İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dersim Tertelesi Adalet Arayışında Yüzegelen Bir Iceberg’in Su Yüzünde Görünen Parçasıdır !

Sarkis Hatspanian
Ermeni Soykırımı sırasında tarihte ‘erken Dersimliler’ adlandırılan ve ‘proto-Ermeni’ olarak tanımlanan Dersimli Kırmanc Alevi Zaza aşiretlerden bazılarının soydaşları Dersim Ermenilerini Osmanlı hükümetine teslim etmeyi reddetmiş olduklarıyla, Ermeni kaynaklarına göre 20.000 ile 36.000 arası insanımızı vahşi katliamlardan kurtardıkları bilinen bir gerçektir.

Baytar M. Nuri Dersimi’nin anılarında da belirtilmiş olan bu gerçeğe göre binlerce savunmasız Ermeni ailesinin ölüm kervanlarından güvenli olarak kaçması sağlanmış ve 1915’te çevre vilayetler de dahil olmak üzere 30.000’den fazla Ermeni Dersim’e sığınmıştır. Bu insanlardan bir kısmının Erzınga (Erzincan) üzerinden Rusya Çarlığı sınırlarını geçebildiği bilinirken, çoğunun kendilerini kurtaran ‘erken Dersimli’ soydaşlarının da daha eski zamanlarda yaptıkları gibi davranıp, fiziki korkunç bir imhadan korunup ‘tercihlerini’ Alevi Kızılbaş Zaza kimliğinden yana kullanarak, varlıklarını bu yolla korumaya çalışmış oldukları da tarihsel reddedilmez bir gerçekliktir.
«T.C.» henüz dört yaşındayken, 1927 yılında yapılan nüfus sayımında din ve milliyet istatistikleri de yapılmıştır. Bu sayımın resmi sonuçlarına göre «T.C.»’de yaşayan Alevilerin sayıları o gün itibarıyla 13,5 milyonluk nüfusun neredeyse üçte birine, yani 4,5 milyon kişiye istina ederken, Hristiyan dinine mensup, anadili Ermeniceyi konuşmaya muktedir Ermenilerin sayısı takriben 140.000 olarak kayda geçmiştir. 1915-1923 yılları arasında vuku bulan soykırımdan mucizeyle kurtulabilmiş ve soykırımın bir başka safhasının mağduriyetini yaşamaya da mecbur edilen, yani kimlik değişimi vahşetine uğratılarak zorla müslümanlaştırılmış 350 binden fazla Ermeni kadın, kız ve erkek çocukların bu sayıda resmedilmediği açıktır.
Ancak bu sayıya, ‘gönüllü’ olarak Alevi Kızılbaş Zaza kimliği ardında gizlenebilmiş, Sebastia (Sivas), Malatya, Erzınga (Erzincan), Bürakın (Bingöl), Kharberd (Elazığ), Adıyaman, Maraş, Tigranakert (Diyarbakır), Muş ve en fazla da Dersim’de yaşayagelen yüzbinlerce Ermeni insanı da pek ‘tabii’ dahil değildir.
1920-1926 yılları arasında Koçgiri, 1927-1930 arasında da Ararat (Ağrı) isyanlarının gerçekleşmesinde Ermenilerin parmağının bulunduğu iddiasının pek yaygınlaşmış olması temelinde, kan ve ateşle işgal edilmiş Batı Ermenistan topraklarının asıl sahiplerine yüzyıllardan beri zaten hiç dinmemiş olan bir azgınlıkla saldırarak, kutsal olarak kabul ettikleri ‘Ermeniliğin kökünü kurutma’ görevlerine sadık kalarak, etnik temizliğe devam etme paranoyasıyla yatıp-uyanan neo-ittihatçı Kemalist güçler, Ararat (Ağrı) isyanının örgütlenmesinde en kilit adam olarak bilinen, ZİLAN BEY takma adını kullanan saygın kişinin aslında Khınuslu (Hınıs) Ardaşes MURADYAN adlı Ermeni bir devrimci olduğunu öğrendikten sonra, tüm bölgeye yolladıkları binlerce ‘gizli müfettiş’ aracılığıyla görülmemiş bir Ermeni avına koyulup, iz sürmeye başladıkları da bilinmelidir.
Ankara hükümetinin gizli emriyle ‘gizli raporlar’ hazırlamak amacıyla bölgeye didinerek, her metrekaresini tarayan devletin bu aylıkçı memurları, 1937-1938’de Dersim’de gerçekleştirilen kanlı katliamlardan çok yıllar önce, kadim Ermenistan tarihinde kartal yuvası olarak adlandırılan Dzopk Eyaletini çevreleyen bu genişçe bölgede, en başta ‘bittabi’ Ermeniler olmak üzere, özellikle ‘proto-Ermeni’ Kırmanclar ve geriye kalan tüm Alevi Kızılbaş Zazaları da en ince ayrıntılarına kadar not ederek fişlemişlerdi.
Kilikia’nın ruhani merkezi Ermeni Sis (Kozan) şehrinde doğma-büyüme, 1989 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’na tayin edilmesinden kısa süre sonra, 1990 Aralık sonu kurumun Genel Müdür Yardımcılığına getirilmesi ertesinde, Osmanlı Arşivi’nin otomasyonunu başlatan Yusuf Halaçoğlu’nun, 21 Eylül 1993’de Türk Tarih Kurumu Başkanlığına getirildiğinde yaptığı sarsıcı açıklamaların yukarıdaki anlatımın temellendirilmesi anlamında pek ciddi bir öneme sahip olduğu tartışılmazdır. Değişik etnik ve inanç kimlikleri ardına saklanarak ‘GİZLİ ERMENİ’ olarak yaşamını sürdürmeye zorlanmış yüzbinlerce soydaşımızın varlığı hakkında «T.C.» devleti tarihinde ilk defaya mahsus olmak üzere, onun oldukça üst düzey temsilcilerinden birisinin ağzından bu acı gerçeğin «Ülkemizde 500 bin “kripto Ermeni” var» diye itiraf edilmesini bilmeyen yoktur, eminim.
Ancak asıl acaip olan şey, Y.Halaçoğlu bu gerçeği söylediğinde onu “kafatasçılıkla” suçlayıp, yargısız infaza tabi tutanların tepkisini anlamanın oldukça zor olmasının yanında, ondan yıllar sonra «T.C.» Genelkurmayı’nın Meclis’e gönderdiği Dersim Katliamı belgelerinden, bölgede katledilen ve sürgün edilen Ermeniler ile nüfuz sahibi aşiretlerin tek tek fişlendiği ortaya çıktıktan sonraki suskunluğunun da bir o kadar anlaşılmaz olduğudur.
Genelkurmay Başkanlığı’nın 1937-1938 Dersim Katliamı’nı araştırmak üzere TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan Dersim Alt Komisyonu’na, gönderdiği belgeler arasında, bölgedeki aşiretler ile Ermenilerin fişlendiğine ilişkin raporlar da yer aldı. Bu resmi raporlar sayesinde, sürgün edilenlerin listesindeki Ermenilerin de ayrıca özel olarak fişlenmiş olduğu gerçeğinden haberdar olduk. Sürgün edilenlerin kimler olduğu, etnik aidiyeti ve nereye sürüldükleri hakkında pek detaylı bilgilerin de yukarıda bahsi edilen o ‘gizli müfettişler’ tarafından yazılmış olduğu sonradan ortaya çıktı.
Tüm bu belgelerden birçoğunun altında Mustafa Kemal (Atatürk) ile İsmet İnönü’nün imzalarının bulunması oldukça dikkat çekiciydi. Belgeler arasında, bölgedeki Ermeniler hakkında hazırlanmış bir çok rapor yer alıyordu; Ermenilerin hangi köylerde ikamet ettikleri tek tek tesbit edilerek raporlara detaylı bir şekilde yazılmış, kaydedilmişti. Bu böyle olduğu halde, resmi belgeler arasında yer alan Dersim’den sürgün edilen 14 bin 410 kişi hakkında bilgilerin yer aldığı listedeki Ermenilerin “konuştuğu dil” hanesine her nedense “Ermenice” yazılmamış olması çok ilginçti. Önemli ayrıntılar barındıran bu listede, sürgün edilenler hakkında kişisel bilgilerin yanısıra, bu kişilerin aslen nereli olup, nerelerden hangi yerlere sürgün edildikleri de yazılıydı.
Belgelerde, Dersim aşiretleri için de pek detaylı raporların hazırlandığı görüldü. Asıl problem olarak 6-7 aşiretin görüldüğü belirtilen bu raporlarda, bu aşiretlerin nüfusları, etnik dokuları, birbirleriyle olan ilişkileri, hangi aşiretin hangi dili konuştuğu, aşiret yapıları, aşiretlerin coğrafi sınırları, aşiretlerin nerelerde, ne kadar etkin olduğu ve bu etkinliğin nerelere kadar uzandığı, aşiretlerin kaç silahlı adama sahip olduğu şeklinde ayrıntılı krokiler çıkarıldığı öğrenilmiş olsa bile, ‘erken Dersimliler’ olarak adlandırılan ve ‘proto-Ermeni’ oldukları tarihin gelmiş-geçmiş tüm sağır sultanlarınca dahi bilinen, yörenin en kadim ve otokton halkı Kırmancların etnik dokularına dair “TOP SECRET” bilgilerin “Raison d’Etat” temelinde MGK yasağını geç(e)memesi nedeniyle «T.C.» devletinin gizli-saklı kasalarında yedi başlı dev ve ejderhaların koruması altında görülmedik bir özenle saklandığını olur da bilmeyenler olabilir diye, bu gerçeği Nasrettin Hoca’nın öğüdüne uyarak, bilenlerin bilmeyenlere, duyanların da duymayanlara anlatmasının zamanı gelmiş gibi görülüyor sanıyorum.
Uluslararası hukuk gereğince, “insanlığa karşı işlenmiş zaman aşımı tanımayan tek suç”-un yüzyılı 2015’e 2 yıl kala, 1937-1938 yıllarında Dersim’de vuku bulan kelimelerle anlatılamaz vahşetin, 1894-1923 yılları arasında Ermeni ulusuna karşı gerçekleştirilen kanlı soykırımın devamı olduğu doğrusunun yüksek sesle ifade edilerek tartışılmasının fazlasıyla gerekli olduğuna inanmam, Dersim Tertelesi’nin adalet arayışında yüzegelen bir iceberg’in su yüzünde görünen parçası olması nedeniyledir !
Üç çeyrek yüzyıldan bu yana çünkü, her 24 nisan’dan 4 Mayıs’a yüreğimizin derinliklerinde taşıdığımız tarif edilemez bu acıyı ‘bir biz biliriz, bir de ağzı var dili yok’ Ermenistan tarihi !
Dersim’de 1915-1923 arası Ermenilere yapılan vahşete Zazaca (İlk Soykırım) anlamına gelen TERTELE VIREN, 1937-1938 vahşetine ise (Sonraki Soykırım) anlamına gelen TERTELE PEEN denmesi bile “ACIYI BAL EYLEYEN” bu iki kardeş halkın tarihsel kader birliğini simgeliyor kuşkusuz !
Dersim’in mağdur ve mazlum insanlarının dillerinde TERTELE VIREN ve PEEN olarak ifade edilen felaketlerde vahşice imha edilen ve sürgünlere maruz bırakılan onbinlerce masum insanımızın acısı önünde saygıyla eğiliyor ve “BİR DAHA ASLA” diyorum.
Sarkis HATSPANIAN
Yerevan, 4.mayıs.2013
DOĞU ERMENİSTAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: