İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cemaat Vakıflarının Seçim Çevresi (Son)

Değerli Okurlar,

Cemaat vakıflarının seçim çevresi konusundaki tartışma -tek taraflı olarak da olsa- sürüyor. Tek taraflı diyorum, çünkü seçim çevresinin il olmasını isteyenler, gücüyle, gazetesiyle, dergisiyle, gündemi belirliyor. Başarılı PR yanında, kaynağı belirsiz söylentiler de öneriyi destekliyor. Yönetmelik nasıl çıkar bilinmez ama çok büyük ihtimalle Ermeni cemaatinin önerisi bu grubun istediği doğrultuda olacaktır. Tabi seçim çevresinin il olmasını isteyen lobi söylendiği kadar güçlüyse yönetmeliğin de onların istediği gibi çıkması süpriz olmaz.

Geçenlerde bir dostum cemaatin etkili çevrelerinin bana tepki duyduğunu ve marjinal gördüğünü söylüyordu. Bu durumda ben de son bir yazıl ile bu anlamı kalmayan tartışmayı kendi açımdan bitirmeye karar verdim.
Öncelikle bir noktayı belirteyim. Benim de, çocuklarımın ve akrabalarımın da, yakın dostlarımın da cemaat vakıfları yönetimine seçilmek gibi bir isteğimiz olmadığı gibi  vakıflarımızdan bir beklentimiz de yoktur. Pantone katalogundaki tüm renklerden gruplar oluşsa bana bir tanesi uymaz. Diğer yandan bu tartışmaların bence  en önemi nedenlerinden biri olan iki önemli vakfın ve tabi diğer vakıfların gelecekte kimin tarafından yönetileceği de dürüst kişiler olması dışında beni hiç ilgilendirmiyor. Her ne kadar toplumda farklı değerlendirmeler duyuluyorsa da herhangi bir yönetimi desteklemek ya da karşı çıkmak gibi bir amacım yok. Seçim hilelerine karşı çıktığımız için, hile yapanların bırakın kiliseyi meyhaneye bile yönetici seçilmeyeceklerini söylediğimiz için taraf ilan edildim.
Yöneticilerinden tamamen ayrı olarak cemaat için, bu toplumun geleceği için doğru bildiğimi, doğru olduğuna inandığımı söylüyoruz. Hem de akıntıya karşı yüzmek, hakim zihniyetle, güçlülerle ters düşme pahasına.
Cemaat vakıflarını seçim çevresi ile ilgili önerimizin son haline yayımlamıştık.
http://hyetert.blogspot.com/2013/02/patriklik-makamna-sunulan-cemaat.htmlHatırlayabileceğiniz gibi önerimiz günümüzde tüm cemaatin yararlandığı ortak vakıflar dışında kalan vakıfların seçim çevresinin doğal ve geleneksel seçim çevresi olan semte en yakın olarak değerlendirebileceğimiz ilçe olması gerektiğini, ancak ilçede yeteri kadar cemaat mensubu yoksa -İstanbul temel alınarak- bölgenin ve bölgede de yeteri kadar cemaat mensubu yoksa İstanbul ilinin seçim çevresi olmasını ön görüyordu. Burada esas olan -belediye, muhtar ve benzeri yerel yönetimlerde olduğu gibi- demokrasinin temel kurallarından olan yararlananların kendi yönetimini seçmesidir.
Bilindiği gibi Müslüman olmayan azınlıkların yaklaşık %98’i İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da yaşayan Ermeni Apostolik kilisesine bağlı cemaat mensuplarının en az %95’i de vakıflarımızın çoğunun da bulunduğu, her birinde on on beş bin cemaat mensubunu yaşadığı ve  5-6 ilçede yaşamaktadır. Yüzyıllardan beri süregelen gelenek ve görenekler göre tüm cemaatin yararlandığı ortak vakıflar[i]dışında kalan semt vakıfları bulundukları semtin cemaati tarafından seçilen yöneticilerce yönetilir. Bu yönetim çağdaş yerinde ve yerel yönetim ilklerine de uygundur. Ancak günümüzde semtin tespitinde çıkan sorunlar nedeniyle seçim çevresi çok haklı bir kararla ilçe olarak belirlenmiştir.
Karşı görüş ise seçim çevresinin, seçim çevresinin genişletilmesindeki elli yıldan beri tek amacının vakıfların sahipsiz kalması olduğu gerçeğini dikkate almadan seçim çevresinin il olmasını öneriyor. İlçede yaşayan on binlerce cemaat mensubunun seçimi yetersiz görülüyor. Bu arada pek destekçisi olmayan seçim çevresinin bölge olmasını yeteri kadar cemaat mensubu yoksa seçim çevresinin il olmasını isteyenler var.
Bu gün cemaatte güçlü olanların seçim çevresinin il olmasını istediği, bizim önerilerimizin marjinal görüldüğü bir gerçek. Ancak seçim çevresi ilçe olan vakıfların ezici çoğunluğunun ve konuyla ilgili çok az bilgisi olan halkın ezici çoğunluğunun seçim çevresinin il olmasını istediği ise ciddi bir yanıltmadır.  Toplumun büyük bir bölümünün çeşitli nedenlerle nötrleştiği cemaat işlerinden uzaklaştığı bilinirken bu iddiaların tutarsızlığı açıktır.
Diğer taraftan herhangi bir ön bilgi verilmeden vakıf başkanlarının katıldığı seçim çevresiyle ilgili ilk toplantı, vakıf çevresinin ilçe ya da il olması konusunun açık oylama yapılması ve bu oylamaya dayanarak yapılan değerlendirmelerin açık bir yanıltmadır. Ayrıca yöneticiler arasında bu konuda yapılacak oylamanın açık oyla yapılmasını, aksi taktirde çoğunluğun vakıfların seçim çevresinin ilçe olmasını isteyeceği açıkça söylendiğine göre burada gizli, etik olduğu tartışmalı başka nedenler aramak gerekiyor.
Vakıf başkanlarının yönetimlerine danışmadan ve yönetim kurulu kararı almadan bu konuda oylamaya katılmaları önemli bir yanlıştır. Ayrıca oylamanın seçim çevresi ilçe olanlar arasında yapılması gerekirken ortak vakıfların ve çeşitli nedenlerle seçim çevresini il olarak değiştirmiş olan vakıflar da oylamaya katılması oylamayı daha da sorunlu hale getirmiştir.
Son olarak yönetmeliğin ilgili maddelerinin iptali öncesi yani 7-8  ay önce her dilekçe veren cemaat vakfının seçim çevresi idarece hiçbir itiraz olmadan il ilan edildiği halde bu gün seçim çevresinin -vakfın yararı ya da bilmediğimiz bir nedenle- il olmasını isteyen vakıfların neden başvurup seçim çevrelerinin il olmasını sağlamadıkları da ciddi bir soru işareti olarak ortadadır. Geleneksel olarak da yasal olarak da asıl ve tek görevleri kendi vakıfları için doğru ve yararlı olanı seçmek olan yönetimlerin bu konuda nasıl bir savunma yapacaklarını da merak ediyorum. Bu nedenlerle de vakıfların ezici çoğunluğunu ya da halkın ezici çoğunluğunun seçim çevresini il olmasını istediği sözleri sadece bilinçli olarak yapılan bir yanıltmadır.
Seçim çevresinin il olmasını isteyenlerin büyük bölümünün ana amacının, vakıfların sahipsiz kalması değil, her ne kadar demokrasi, şeffaflık gibi sözlerin arkasına saklanırsa saklansın bu konuyu savunanların çoğunluğunun ilk amacının iki vakfın dize getirilmesi olduğu açıktır. Gelecekteki yöneticilerin kendilerine uygun yönetmelerle belirlenmesi ise ikinci amaç olarak ortaya çıkmaktadır. Söz konusu iki vakıftan birincisi, gerçekten savunulması mümkün olmayan, başarılı ve yeterli olduğunu kimsenin iddia etmediği Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı yönetimidir. Diğeri ise başarısını hereksin onaylamakla birlikte, yayılan söylentiye göre vakıf başkanın diğer vakıflara yardımda keyfi ölçüler kullanması, sevmediklerine  az yardım yapması gerekçesiyle Ortaköy Surp Astvazazin Meryemana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı yönetimidir. Uzun zamandan beri pek az kişiyle görüşen bana bile bir kaç kişiden bu dedikodular geldiğine göre, Ortaköy konusundaki bu suçlamanın toplumun her kesimine yayıldığını söylemek zor değil. Gerçeği bilmiyorum, sormadım. Ancak benim bu konuda merak ettiğim bir şey var: açık, kapalı vakıf yöneticilerine “benim istediğimi kabul etmezsen ben de senin vakfına yardım yapmam” diyenler varsa, acaba bunlar yönetime seçilseler nasıl davranırlardı?
Kısacası kendilerince, Beyoğlu kötü örneğinden yola çıkarak, kötü örneğin örnek alınmaması[ii]gerektiği gerçeğini dikkate almayarak, hem geleneksel hem de çağdaş yönetim ilkelerine uygun olan seçim sistemi alt üst edilmek istenmektedir. Örneğin Bakırköy belediye başkanı ya da belediye meclis üyelerinin Bakırköy halkı tarafından değil İstanbul halkı tarafından seçilmesi, bu iddia sahiplerine göre -nasıl olacaksa- daha demokratik,  daha çağdaş ve yararlı olacaktır.
Yine İstanbul’da neredeyse 20 kişiye bir vakfın düştüğü Rum ya da Katolik Ermeni cemaatini esas alarak, nasıl olsa bir gün biz de o kadar kalacağız gerekçesiyle seçim çevresini il ilan etmek gelişmiş bir vizyon olarak görülüyor olmalı.  Böyle bir görüşün, nasıl olsa bir gün öleceğiz diye bu gün kafamıza kurşun sıkmaktan farkı yoktur.
Geleneklerin zaman içinde değiştiği gibi Palis gerçekleri (malum-u ilam) ise olsa olsa yanıltma amaçlı, uzman yönlendirmeleridir. Semt cemaat vakıflarının seçim çevresinin semtten ilçeye dönmesi ciddi bir çağdaşlaşma ve geleneğin doğru yönde değişmesidir. Kaldı ki dini gelenekler pozitivistler, laikçiler istese de kolay değişmez. Seçim çevresi ile ilgili bu tartışmada, arkamda 1500- 2000 oy var diyen, bu nedenle de hakim zihniyet tarafından da desteklenen cemaat mensuplarını rolünü de unutmamak gerekir.
Diğer taraftan cemaatin tüzel kişiliği tanınmadığından, cemaat vakıflarının merkezi bir yönetimi, koordinasyonu, denetimi mümkün değildir. Bu nedenle cemaat vakıflarının seçiminde basit çoğunluk yerine belli bir otokontrol sistemi olan nispi seçim sisteminin uygulanması çağdaş ve doğru olacaktır. Ne gariptir ki pozitivist laikçi demokrasi kahramanları, aidiyeti önemseyenler, sözüm ona uzlaşma yandaşları nispi sistemle seçime yanaşmamaktadır.Farklı paradigmalardan yola çıkan, taban tabana zıt fikirleri uzlaştırmaya çalışanların, yönetimde muhalefet ve otokontrol istememeleri garip bir çelişkidir.   
Sonuç olarak, biz dilimizin döndüğü kadar doğruyu, gerçeği yazdık, söyledik. Toplum genellikle olduğu gibi güçlüden, hakim zihniyetten yana olursa da yapılacak bir şey yoktur. Elle gelen düğün bayram.
Sevgiler.
Murat Bebiroğlu


[i] Hastane, Yetimhaneler, Ruhban Okulu, Ana Kilise ve Lisesi olan vakıflar. Bütün İstanbul cemaatinin yararlandığı vakıflar ortak vakıflardır. Lisesi olduğu için Üç Horan da ortak vakıftır. 
[ii] Su-i misal emsal olmaz.

Yorumlar kapatıldı.