İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cumhurbaşkanının 9 Mayıs Avrupa Günü Mesajı

Avrupa kıtasında barış, istikrar ve refahın sembolü olan 9 Mayıs Avrupa Günü münasebetiyle, vatandaşlarımız başta olmak üzere tüm Avrupa halklarını gönülden tebrik ederim. Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın adını taşıyan 9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Deklarasyonu, “Dünya barışı kendisini tehdit eden tehlikelerle orantılı çabalar olmaksızın korunamaz.” cümlesiyle başlayarak, Avrupa ülkeleri arasında bir üst otoritenin tesisi, bu suretle üretimde dayanışmanın sağlanması ve rekabetin önlenmesi çağrısında bulunmuştur.

****


Avrupa Günü
Avrupa Günü, Mayıs ayının ilk 10 günü içerisinde Avrupa Birliği ülkeleri ve aday ülkelerde kutlanan gün. Avrupa Günü olarak Avrupa’da kutlanan gün aslında 5 Mayıs’tır. 5 Mayıs 1949’da Avrupa Konseyi kurulmuş ve bu tarih II. Dünya Savaşı’ndan çıkış için en önemli ümitlerden biri sayılmıştır. 5 Mayıs tarihi 1964 yılından bu yana Avrupa Günü olarak kutlanmaktadır.
AB ise henüz AET iken planın açıklandığı 9 Mayıs’ı Avrupa Günü ilan etmiştir. Ancak Avrupa’da bazı kesimler hala Avrupa Günü olarak 5 Mayıs kutlamaktadırlar. Çünkü Avrupa Konseyi o tarihlerde özellikle insan hakları, hukukun üstünlüğü ve parlamenter demokrasi gibi ilkeleri savunduğu ve yerleştirmeyi amaçladığı halde, Schuman Bildirgesi sadece kömür ve çelik sektörlerinde ekonomik işbirliğini amaçlamaktadır.
Cumhurbaşkanının Mesajı
9 Mayıs Avrupa Günü
Avrupa kıtasında barış, istikrar ve refahın sembolü olan 9 Mayıs Avrupa Günü münasebetiyle, vatandaşlarımız başta olmak üzere tüm Avrupa halklarını gönülden tebrik ederim.
Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın adını taşıyan 9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Deklarasyonu, “Dünya barışı kendisini tehdit eden tehlikelerle orantılı çabalar olmaksızın korunamaz.” cümlesiyle başlayarak, Avrupa ülkeleri arasında bir üst otoritenin tesisi, bu suretle üretimde dayanışmanın sağlanması ve rekabetin önlenmesi çağrısında bulunmuştur.
İhtilafların ve tarihi derinliği olan düşmanlıkların diyalog ve uzlaşmayla aşılarak uzun süreli barış ve istikrarın sağlanabileceğini ortaya koyan Avrupa projesi, gerek kendi içindeki ekonomik ve sosyal sorunlar, gerek Kuzey Afrika ve Akdeniz havzasında yaşanan tarihi dönüşüm nedeniyle ciddi bir imtihanla karşı karşıyadır.
Büyük Afro-Avrasya coğrafyasının kalbinde yer alan Akdeniz havzasında yaşanan bu gelişmeler karşısında Avrupa’nın “kabuğuna çekilmek” yerine, “kabuğunu yırtmak” suretiyle başta komşu coğrafyalar olmak üzere küresel gelişmelere yön verecek bir stratejik vizyona sahip olması elzemdir.
Böyle bir atılım, ancak, Schuman başta olmak üzere Avrupa idealinin kurucularının müstesna vizyonları ile ortaya koydukları “tam dayanışma” fikrinin “Pan-Avrupalı” bir yaklaşımla her alanda gerçekleştirilmesi ve birlik bilincinin tüm boyutlarıyla kadim Avrupa kıtasının bütününe yayılması sayesinde sağlanabilecektir. Mevcut şartlar altında, Avrupa kıtasında ortak değerlerin dışında sun’i sınırlar oluşturmak, bahsettiğim dayanışma ihtiyacına en büyük zararı verecektir.
Siyasi, iktisadi, coğrafi, insani, tarihi ve kültürel bakımdan Avrupa’nın tartışmasız parçası olan Türkiye’de de, 9 Mayıs Avrupa Günü, Avrupa Birliği’ne (AB) adaylık statümüzün tescil edildiği 1999 yılından bu yana kutlanmaktadır.
Bu yıl imzalanmasının 50. yıldönümünü idrak ettiğimiz Ankara Anlaşması, Türk halkının Avrupa yöneliminde adeta bir kilometre taşı olmuştur.
Türkiye’nin AB’ye üyelik hedefi, bu hususta ortaya koyduğu stratejik vizyonun en önemli boyutunu oluşturmaktadır. Bu vizyonun temelinde, Anadolu’nun kadim birleştirici ruhundan güç alan Türkiye’nin daima Avrupa tarihinin bir parçası olması ve modern Avrupa’daki tüm siyasi, ekonomik ve kültürel yapılanmaların içinde, büyük bölümünün kurucu üyesi olarak yer alması bulunmaktadır.
Bu çerçevede, AB üyelik sürecimizi yaklaşık 15 yıldır kapsamlı bir reform programı dahilinde kararlılıkla sürdürmekteyiz. Somut etkileri uzun süredir gerek ekonomik gerek toplumsal hayatımızda hissedilen bu reformlar, daha demokratik, daha müreffeh ve daha güçlü bir Türkiye inşa edilmesinin önünü açmıştır.
Türkiye’nin AB’ye katılım konusunda yıllardır azimle sergilediği gayretlerin arzu ettiğimiz şekilde sonuçlanması, tabiatıyla, AB’nin taahhütlerine “ahde vefa” ilkesi çerçevesinde sadık kalmasıyla da yakından bağlantılıdır.
Türkiye’nin katılımı, ekonomi, enerji, dış politika ve güvenlik gibi alanlarda sağlayacağı yeni açılımlarla AB’ye uluslararası camia içinde daha belirgin ve ağırlıklı bir konum kazandıracaktır. Ülkemizin üyelik sürecinin başarıyla sonuçlanması, AB’nin temsil ettiği değerlerin daha geniş coğrafyalarda kabul görmesi yönünden de eşsiz bir fırsat sunmaktadır.
Diğer taraftan, yarım asırdır ortaklık ilişkisi içinde bulunduğumuz AB içindeki “farklılaştırılmış Avrupa” tartışmaları, Türkiye’de de ilgiyle takip edilmektedir. AB içinde bu hususta ortaya çıkan görüş farklılıklarının açık ve şeffaf biçimde ele alınması, şüphesiz meseleyi değerlendirmenin en sağlıklı yoludur. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa bütünleşmesini güçlendirmeyi hedefleyen bütün girişimlerin AB’yi daima ileriye taşımış olması ışığında, sözkonusu tartışmaların ortak aklı yansıtan bir formülle neticeleneceğine inancım tamdır.
AB’nin geleceğine ilişkin hususların, üye ülkelerin yanısıra Türkiye gibi müzakere sürecindeki ülkelerce de ele alınmasına önem atfediyoruz. Zira, Avrupa’nın geleceği hepimizi ilgilendirmektedir. Esasen Türkiye, 2002-2003 yıllarında faaliyet gösteren ve 2009’da Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle sonuçlanan sürece öncülük eden “Avrupa Konvansiyonu”’nda aday ülke sıfatıyla yerini alarak, AB’nin geleceğine ilişkin görüşlerini ve nasıl bir Avrupa istediğini ortaya koymuştur. Türkiye, ayrılmaz parçası olduğu Avrupa projesine, bu konularda önümüzdeki dönemde de katkı sunmaya devam edecektir.
Bu düşüncelerle, Avrupa bütünleşmesine emeği geçenleri saygıyla anıyor; AB projesinin daha da güçlenmesi temennisiyle, başta vatandaşlarımız olmak üzere bütün Avrupalıların 9 Mayıs Avrupa Günü’nü bir kez daha içtenlikle kutluyorum.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: