilerin ise eli kalem tutan kesimleri ortadan kaldırıldığı, Ermeniler ve Rumlar gibi bir devletleri de olamadığı için Süryanilere yönelik sürdürülen ‘Seyfo ne yazık ki dünya kamuoyuna yeterince duyurulamadı. Süryani halkı 1840’lı yıllardan itibaren sürgün, tehcir, açlıkla devam eden 1915’lerde tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı” dedi. 

DSİP Şişli İlçe Örgütü lokalinde düzenlenen söyleşiye yoğun ilgi gösterenler arasında Süryaniler de yer aldı. Aralarında İsveç’ten gelerek söyleşiye katılan İsveç Asur Federasyonu’ndan Simon Barmano ile Schamiram Barmano ve ‘Süryani Mutfak Kültürü ve Yemekleri’ kitabının yazarı Muzaffer İris’in de bulunduğu katılımcılar Süryani soykırımı üzerine görüşlerini dile getirdiler. Sunumunda, Süryanice’de ‘kılıç yarası’ anlamına gelen ‘Sayfo’dan (Seyfo) sağ olarak kurtulabilen Süryani/Asuri, Keldani ,Arami, Nasturilerin bir kısmı Avrupa ve Amerika’ya, bir kısmı da Ortadoğu’ya Lübnan’a, Suriye’ye ve Kudüs’e göç etmiştir” diyen Zeynep Tozduman söyleşisinde şunları dile getirdi:……….. [Atölyenin 17 Mayıs Cuma günkü oturumunda Harut Özer, “1915’ten 2015’e: Su çatlağını buluyor…’ temasını işleyecek…]
İRAN VE IRAK’TA ‘ASUR’, SURİYE VE TÜRKİYE’DE ‘SÜRYANİ’ OLARAK ANILAN BİR HALK…”
“Süryaniler, kökenleri yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanan bir halktır. Mezopotamya’da yaşayan ve uygarlığın gelişiminde önemli rol üstlenen köklü bir kültürün de mirasçılarıdır. Hıristiyanlığı ilk kabul eden semitik bir halktır. Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra, Mezopotamya coğrafyasını istila edenlerin baskı ve egemenlikleri yüzünden başlangıçtaki etkinliklerini, bu güne değin kaybederek, hemen hemen yok denilecek kadar az kalmışlardır.
Süryanilerin kökeni ve nerden geldiklerine dair bilinen üç farklı görüş vardır.
Bu görüşlerden birisi, Süryanilerin Aramiler’den geldiğini savunan tezdir. Bu tezin dayanağı Süryani halkının Aramca konuştuğu ve bundan dolayı kökeninin Aramiler olduğunu iddia etmektedir.
İkinci görüş ise, Süryanilerin Asurlulardan geldiğini savunan tezdir. Bu görüşe göre Süryaniler, Mezopotamya’da imparatorluklar kurmuş olan Asurluların torunlarıdır. Üçüncü görüş ise, Süryanilerin kökeninin Mezopotamya halklarına dayandığını belirten bir görüştür. Aynı dili konuşan, benzer örf ve adetleri yaşayan bu halklar Hristiyanlık inancıyla birlikte aynı dine sahip olmuşlardır. Ve bu eski halkların temeli üzerinde, Yeni bir ada sahip olan Süryaniler doğmuştur.
Bu halk Irak ve İran’da daha çok ‘’Asur’’ adıyla tanınırken, Suriye ve Türkiye’de aynı halk için ‘’Süryani’’ adı kullanılmaktadır.
Yukarı Mezopotamya’nın yazılı tarih evresi Akkadlarla başlar. İ.Ö. 3 bin’lerde Sümer’in kuzeyinde yer alan Akkad’da ve Fırat’ın orta kesiminde yaşayanlar, Sami dili (Akkadça) konuşuyorlardı. Akkad bölgesi; Dicle ve Fırat arasında merkezi bir bölgeydi. Süryani halkının çekirdeğini oluşturan bu insanlar Akkad bölgesinde kuzeye yayılan Samilerdir. Asur, Ninova , Kolah vb. gibi kentler ve buradaki yığınla bulunan tabletler aracılığı ile bu durumu tartışmasız kanıtlamaktadır.
Patriklik merkezleri 1963 yılından beri Suriye’nin başkenti Şam’da bulunmaktadır. İlk patrik olan Mor Petrus’tan günümüze değin 121 patriğin başkanlık ettiği kilisenin, şu andaki patriği 122. patrik olan Moran Mor İğnatiyos I. Zekka Iwas’dır. Süryani Kadim Kilisesi Patrikliğine bağlı 20 Metropolit bulunmaktadır. Bunların sadece 4 tanesi Türkiye’de bulunuyor…”
“ŞU ANDA TÜRKİYE GENELİNDE KALAN NÜFUS 18 BİN CİVARINDA…”
“Yaklaşık Türkiye geneli nüfusları 18.000 genelindedir. Bunlardan 15 bini İstanbul’da, üç bin civarı da Mardin’de yaşamaktadır. Süryaniler, İstanbul ve Mardin dışında başlıca Mersin, Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ, Ankara, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep, Antakya, Antalya ve Adana’da yaşamaktadır.
Anadolu coğrafyasının en kadim halkı olan Süryaniler kendi anavatanları olan Turabdin (Mardin)’den bazen savaşlar nedeniyle, bazen sosyal ve politik nedenlerle, en acısı da soykırımlar nedeniyle, ‘nar tanesi gibi’ dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır.
1900’lü yılların başlangıcında, bugünkü Türkiye’nin nüfusunun dörtte biri, Süryani, Ermeni, Pontus Rum ve Yahudilerin de yer aldığı gayrı-Müslimlerden oluşuyordu. Sayfo (Süryanicede kılıç yarası anlamına gelmektedir) öncesi, Osmanlının dâhiliye bakanlığı tarafından hazırlanan etno-demografi haritası çıkarılmıştı.
1913 yıllarının başında Talat Paşa Müslüman olmayan liderlere, onlara bağlı ne kadar gayrı Müslüm olduğunu bildirmeleri talimatı verdi. Böylelikle Ermeni, Yahudi, Süryani ve Ezidilerin yaşadıkları yerler ve sayıları belirlendi.
1.Dünya savaşından sonra İttihat ve Terakki’ye bağlı ’teşkilat-ı Mahsusa’ aracılığı ile Ermeni halkı öncelikli hedef seçilerek bu coğrafyada hunharca bir katliam başlatıldı. Sistemli ve planlı bir şekilde gerçekleştirilen 1915 Soykırımı’nda Ermenilerle birlikte aynı kaderi paylaşan Süryani halkı, Pontus Rum, Ezidiler ve Yahudilerin yer aldığı gayrı Müslim nüfus, bilinçli bir şekilde bu topraklardan tamamen silinmese de, yok sayılacak noktaya getirildi. Sistemli ve planlı bir şekilde gerçekleştirilen 1915 Soykırımı’nda bu halklardan milyonlarca insan vahşice katledildi.
Bu ülkenin en kadim halklarını salt gayri Müslim olduğu için, imha ve tehcir etmenin başlangıcı (önce aydınlar), 24 Nisan 1915’de İstanbul’dan verilmiştir. İstanbul’da zamanın Osmanlı toplumunun sanat, edebiyat, düşünce ve kültür dünyasının en üretken temsilcisi olan 220 Ermeni aydının gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, gayri Müslim halklar için geri dönüşü mümkün olmayan bir felakete dönüştü…
Ermenilere yönelik soykırımından sonra metropollerde yaşayan Ermeni aydınları, bu konuyu dünya kamuoyuna duyurdu. Süryanilerin ise eli kalem tutan kesimleri ortadan kaldırıldığı, Ermeniler ve Rum’lar gibi devlet olamadıkları için Süryanilere yönelik sürdürülen ‘Sayfo’ ne yazık ki duyurulamadı.
Süryani halkı 1840’lı yıllardan itibaren sürgün, tehcir, açlıkla devam eden 1915’lerde tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan, kendi çabalarıyla örgütlenerek Avrupa’da 30 yıllık bir çalışma sonucu Seyfo Center bünyesinde örgütlenerek ancak özne olabilmeyi başarmıştır. Unutmamak gerekir ki, Seyfo Center’in (Süryani soykırım araştırma merkezi) oluşmasında büyük çabaları olan Amerika’da yaşayan Sabri Atman’ın çok büyük payı vardır.”
“250 BİNİN ÇOK ÜZERİNDE SÜRYANİ KATLEDİLDİ”
“Bu gün için ne kadar Süryani sayfo’da katledildi sorusuna kesin ve güvenilir bir rakam vermek mümkün değildir. Paris’te yapılan “Barış Konferansı”nda 250 bin Doğu-Batı Süryani’nin katledildiği belirtilmişti. Ama biz gerçek sayının bunun üzerinde olduğunu tahmin ediyoruz. Şöyle ki, Ruhban ve din adamlarının olmadığı bölgelerde gayrı Müslim nüfusa ilişkin bilgiler yoktu. Bugünkü Suriye-Türkiye sınırında, Antep, Antakya, İskenderun, Adana, Antalya, Hatay, Urfa, Harran, Kilis ve Nizip’te Rum diye bilinen Arapça konuşan Süryani Melkitler yoğun olarak yaşıyordu. Ama bunlar ne etnik haritada ne de bildirilen sayılarda var. Sayfo’dan sağ olarak kurtulabilen Süryani/Asuri, Keldani ,Arami, Nasturilerin bir kısmı Avrupa ve Amerika’ya, bir kısmı da Ortadoğu’ya Lübnan’a, Suriye’ye ve Kudüs’e göç etmiştir.
“CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE KATLİAMLAR DEVAM ETTİ”
“Yaşadıkları acılar 1915’le kalmadı. Yeni kurulan Cumhuriyet, işe 1924’de Hakkâri bölgesinde Nasturi katliamı yaparak başlamıştır. 1928’de yeni alfabenin kabulüyle bir avuç kalan azınlıkları özellikle Süryanileri ‘’Türkçe ‘’ konuşmaya zorlayarak (‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyaları), ana dillerini unutmaları için dilsel, kültürel soykırım yapmıştır. 1942-1944 Varlık vergisi ile soykırım yaşayan halkların zenginlerini yoksullaştırılarak sermaye millîleştirilmiştir. Devlete borcunu ödeyemeyen Süryaniler, Türkiye’ye güvenlerini kaybederek yavaş yavaş ülkeyi terk ederek, göçe zorlanmıştır. 6-7 Eylül olaylarında ve Kıbrıs 1974 çıkartmasında da salt Hristiyan oldukları için üzerlerine düşen acıyı yüklenmişlerdir.
198O faşist askeri darbesinden sonrada Avrupa’ya gidişler yine artmıştır. 1990’lı yıllarda bölgede yaşanan kirli savaş sonucu iki ateş arasında kalan Süryani halkına yine yurt dışı yolları görünmüştür. Kısacası, Süryani halkı için 1915 bitmedi, sürüyor. Barış sürecinde ülkeye dönüş çağrısı yapan AKP hükümeti Azınlıklar konusunda yeniden güven kazanmak istiyorsa öncelikle samimi olmalıdır…”
“ANADOLU’DA YAŞAMIŞ TANINMIŞ SÜRYANİ AYDINLARI”
“Anadolu coğrafyasında 1915’de katledilen Süryani aydın ve din adamlarından bazıları şunlardır:
Peder Gabriyel Kappo (1915 ) Siirt Kıldani kilisesi başpiskoposu sekreteri, yazar, arşivci 1915’de katledildi.
Adday Şer ( 1867-1915 ) Siirt Kildanı kilisesi başpiskopusu, doğu bilimci, dil bilimci, tanri bilimci, tarihçi 1915’de katledildi.
Süryani Galle Hermez Efendi (1859-1915 ) Midyat belediye başkanı,1915’de katledildi.
Prof. Dr. Ashur Yousuf (1858-1915) Elâzığ/Harputlu olan Süryani aydını aynı zamanda bir gazeteciydi. 1915 Nisan’da Harput ‘da idam edildi.
Soykırıma uğradıkları için vergileri ödeyemeyenlerin ev ve topraklarına el koyanların neredeyse tamamı Teşkilat-ı Mahsusa’nın o bölgedeki yöneticileri ve bazı işbirlikçi Kürt aşiretleridir.
Bir örnek verecek olursak, bugün Midyat’taki askeri kışla 1915 yılına kadar Mor Šarbel Manastırı idi.
1915’den günümüze değin, güvercin ürkekliğinde yaşayan Süryani halkını, Türkiye kamuoyu Mor Gabriel Manastırı’na açılan hukuk davasıyla tanımıştır… Kendi anayurdunda yabancı olmak tam da Süryaniler için sanki söylenmiş bir sözdür. Süryani halkının kutsal Kudüs’ü sayılan Mor Gabriel Manastırı’ndaki işgal ve toprak gaspı yüzünden pek çok hukuksuzluk ve hak gaspı yaşamıştır.Bu hâlâ da sürmektedir…”
* * *
» » YÜZLEŞME ATÖLYESİ DEVAM EDİYOR: 17 MAYIS CUMA GÜNÜ, ‘1915’TEN 2015’E: SU ÇATLAĞINI BULUYOR’
DSİP Şişli İlçe Örgütü’nce düzenlenen ‘Resmi tarihle atölyesi’nin 17 Mayıs Cuma günü, Saat: 19.00’da gerçekleşecek oturumunun konuk konuşmacısının ise, Harut Özer olduğu açıklandı.
Özer’in sunum yapacağı oturumunun konusu ise; 1915’ten 2015’e: Su çatlağını buluyor…
Yapılan açıklamaya göre; Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Şişli İlçe Örgütü lokalinde gerçekleştirilecek söyleşilere katılım herkese açık. Toplantının yapılacağı adres ise şöyle: Rumeli Caddesi, Nakiye Elgun Sokak, No: 32, Daire: 3 İkbal Apt. Osmanbey, Şişli/İstanbul.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: