İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dinleyin, Bethnahrin halkı konuşuyor

Ayşe GÜNAYSU
20 Nisan 1915 tarihli bir mektup. Günlerden Pazartesi: “Hücremden sevgili kardeşim, Hanna Yusuf Yawsef’e mektubumdur. Dün, 19 Nisan 1915 Pazar günü Türklerin kana susamış bir halde, kadın çocuk demeden katliama başladıklarını öğrendiğimizde dehşete düştük. (…) Gizlenmek için hazırlanıyordum ki, beni de aldılar ve bu hücreye koydular. Sana son mektubumu yazma fırsatı bulduğum için mutluyum. Son mektubum diyorum, çünkü ne zaman ve nereye bilmiyorum ama bizi buradan çıkardıklarında sağ koymayacaklarını iyi biliyorum. Ölümüme üzülme. Tanrı böyle istemiş. Ben en büyük, en ulu yargıcın huzurunda Süryanilerin haklarını korumak üzere gökyüzüne yükseleceğim.

Milletimizin eğitimi için yazmaya başladığım kitaplar ve çalışmalar yarım kaldı. Bunların hepsini en kısa zamanda yok edeceklerini biliyorum. (…) Sevgili karımı ve çocuklarımı sana emanet ediyorum. (…) Zamanım kalmadı, sana esenlik ve günün birinde düşmanlarından öcünü alabilmen için can güvenliği dileyerek bu kederli mektubu bitiriyorum. Elveda kardeşim. Elveda. Ashur S. Yawsef.
Ashur Yawsef 1858’de Harput’ta doğdu. Zamanının profesör olarak anılan ünlü bir aydınıydı. Eğitimci, yazar ve yayıncıydı.  23 Haziran 1915’te Diyarbakır’da idam edildi.
Süryaniler, 1915-1923 yılları arasında katledilen, sürülen, yollarda ölüme terkedilen, zenginliklerine el konulan yaklaşık üç milyon Anadolulu Hıristiyan halklardan biri. Gözünü bugün ilk adımları atılmakta olan, Kürtlerin bileğinin hakkıyla kazandıkları barış sürecine çevirmiş halklardan biri.
Süryanilerin, bir zamanlar aynı coğrafyayı paylaştıkları Kürtler gibi dağlarda gerillası, güçlü siyasi partisi, mecliste milletvekili, bir anda meydanları dolduran, dağlara yürüyüp helikopterlere meydan okuyup operasyonları durduran kitlesi yok. Çünkü imha edildiler. Bitirildiler. Tıpkı Ermeniler gibi. Fiziki olarak yok edildiler. İşte bu yüzden Kürt Özgürlük Hareketi de, hepimiz de omuzlarımızda büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Anadolu’nun yok edilen Hıristiyan halklarına olan borcumuzu ödeme sorumluluğu. Uçurumlardan atılan, nehirlerden akan, kurşun ziyan etmemek için balta, nacak, kasatura ile paramparça edilen milyonlarca mezarsız ölünün gözleri üzerimizde.
22 Haziran’da Süryani, Asuri, Keldani, Arami politik örgütleri ve yurtseverleri bir “Bethnahrin ve Dünya Kamuoyuna” başlıklı bir bildiri yayınladılar. Altında çeşitli ülkelerden çok sayıda örgüt ve kişi ismi var. Buraya sadece bazı bölümlerini alabileceğim:
“Biz, Bethnahrin halkının (Süryani-Asuri-Keldani-Arami) politik örgütleri ve yurtsever aydınları olarak, Türkiye’nin doğusunda ve anavatanımız Bethnahrin’de silahlı çatışmaların bitmesini selamlıyoruz. Biz her zaman barışı destekledik ve destekliyoruz, ama bu barış ‘bin senelik Türk-Kürt Sünni kardeşliği’ temelinde gerçekleşemez. Tarihimizdeki Sünni Ümmetçiliği temelinde yeniden tesis edilmeye çalışılan bu kardeşlikten kaynaklanan toplumsal yaralar ve acılı deneylerimiz, böyle bir ‘bin senelik kardeşliği’ reddetmeyi zorunlu kılıyor.”
“Türk ordusu ile PKK gerillaları arasında silahlı çatışma, on binlerce kişinin, bu arada onlarca masum halkımız mensubunun da hayatına mal oldu. Binlerce yıl yaşadığımız yerleşim yerlerimiz boşaltıldı ve yıkıldı. Halkımız kitleler halinde göçe zorlandı. (…) Halkımıza karşı yapılan 1846, 1895-96, 1909, özellikle 1915 yılında Ermenilere ve halkımıza karşı yapılan soykırımın (SAYFO) ve 1915’ten sonra 1922-23’teki Rum Pontus ve 1937-38 Dersim Alevi Kızılbaş soykırımın yaraları hala kanıyor.”
Bildiri imzacıları, “Bu sürecin TC’de yaşayan tüm halklara ve bölgedeki (Suriye’dekiler dahil) etnik ve dini azınlıklara gerçek bir barış getirebilmesi için” taleplerini belirtiyorlar. En başta soykırımın tanınması geliyor: “Tarihin tekerrür etmemesi için, Türk ve Kürt halkının 1915’te Osmanlı’da yaşayan Hıristiyan halklara yapılan soykırımı (SAYFO) kabul edip tanımalarını ve tarihte örneği az rastlanan katliam ve cinayetlerinden dolayı Hıristiyan halklardan özür dilemelerini ve 1937-38’de Dersimli Alevi-Kızılbaşlara karşı yapılan soykırımla yüzleşmelerini ve yaptıklarının sorumluluklarını kabul etmelerini talep ediyoruz.”
Bildiride ayrıca Suriye Kürtlerinin, yeni bir Hıristiyan, Alevi ve Ezidi soykırımına doğru gidilmemesi için Türkiye’nin desteğini alan İslamcı gruplarla işbirliğinden uzak durması isteniyor.
Bu yıl İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’un Sultanahmet’te düzenlediği Soykırım Anma etkinliğinden tarihçi Ara Sarafian ve İsveç Asur Gençlik Federasyonu temsilcisi Şabo Boyacı’nın ardından söz alan BDP İstanbul İl Eşbaşkanı Ali Rıza Bilgili, Ermeni ve Süryani temsilcisi konuklarımıza en güzel yanıtı verdi. Soykırımda Kürtlerin de suçu olduğunu, Ermeni ve Süryani halkından bir Kürt olarak özür dilediğini söyledi. Hiçbir Türk politikacıdan duymadığımız adil bir yüreğin sözleriydi bunlar. Gerçek bir barış sürecini besleyecek ana damarlardan biri de böyle bir yürektir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: